Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2024/1572 E. 2026/3989 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2024/1572
- Karar No
- 2026/3989
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/2869 E., 2023/1853 K. SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahla basit yaralama HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi ve düzeltilerek esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmi Red, Kısmi Onama
Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 15.11.2023 tarihli ve 2023/2869 E., 2023/1853 K. Sayılı kararına karşı sanıklar müdafilerinin temyiz başvurusu üzerine yapılan ön inceleme neticesinde; gereği düşünüldü:
I. Sanık ... Hakkında Mağdur ...'a Yönelik Silahla Yaralama Suçunda Kurulan Hükme Yönelik Temyiz İncelemesinde, 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde belirtildiği üzere ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen mahkûmiyet kararlarının; aynı Kanun’un 272 nci maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen kesin hüküm niteliğindeki kararlardan biriyle sonuçlanmaması hâlinde temyiz edilebilir olduğu, incelemeye konu suçun 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
II. Sanıklar Hakkında Kurulan Diğer Hükümlere Yönelik Temyiz İtirazlarının İncelenmesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-e maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Hatay 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.10.2022 tarihli ve 2019/39 Esas, 2020/42 Karar sayılı kararı kararıyla verilen hükümlere yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 15.06.2021 tarihli ve 2021/759 Esas, 2021/1371 Karar sayılı kararıyla;
Sanık ... hakkında müşteki ...'e karşı mala zarar verme ve müşteki ...'a karşı Silahla Basit Yaralama suçlarından açılan dava ile ilgili eylemin yağma suçunun unsuru olduğundan bahisle ceza verilmesine yer olmadığı kararlarına karşı, Sanık ... hakkında müşteki ...'e karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve ...'e karşı nitelikli yağmaya teşebbüs suçlarından verilen beraat kararlarına karşı, Sanık ... hakkında müşteki ...'e karşı nitelikli yağma, sanık ... hakkında müştekiler ... ve ...'a karşı nitelikli yağma suçundan verilen beraat kararlarına karşı O yer Cumhuriyet Savcısının, Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında müşteki ...'e karşı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yağmaya teşebbüs suçlarından verilen mahkumiyet kararlarına karşı sanıklar müdafiileri ile O yer Cumhuriyet Savcısının sanık ... yönünden (aleyhe), sanık ... hakkında müşteki ...'e karşı nitelikli yağma suçundan verilen beraat kararına karşı O yer Cumhuriyet Savcısının istinaf talebine binaen yapılan incelemede, Dosya kapsamına göre; 1.Sanık ...'un atılı eylemlerini yağma suçundan bağımsız olarak gerçekleştirmesi sebebiyle atılı suçlar yönünden sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yağma suçunun unsuru olduğundan bahisle ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, 2. Sanık ...'un olayın başından beri diğer sanık ... ile birlikte hareket ettiği ve su deposu bölgesine gittiklerinde müştekinin etrafını çevirenler arasında yer alarak eyleme aktif olarak katılması sebebiyle mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi, 3. Sanıklar ...ve ... ...'in birlikte silahlı olarak işyerine gelip eylem üzerinde ortak hakimiyet kurmak suretiyle müştekilerin telefonlarını zorla aldıkları sabit olup, Ceza Genel Kurulunun 01/11/20 19... /3 31... /649 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere yağma suçunun oluşması için genel kast yeterli olduğu halde yazılı şekilde faydalanma kastı bulunmadığından bahisle sanıkların her iki suçtan da ayrı ayrı beraatine karar verilmesi, 4. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/12/20 17... /24 91... /5658 karar ve Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2014/145 26... /3085 karar sayılı ilamlarında belirtildiği üzere Cumhuriyet Savcısı tarafından okunan mütalaada tüm sanıklar ve suçlar yönünden görüş belirtilmesi gerekirken sanık ... hakkında görüş içermeyen mütalaaya dayanarak karar verilmesi suretiyle sanığın savunma hakkı kısıtlanıp CMK 216. maddesine muhalefet edilmesi, 5. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/09/20 14... /5 77... /381 karar sayılı ilamında ve Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/05/20 18... /37 18... /2481 karar sayılı ilamlarında belirtildiği üzere müşterek faillikte her bir suç ortağının fail statüsünde olduğu, müşterek faillerin hareketleri bir bütün olarak adeta tek kişinin fiili gibi değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle müşterek faillerin her biri kanunda o suç için öngörülmüş aynı temel ceza ile cezalandırılması gerektiği gözetilmeden kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yağmaya teşebbüs suçlarından temel cezanın sanıklar yönünden farklı olarak belirlenmesi, 6.Sanıklar .... ve ... ....'in müşteki ...'ı su deposu bölgesine götürmek istedikleri sırada müştekinin karşı çıkması üzerine onu ayak ve elleriyle vurmak suretiyle dövdükleri ve sanıklar tarafından müşteki serbest bırakılmak üzere getirildiğinde polislerin olay yerine gelmiş olması sebebiyle soruşturmanın başlamış olması sabit olduğu halde bu husus tartışılmadan sanıklar hakkında TCK 110. maddenin uygulanması ve indirim oranlarının farklı olarak belirlenmesi, 7. Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yağmaya teşebbüs suçlarından temel ceza belirlenirken teşdit uygulanması doğru ise de, sanıklar ... ve ... hakkında teşdidin derecesinde yanılgıya düşülerek sanıklara fazla ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğu gerekçeleriyle sanıklar hakkında kurulan hükümlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 280/1 maddesi gereğince BOZULMASINA, karar verildiği, ancak bu bozma kararının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-e-f. maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesinin davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı vermesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan uygulama kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi bazı hallerde sanığın temyiz hakkını ortadan kaldırılmasına yol açabildiği, Anayasa Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında "İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermesi başvurucu yönünden önemli sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim İstinaf Dairesi, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açarak ve tarafları da çağırarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda bir karar vermesi gerekirken dosya üzerinden karar vermiş; başvurucuyu mahkemeye erişim hakkının yanında bölge adliye mahkemesi önünde sözlü yargılanmadan ve bununla bağlantılı diğer usul güvencelerinden yoksun bırakmıştır." değerlendirmeler bulunarak Bölge Adliye Mahkemesinin yasaya aykırı bozma kararının başvurucunun Anayasa'nın 36. Maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir. (Ömer Oral [GK], B. No: 2023/33667, 9/1/2025, § …). Aynı konuda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise "Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:
1.İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması, 2.Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.......
Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibariyle makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.
Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır. Buna rağmen uygulama, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Bu uygulamanın, yukarıda yer verilen tespitler yanında, görevli/teminatlı mahkemede yargılanma ve mahkemeye erişim/ kanun yoluna etkin başvuru hakları yönünden ciddi sorunlar taşıdığı da tartışmadan varestedir. CMK'nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun'un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırarak yeniden hüküm kurulması gerektiği hâlde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir." şeklinde değerlendirmelerde bulunarak Bölge Adliye Mahkemesinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle "hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları" gerektiğine hükmetmiştir (YCGK, T.:30.04.2025, E.: 2024/6-490, K.:2025/197).
Bu açıklamalar ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 15.06.2021 tarihli ve 2021/759 Esas, 2021/1371 Karar sayılı bozma kararı ile bozma kararı üzerine verilen Hatay 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.10.2022 tarihli ve 2021/208 Esas ve 2022/350 Karar sayılı kararı ile sonraki tüm kararların hukukî değerden yoksun oldukları, 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün bozulmasına karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,07.05.2026 tarihinde karar verildi.