Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2026/1743 E. 2026/3261 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2026/1743
- Karar No
- 2026/3261
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/3399 E., 2025/3667 K. SUÇLAR : Tehdit, kasten yaralama, mala zarar verme. HÜKÜMLER : CMK'nın 307/3 maddesi uyarınca Dairenin 06/12/20 21... /4575 Esas, 2021/2859 Karar sayılı kararında DİRENİLMESİNE TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin, 24.11.2025 tarihli ve 2025/3399 Esas, 2025/3667 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 26.06.2025 tarihli ve 2023/16495 Esas, 2025/6816 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307/4 maddesi uyarınca Dairemize gönderildiği belirlenmekle;
Yapılan ön inceleme neticesinde; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. GEREKÇE Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir. Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da "şüpheden sanık yararlanır" kuralının uygulanması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/6-110 Esas, 465 Karar, 2016/6-1157 Esas, 2017/239 Karar sayılı ilâmlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da "şüpheden sanık yararlanır" kuralının uygulanması gerekecektir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da ihtilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir şikâyetçi beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece şikâyetçi beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki şikâyetçiye devredecektir.
Somut olayda, sanıkların aşamalarda alınan savunmalarında tutarlı şekilde suçları işlemediklerini belirttikleri, mağdurun aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunduğu, mağdurun yanında bulunan tanıkların kolluk aşamasında alınan ifadelerinde mağdurun iddiasını desteklemedikleri, görgüye dayalı başka bir tanık bulunmadığı, 18.04.2017 tarihli teşhis tutanağında, hastanede bulunan mağdur ...'ya nüfus cüzdanı üzerinden sanık ...'ın fotoğrafı gösterildiğinde kendisini yaralayan şahsın o şahıs olmadığını belirttiği, olay yeri inceleme raporuna göre yangının çıkış nedeninin tespit edilemediği anlaşılmakla, mağdurun kollukta alınan beyanı dışında sanıkların mağduru tehdit ettiği, yaraladığı ve mağdur ve katılanın malına zarar verdiklerine ilişkin, sanıklara isnat olunan suçları işlediklerine dair mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, olayda şüphenin söz konusu olduğu, şüpheden sanıkların yararlanması gerekeceği şeklindeki genel ceza hukuku ilkeside gözetilerek beraatleri yerine sanıklar hakkında yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması hukuka aykırı bulunmuş, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı yerinde görülmemiştir.
II. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin, 24.11.2025 tarihli ve 2025/3399 Esas, 2025/3667 Karar sayılı direnme kararı yerinde görülmediğinden Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 26.06.2025 tarihli ve 2023/16495 Esas, 2025/6816 Karar sayılı bozma kararının, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 307/4 maddesi gereğince direnme kararını incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,16.04.2026 tarihinde karar verildi.