Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/5027 E. 2026/2405 K. – Nitelikli Yağma
Konu: Nitelikli Yağma
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/5027
- Karar No
- 2026/2405
- Karar Tarihi
- Konu
- Nitelikli Yağma
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/861 E., 2024/1042 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ A. İlk Derece Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.01.2024 tarihli ve 2023/128 Esas, 2024/49 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149/1-a, 62... . maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İstinaf Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 25.04.2024 tarihli ve 2024/861 Esas, 2024/1042 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik O yer Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının, 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz İstemleri Suçun işlendiğine dair delil bulunmadığına, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ve sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, somut olayda, katılanın aşamalarda alınan ifadelerinde; sanığın kendisini darp ederek ve boğazına bıçak dayayarak cebindeki 500,00 TL parası ile cep telefonunu aldığını ve kendisinden 5.000,00 TL daha almaya çalıştığını beyan ettiği, katılanın sanık tarafından alındığını iddia ettiği suça konu cep telefonunun 13.04.2022 tarihinde itibaren katılanın hattıyla kullanılmaya devam edildiği, soruşturma aşamasında katılana bu durum telefonda sorulduğunda katılanın cep telefonunun sanık tarafından iade edildiğini ifade ettiği ancak kovuşturma aşamasında alınan beyanında sanığın telefonu iade ettikten hemen sonra tekrar aldığını belirttiği, suça konu telefonun 31.05.2022 tarihinden itibaren ise katılanın kuzeni olan tanık ... adına kayıtlı olan hat ile kullanılmaya başlandığı, tanığın beyanında hattı kendi adına kayıtlı olduğunu, kullanması için katılanın abisi ...'a verdiğini beyan etmesi karşısında katılanın söz konusu telefonun akıbetine ilişkin söylediklerinin telefonun İMEİ numarası üzerinden yapılan tespitle uyuşmuyor olduğu anlaşılmakla, olayın başından beri suçlamayı kabul etmeyen sanığın savunmasının aksine katılanın iddiasını destekler şekilde somut, inandırıcı ve mahkûmiyete yeter derecede kesin delillerin elde edilemediği, yine bu iddianın tanık beyanları ile de desteklenmediği, ancak katılanın, sanığın kendisinin yüzüne vurduğunu belirtmesi, sanığın da katılana vurduğunu kabul etmesi ve katılan hakkında düzenlenen adli muayene raporunda katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralandığının belirtilmesi hususları bir arada değerlendirildiğinde, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanık hakkında kasten yaralama suçundan hüküm kurulması yerine yazılı şekilde yağma suçundan mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 04.03.2026 tarihinde karar verildi.