Yargıtay · 6. Ceza Dairesi

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/405 E. 2024/11657 K. – Nitelikli Yağma

Konu: Nitelikli Yağma

Mahkeme
Yargıtay
Daire
6. Ceza Dairesi
Esas No
2023/405
Karar No
2024/11657
Karar Tarihi
Konu
Nitelikli Yağma

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1818 E., 2022/1088 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Hükmolunan ceza türü ve miktarı gözetildiğinde sanık müdafinin duruşma talebinin 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesi gereğince reddine, Diğer temyiz istemleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, Oluş ve dosya içeriğine göre; mağdurun ve tanıkların mahkumiyet hükmüne esaslı delil olarak dayanak alınan ifadelerinde, kendi içinde ve birbirleriyle olan ve hayatın olağan akışına uymayan tutarsızlıkların bulunması, mağdur ve tanıkların yine sonraki ifadelerinde, ilk kolluk ifadelerini, sanıkların savunmalarını destekler şekilde değişikliğe uğratmaları, dosya içerisinde yer alan Bilgi ve Teknolojileri Kurumu (BTK) kayıtlarında suça konu cep telefonuna ilişkin sonrası görüşme kayıtlarının yer alması ve mağdurun adli raporunda silahlı yaralanmayı gösterir emareleri taşımayan basit tıbbi müdahele ile giderilebilecek yaralanmasının bulunması karşısında, sanıkların mağduru darp edip montunun cebinde bulunan 1.450,00 TL para ve cep telefonunu aldıkları iddiasının her türlü kuşkudan uzak biçimde vicdani kanaat oluşmasını sağlayacak şekilde kesin, tutarlı delillerle sabit olmadığı, sanıkların bu hâliyle eylemlerinin, takibi şikâyete tabi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası kapsamında basit kasten yaralama suçunu oluşturduğu ve mağdurun da şikâyetinden vazgeçtiği anlaşılmakla, sanıklar hakkındaki kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, 2. Kabule göre de, mağdurun kovuşturma aşamasında alınan beyanında, suça konu eşyalarının olaydan bir gün sonra bekçi tarafından kendisine teslim edildiğini belirtmiş olduğu anlaşılmakla, bekçilik yapan şahsın açık kimlik bilgileri tespit edilip, olayla ilgili ifadesinin alınarak, mağdura ait eşyaları ne şekilde bulduğu, kendisine mağdura iletilmek üzere sanıklar tarafından mı teslim edildiği hususları sorulup, netleştirilerek sonucuna göre sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma olanağının tartışılmaması, hukuka aykırı bulunmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle, sanıklar ... ve ... müdafinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 18.04.2022 tarihli ve 2021/1818 Esas, 2022/1088 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesi uyarınca Bakırköy 7. Ağır Ceza Dairesine Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 28.10.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/419 Esas - 2021/256 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında ayrı ayrı TCK'nın 149/1-a-c-d, 62. maddeleri gereğince 9 ar yıl 2 şer ay hapis cezası ile cezalandırılmasına dair verilen kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 2021/1818 Esas, 2022/1088 Karar sayılı kararı ile esastan reddine karar verilerek dosyanın dairemize gelmiş olduğu anlaşılmakla, Her ne kadar sanıklar hakkında yağma suçundan verilen cezanın uygun olmadığı eylemin TCK'nın 86/2. maddesi kapsamında kaldığı, buna göre de şikayetten vazgeçme sebebiyle davanın düşmesine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiş ise de, dosyanın incelenmesinde müşteki anlatımı, sanıkların savunmaları, kriminal raporu, sanıklardan ...'nın sabıkasına ilişkin sabıka kaydı ve tüm dosya münderecatıyla hazırlıkta sıcağı sıcağına alınan ifadelerden açıkça anlaşıldığı gibi müşteki ifadesinde sanıkların doğrudan kendisine önce yumrukla saldırdıklarını, daha sonra şahıslardan iri olanın montunun içindeki çakı bıçağı çıkarıp kendisine saldırdığını, bunun üzerine montunun arka kısmının yırtıldığını diğer şahsın da kendisine vurarak cebindeki 1.450,00 TL parayı ve cep telefonunu alarak kaçtıklarını belirterek şikayetçi olmuş, sanıklar savunmalarında olay yerinde müştekiyle kavga edip dövdüklerini ancak herhangi bir telefon almadıklarını belirttikleri, hazırlıkta dinlenen tanık ... sanıklardan ...'un bıçak çekerek mağdurun peşine koştuğunu, mağdurun montunun elinde olduğunu ve mağdura ait montun cebinde olan para ile cep telefonunu aldığını gördüğünü, tanık ... da para ve cep telefonunu aldığını belirttiği, telefonun bilahare kendilerine iade edildiğinin müşteki tarafından belirtildiği buna göre sanıkların zorla müştekinin montunu ve içindeki parayı aldıkları anlaşıldığından suçun sabit olduğunu Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün buna ilişkin istinaf mahkemesinin esastan reddine dair kararda sanıkların yağma suçunu işledikleri sabit olmakla birlikte her ne kadar çoğunluk tarafından yaralama suçundan kararın bozulması gerekmiş ise de suç vasfının tarafımıza göre yağma suçunu oluşturduğu, sanıkların yağma suçundan cezalandırılması gerektiği ancak mağdurun kovuşturma aşamalarında ifadelerinde eşyalarının kendisine bekçi tarafından teslim edildiğinin belirtilmiş olması karşısında bu bekçi dinlenerek TCK'nın 168. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma olanağının tartışılmaması yönünden bozulması kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2023/405, K. 2024/11657, T. 28.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-6-ceza-dairesi-2023-405-e-2024-11657-k-ecd3ccf0b365