Yargıtay · 6. Ceza Dairesi
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2010/12128 E. 2013/4425 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 6. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2010/12128
- Karar No
- 2013/4425
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi HÜKÜMLÜ : ... SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : 1-Müşteki Ahmet Gülağacına yönelik eylemden dolayı 5237 sayılı TCK.nun 142/1-b, 39/1, 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis cezası, 2-Müşteki ...'e yönelik eylemden dolayı önceki ceza hükümlü lehine olduğundan aynen infazına 3-Cezalar toplanarak 20 ay hapis cezasına ilişkin Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29.01.2007-16.04.2010 tarihli tebliğnameleri ile Dairemize gönderilerek başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü: Hükümlünün önceden kasıtlı suçtan hükümlülüğünün bulunması nedeniyle, 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesindeki hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanma olanağının bulunmadığı anlaşılmakla yapılan incelemede; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimin takdirine göre, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-) Hükümlü ve arkadaşlarının, yakınan ...’nın evine kapısını kilit bölgesinden kırmak ve yakınan ...’e ait araca camını kırmak suretiyle girerek hırsızlık suçunu işlediklerinin anlaşılması karşısında; hükümlünün yakınanlara yönelik eyleminin hırsızlığın yanı sıra 5237 sayılı TCY’nın 151/1. maddesine uyan mala zarar verme ve yakınan ...’na yönelik eyleminin ise, ayrıca 116/1 ve 119/1-c maddelerine uyan konut dokunulmazlığını bozma suçlarını da oluşturduğu gözetilerek, 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesi uyarınca, hükümlü yararına olan hüküm önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle bulunacağından, 765 sayılı Yasaya göre hırsızlık suçunu; 5237 sayılı Yasaya göre hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığını bozma suçlarını oluşturan eylemleri nedeniyle uygulama yapılıp, her iki Yasaya göre uygulanan Yasa maddeleriyle, verilmesi gereken cezalar denetime olanak sağlayacak şekilde ayrı ayrı tespit edilip, sonuç cezalar karşılaştırılarak lehe olan yasa belirlenerek uygulama yapılması gerekirken, yazılı şekilde denetime olanak vermeyecek biçimde hüküm kurulması, 2-) Hükümlünün yer göstermesi sonucu yakınan ...’na ait televizyon ve yakınan ...’e ait teybin soruşturma aşamasında yakınanlara teslim edilmiş, ancak yakınan ...’na ait ziynet eşyalarının iade edilmemiş ve zararın da giderilmemiş olması karşısında; kısmi iade nedeniyle yakınan ...’dan rızası sorularak, hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK’nun 168/4. maddesinin uygulama koşullarının tartışılması gerektiğinin, yakınan ...’e yönelik eylemi nedeniyle de aynı maddenin 1. fıkrasının uygulanma koşullarının gerçekleştiğinin düşünülmemesi, 3-) Hükümlünün önceden vermiş olduğu karar doğrultusunda diğer sanıkla anlaşarak suça doğrudan katılıp suçu birlikte işledikleri gözetilmeden, yakınan ...’na yönelik eylem nedeniyle kurulan hükümde hakkında 5237 sayılı TCK’nun 37/1. maddesi yerine, aynı Yasanın 39/1. maddesi ile uygulama yapılması, 4-) 5275 sayılı Yasanın 99. maddesi uyarınca, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümlerin bulunması halinde, koşullu salıverme hükümlerinin uygulanabilmesi açısından mahkemeden bir toplama kararı isteneceği, hükmolunan her bir ceza diğerinden bağımsız olup varlıklarını ayrı ayrı koruduğu, 5237 sayılı Yasada cezaların toplanması kurumuna yer verilmediği gözetilmeden, hükmolunan hapis cezalarının toplanmasına karar verilmesi, 5-) Hükümlünün eylemlerine uyan 765 sayılı TCK’nın 493/1, 522/1 ve 59. maddelerine göre, 5237 sayılı TCK'nın aynı suça uyan 142/1-b, 168 (kısmi iade nedeniyle yakınan ...’nın rızasının bulunması koşuluyla), 116/1, 119/1-c, 151/1, 62. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda, mala zarar verme suçu için 5271 sayılı CMK'nın 5560 sayılı Yasa ile değişik 253 ve 254. maddelerinde öngörülen “uzlaşma” hükümleri uygulandıktan sonra, hükümlü yararına olan yasanın uygulamaya göre belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, 6-) Kasten işlemiş olduğu suçtan hapis cezasına mahkumiyetin yasal sonucu olarak hükümlü hakkında yakınan ...’na yönelik eylem nedeniyle kurulan hükümde 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerektiğinin düşünülmemesi, 7-) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.02.2006 tarih, 2006/10-11-12 sayılı kararında belirtildiği üzere; sınırlı amaçla ve istisnai olarak başvurulsa da, uyarlama yargılaması sonunda verilen ve hüküm niteliğine sahip olan yeni kararın, Ceza Yargılaması Yasasına göre hüküm fıkrasında bulunması zorunlu unsurları taşıması, bünyesinde noksan husus bırakmaması ve infaz sırasında karışıklığa meydan vermemesi gerekir. Öte yandan uyarlama yargılamasına hakim olan ilkeler, güvenlik tedbirlerine ilişkin olanlar da dahil olmak üzere, önceki ve sonraki yasaların ilgili tüm hükümlerinin birbirine karıştırılmaksızın ayrı ayrı uygulanması suretiyle belirlenecek sonuçların karşılaştırılmasını, yeni yasanın lehe sonuç doğurduğunun saptanması halinde bu düzenlemenin bir bütün olarak olaya uygulanmasını ve yargılama konusu suç yönünden varılacak hukukî sonuca göre suç eşyasının müsaderesi veya iadesi ile yargılama giderleri gibi hususların da karar altına alınmasını gerektirecektir. Bu uygulama sonucunda, sadece cezanın yeni yasaya göre belirlenmesi ile yetinilip yargılama giderleri hakkında bir karar verilmemesi hükümde eksiklik niteliğinde olduğu gibi, bu hususlarda kesinleşmiş önceki hükme atıf yapmak da hatalı bir uygulama olacaktır. Zira, önceki mahkûmiyet hükmünde değişiklik yapan yeni hüküm usulüne uygun biçimde kesinleştiğinde, öncekinin infaza dayanak tutulacak hüküm bölümü ortadan kalkacak, böylece geçerliliği sona eren önceki hükmün, şayet bu aşamaya kadar infaz edilmemişse müsadere ve yargılama giderlerine ilişkin bölümünün de uygulama yeteneği kalmayacak, infaz sırasında infaz işlemleriyle sorumlu birimlerin sadece ve yalnız uyarlama hükmünün hüküm fıkrasıyla yetinerek işlemlerini yürütmeleri gerekecektir. Bu nedenle, esasen sadece hükmün kesinleşmesinden önceki yargılama giderlerinden sorumlu bulunan ve CMK’nın 325/2. maddesinde öngörülen “hakkaniyet” ölçütünün bir gereği olarak, sınırlı, istisnai ve zorunlu bir yargılama faaliyeti olan mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması sırasında yapılan yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacak olan hükümlüden kesinleşme öncesindeki yargılama giderlerinin tahsil edilebilmesi bakımından, uyarlama yargılamasında verilen yeni kararda bu sorumluluğunun saptanması ve kesinleşen önceki hükümdeki yargılama giderlerinin infazda doğabilecek kuşku ve duraksamaları gidermek üzere uyarlama hükmünde de aynen gösterilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, Bozmayı gerektirmiş, hükümlü ... ve savunmanının temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağının gözetilmesine, 12.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.