Yargıtay · 6. Hukuk Dairesi
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2023/4317 E. 2024/2292 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/4317
- Karar No
- 2024/2292
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/785 E., 2023/947 K. HÜKÜM/KARAR : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/13 E., 2021/261 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince duruşmasız, davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.06.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: 1-İlk derece mahkemesince eser sözleşmesinden kaynaklanan tenfiz davasının yapılan yargılamasında; Hırvatistan Mahkemesi tarafından alacağa ilişkin verilen ilamın, Hırvatistan Yasalarına göre Hırvatistan' da infaz edilemeyeceği, infazı mümkün olmayan yabancı mahkeme ilamının Türkiye' de de infazının talep edilemeyeceği, zira tenfizi istenen ilamda da muhatabın bizzat şube olduğu, davacının bildirdiği gibi davalı ile Hırvatistan'da ki şube arasındaki ilişkinin banka-şubesi gibi kabul edilmesi halinde Türk kamu düzeni nazara alındığında şube yönünden iflas kararı verilmesinin olanaklı bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. 2- İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi tarafından tenfize konu ilamda davalının şirketin merkez şubesi olarak gösterildiği ve yabancı mahkeme ilamının merkez şube adresinde yetkili temsilcisine tebligat yapılmak suretiyle kesinleştirildiği, tenfize konu ilamda borçlu olduğuna karar verilen tüzel kişilik davalı şirketin merkez şubesi olduğu, davanın yabancı mahkeme ilamında davalı olarak gösterilmeyen ve söz konusu alacaktan sorumluluğu bulunmayan davalı şirkete karşı açıldığı, tenfizi istenen ilamdaki davalı ile iş bu dava dosyasının davalısının aynı olmadığı anlaşıldığından İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 29.11.2018 tarihli, 2017/73 Esas, 2018/1079 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. 3-Bölge Adliye Mahkemesi'nin bu kararına karşı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 2020/1356 Esas, 2020/2842 Karar sayılı ilamı ile; tenfize konu ilamda davalının şirketin merkez şubesi olarak gösterildiği ve yabancı mahkeme ilamının merkez şube adresinde yetkili temsilcisine tebligat yapılmak suretiyle kesinleştirildiği, dolayısıyla tenfize konu ilamda borçlu olduğuna karar verilen tüzel kişiliğin davalı şirketin merkez şubesi olduğu, oysa iş bu dava yabancı mahkeme ilamında davalı olarak gösterilmeyen ve söz konusu alacaktan sorumluluğu bulunmayan davalı şirkete karşı açıldığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddedildiği, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirildiği halde HMK 353/1-b/1 bendine göre hüküm verilmesi gerekçe ile hükmün çelişkisini ortaya çıkardığı belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; yabancı mahkeme kararına göre davacının yüklenici, merkez şubenin ise iş sahibi olduğu, davanın dayanağı olan ... Ticaret Mahkemesi'nin 12.12.2008 tarih ve VII P. 117/08 sayılı kararında; davacının ... (Ltd.Şti) davalının ise ... İnşaat Turizm Yatırım İşl. San.ve Tic. A.Ş.'nin İ... 34 b, ... adresinde bulunan ... İnşaat ana şubesi olduğu, ihtarlı duruşma davetiyesinin merkez şube adresine çıkartıldığı, usulüne uygun tebligata rağmen merkez şube temsilcisinin duruşmaya katılmadığı, mahkemece merkez şube temsilcisinin yokluğunda merkez şubenin temlik veren şirkete 2.780.725,56 Kuna borçlu olduğuna karar verildiği, bu kararın yine Merkez şube adresine tebliğe çıkarıldığı ve yetkili temsilcisine tebligat yapılmak suretiyle kararın 19.03.2009 tarihinde kesinleştiği, MÖHUK'un " Tenfiz Şartları " başlığını taşıyan 54/ç maddesi "o yer kanunları uyarınca kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması" ve 54/b maddesi "ilamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmeşi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması" hükümlerini içerdiği, dosya kapsamındaki evraklardan tenfize konu ilamda davalının şirketin merkez şubesi olarak gösterildiği ve yabancı mahkeme ilamının merkez şube adresinde yetkili temsilcisine tebligat yapılmak suretiyle kesinleştirildiği, dolayısıyla tenfize konu ilamda borçlu olduğuna karar verilen tüzel kişiliğin davalı şirketin merkez şubesi olduğu, davanın yabancı mahkeme ilamında davalı olarak gösterilmeyen ve söz konusu alacaktan sorumluluğu bulunmayan davalı şirkete karşı açıldığı, tenfizi istenen ilamdaki davalı ile eldeki dava dosyasının davalısının aynı olmadığı anlaşıldığından yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde olduğu belirtilerek, davacı vekilinin istinaf talebinin usul yönünden kabulüne, İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25.03.2021 tarihli, 2021/13 Esas, 2021/261 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. 4- Bölge Adliye Mahkemesinin bozma üzerine verdiği karara karşı süresinde taraflar vekillerince temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, bozma doğrultusunda ve usuli kazanılmış hak ilkesi gözetilerek ve istinaf nedenleriyle sınırlı, usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, özellikle; tenfiz kararı verilebilmesi için MÖHUK'un 54/ç maddesindeki " O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması" şartlarının bulunması gerektiği, ilgili düzenleme gereği davalının tenfizi istenilen yargılamada taraf olarak bulunmadığı ve buna itiraz ettiği, bu durumda pasif dava ehliyetinden davanın reddine karar verilmesinde ve davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde bir hata olmadığının anlaşılmasına göre tarafların tüm temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi kararına ilişkin taraflar vekillerinin tüm temyiz sebeplerinin reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan taraflara verilmesine, aşağıda yazılı harçlarının taraflardan alınmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 25.06.2024 gününde oy çokluğuyla karar verildi. - KARŞI OY YAZISI - Sunulan Hırvat hukukuna ilişkin tercüme belgelere göre, Hırvatistan hukukunda, iştirak olarak adlandırıldığı anlaşılan merkezi yurt dışında bulunan şubelerle ilgili şu hüküm bulunmaktadır: "İştirakler kurucunun yabancı şirketini temsil eder, kurucu zorunlu faaliyetlerini gerçekleştirir. Kurucunun Devlete üyeliğin Hırvatistan Cumhuriyeti'nin sınırları dışındaki merkeze göre belirlendiğinden, yabancı bir şirketin Hırvatistan Cumhuriyetinde şube kurmuş olması, bu şirketin Hırvatistan Cumhuriyetinde gerçek bir merkezi olduğu anlamına gelmez." Bu hükümde şubenin asıl şirketi temsil edeceğinin belirtilmesi, asıl üyenin merkeze göre belirlenmesi, Hırvatistan'da gerçek bir merkez olduğunun kabul edilmemiş olmasına göre şubenin tüzel kişiliği bulunmadığının kabul edildiği görülmekte ve şubeye Hırvatistan dışındaki asıl şirketi temsil etme yetkisi tanındığı anlaşılmaktadır. Tenfizi istenen kararda davalının "... Antalya, Türkiye adresinde mukim ... İNŞAAL TURİZM YATIRIM İŞETMECİLİK SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ'nin ... 34b, ... adresinde mukim ... İnşaat, Ana Şubesi (... ...) olduğu belirtilmiştir. Kararda merkezi Türkiye olan şirketin ismi önce yazılarak sonrasında şubesi olduğu da belirtilmek suretiyle şube ismi de yazılmak suretiyle davalı ismi belirtildiğinden, merkezi Türkiye'de bulunan şirkete izafeten, Hırvatistan'da bulunan şubeye dava açıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Buna uygun olarak tebligatların şubeye yapıldığı ve bu tebliğler esas alınarak kararın kesinleştirildiği de sunulan tercüme belgelerden anlaşılmıştır. Tenfizi istenen karardaki şubenin davalı şirketin şubesi olduğu konusunda bir uyuşmazlık yoktur. Davalı tenfizi istenen karardaki davalı ile tenfiz davasındaki davalının ayn olmadığını iddia etmiş ise de bu savunmasının şube ile merkezin farklılığına dayandığı görülmektedir. Davalı bu savunmasına ve sunulan tercüme belgelere rağmen Hırvatistan hukukunda şubenin açılan davada kendisini temsil etmeye yetkili olmadığına ilişkin başka hükümler bulunduğuna dair ya da şubesinin Hırvatistan'da ayrı tüzelkişiliği bulunduğuna dair bir açıklama da getirmemiştir. Hukukumuzda da merkezi Türkiye dışında olan bir şirketin ülkemizde açtığı şubesinin işleminden dolayı şube huzuruyla asıl şirket hakkında davanın görülebileceği kabul edilmektedir. Bunun dayanağı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 103/1-b maddesidir. Bu hükümde Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar hakkında acentelik hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Hükümde merkez ve şubesi kelimeleri veya bağlacı ile yazıldığından merkezi yurtdışında bulunan şirket şubeleri için de acentelik hükümlerine yollama yapıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Uygulanacağı belirtilen hükümler arasında yer alan Acentenin yetkileri başlıklı TTK 105. madde hükmüne göre; Acente, aracılıkta bulunduğu veya yaptığı sözleşmelerle ilgili her türlü ihtar, ihbar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları müvekkili adına yapmaya ve bunları kabule yetkilidir. Bu sözleşmelerden doğacak uyuşmazlıklardan dolayı acente, müvekkili adına dava açabileceği gibi, kendisine karşı da aynı sıfatla dava açılabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir. Acentelerin ad ve hesabına hareket ettikleri kişilere karşı Türkiye’de açılacak olan davalar sonucunda alınan kararlar acentelere uygulanamaz. Bu hükümler ile hukukumuzda asıl şirket ismi yazıldıktan sonra şube ismi de belirtilmek suretiyle açılan davanın şube huzuruyla görülmesinin mümkün olduğu kabul edilmiştir. Dava şube huzuruyla görülse de davanın asıl tarafı şirket olup verilen karar da etki ve sonuçlarını şube hakkında değil tüzelkişiliği bulunan şirket hakkında doğuracaktır. Dava dilekçesinde asıl şirkete izafeten dava açıldığına dair bir ibareye yer verilmese bile izafeten dava açıldığının anlaşılmış olması yeterlidir. Asıl şirket ismi yazılarak sonrasında şube ismine yer verilmiş olması halinde izafeten dava açıldığı anlaşılabilecek durumdadır. Açıklanan TTK hükümleriyle değerlendirildiğinde şube huzuruyla dava görülüp karar verilmesi ülkemiz hukukunda da kabul edildiğinden tenfizi istenen kararın asıl şirkete tebliğ yapılmaksızın karar verilmiş olmasının kamu düzenine aykırılık teşkil ettiği de düşünülemeyecektir. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkında Kanunun (MÖHUK) 54/1-ç maddede; "O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması" tenfiz şartları arasında gösterilmiştir. Tenfiz davasında husumetin varlığı kabul edilerek esasa girilmesi halinde aranması gereken bu şartın, tenfiz davasının husumetten reddine bir neden ve gerekçe oluşturabilmesi de mümkün değildir. Yukarıda da açıklandığı üzere Hırvatistan'da şube huzuruyla davanın görülmesi geçerli nedenlere dayandığı için ayrıca asıl şirkete tebliğ yapılmasına gerek görülmeksizin davanın görülüp karara bağlanması mümkün ve geçerli olmakla, çağrılmamış veya temsil edilmemiş olma olgusundan söz edilemeyeceği için (MÖHUK) 54/1-ç madde kapsamında bir eksiklik bulunduğundan da söz edilemez. Açıklanan nedenlerle tenfizi istenen kararın şubenin merkezi temsil etme yetkisine istinaden verildiği, şubenin tüzel kişiliği bulunmadığı açıkça anlaşıldığından karar etki ve sonuçlarını şube üzerinde değil hak ve borçlara ehil olan davalı şirket üzerinde doğuracağından davalı şirketin açılan tenfiz davasında pasif husumet ehliyeti bulunmaktadır. Bu durumda davalının husumete ehil olduğu gözetilerek tenfiz koşulları bulunup bulunmadığı incelenip işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın husumetten reddine dair kararın MÖHUK 54/1-ç maddedeki şartın eksikliği de gerekçe yapılmak suretiyle onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.