Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/9138 E. 2026/5017 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/9138
- Karar No
- 2026/5017
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2112 E., 2023/1685 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı-karşı davacı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 28.04.2026 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı-karşı davalı vekili Avukat ... ile davalı-karşı davacı vekili Avukat ... ... geldiler. Tarafların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 30.04.2026 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı karşı davalı vekili asıl dava dilekçesinde; ... Genel Başkanı olan davalı tarafından 11.02.2020 tarihinde ... ... Grup Toplantısında yapılan konuşmada sarf edilen söz ve ifadelerle T.C. Cumhurbaşkanı olan müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 500.000,00 TL manevi tazminatın 11.02.2020 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı karşı davacı vekili karşı dava dilekçesinde; T.C. Cumhurbaşkanı olan davacı karşı davalının 12.02.2020 tarihinde ... Grup Toplantısında sarf ettiği söz ve ifadelerle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını belirterek 0,05 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı karşı davacı vekili asıl davaya ilişkin cevap dilekçesinde; dava konusu konuşmanın görünür gerçeğe uygun olduğunu, ispat hakkı kapsamında sunulan delillerle ispatlanabileceğini, kişilik haklarına bir saldırı olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Davacı karşı davalı vekili karşı davaya ilişkin cevap dilekçesinde; karşı davaya konu müvekkili tarafından yapılan konuşmanın davalının sözlerine cevap niteliğinde olduğunu, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını belirterek davanın reddini istemiştir III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl davaya konu söz ve ifadelerin eleştiri sınırlarını aştığı, davacı karşı davalının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminatın 11.02.2020 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalı karşı davacıdan tahsiline; karşı davaya konu sözlerin davacı karşı davalı tarafından asıl davaya konu sözlere cevap niteliğinde sarf edildiği, davalı karşı davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı gerekçesiyle karşı davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı karşı davalı vekili ve davalı karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl ve karşı davaya konu söz ve ifadelerin tarafların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, siyasi eleştiri sınırlarının aşıldığı ancak asıl dava yönünden hükmedilen tazminatın fazla olduğu gerekçesi ile davacı karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalı karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına asıl davanın kısmen kabulü ile 40.000,00 TL manevi tazminatın 11.02.2020 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalı karşı davacıdan tahsiline; karşı davaya konu söz ve ifadelerin hukuka aykırı olduğunun tespitine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde; asıl dava yönünden saldırının ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü değerlendirildiğinde hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğunu, isnat edilen somut olguların niteliği ve müvekkilinin sahip olduğu kamu görevi değerlendirildiğinde caydırıcı olmadığını, ölçülülük ilkesine uygun olmadığını, davalı tarafından müvekkilinin itibarının ve saygınlığının hedef alındığını, tam kabul kararı verilmesi gerektiğini; karşı davaya konu sözlerin somut olaylara dayandığını, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, davalı karşı davacının asıl davaya konu sözlerine cevap niteliğinde olduğunu, karşı davanın reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davalı karşı davacı vekili temyiz dilekçesinde; asıl dava yönünden olguların ispatına yarar sunulan deliller toplanmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, hakimin reddine yönelik taleplerinin hukuka aykırı olarak kabul edilmediğini, asıl davaya konu sözlerin politik düzlemde ülke gündemini ilgilendiren olgusal temeli bulunan gerçek bilgiler olduğunu, kişilik haklarına saldırı olmadığını, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşılmadığını, kabul anlamına gelmemekle beraber hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu; karşı dava yönünden de tazminat yerine hukuka aykırılığın tespiti ile yetinilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Asıl davada uyuşmazlık, 11.02.2020 tarihinde ... ... Grup Toplantısında yapılan konuşmada sarf edilen söz ve ifadeler; karşı davada, 12.02.2020 tarihinde ... Grup Toplantısında sarf edilen söz ve ifadeler nedeniyle tarafların kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat taleplerine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, asıl ve karşı davaya konu ifadelerin ayrı ayrı tarafların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunun, siyasi eleştiri sınırlarının aşıldığının; asıl davaya konu söz ve ifadelerin ağırlığı dikkate alındığında hükmedilen tazminat miktarının ve karşı davadaki talep miktarı değerlendirildiğinde hukuka aykırılığın tespiti ile yetinilmesinin yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı karşı davalı vekilinin ve davalı karşı davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalı-karşı davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacı-karşı davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacı-karşı davalı ve davalı-karşı davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2026 tarihinde Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava konusu uyuşmazlık; davalı/karşı davacının, davacı/karşı davalı hakkında 11.02.2020 tarihli grup toplantısında; davacı/karşı davalının, davalı/karşı davacı hakkında 12.02.2020 tarihli grup toplantısında sarfettiği sözlerin ifade özgürlüğü ya da kişilerin şöhret ve itibarına saygı gösterilmesini isteme haklarından hangisinin kapsamında kaldığına ilişkindir. İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Anayasa Mahkemesi (AYM); Bekir Coşkun, B. No: 2014/12151, 4/6/2015; ... ... ..., B. No: 2013/9343, 4/6/2015). İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); Von Hannover/Almanya, B. No: 40660/08). İfade özgürlüğü, temsil ettikleri seçmenlerinin kaygılarına dikkat çektikleri ve onların menfaatlerini savunmak zorunda oldukları için halkın seçilmiş temsilcileri bakımından özel bir öneme sahiptir (AİHM; Lombarda ve diğerleri Malta, B. No: 7333/06, 24/4/2007). Öte yandan; maddi olgular ile değer yargısı arasında da ayrıma gidilmeli, değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı gözetilmelidir (AİHM; Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986). Zira, taraflara değer yargılarının doğruluğunu ispat külfeti getirilmesi, hakkın kullanımını imkânsız kılacaktır. Bununla birlikte, değer yargısının da makul bir olgusal temele sahip olması gerektiği, orantılı ve ölçülü bir biçimde ifade edilip edilmediği denetlenmelidir (AİHM; Jerusalem/Avusturya, B. No: 26958/95, 27/2/2001). Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. Başta siyasi kişiler olmak üzere, en geniş hâlde dahi ifade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur (AYM; ... Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014). Bu itibarla, Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şöhret ve itibarının korunmasıdır. Davalının söylediği sözlerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aştığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez. Bunu ancak davanın bütününe bakarak anlayabiliriz. Bu tür davalarda mahkemece yapılması gereken; kamuya mal olmuş kişilerin şöhret ve itibarı ile ifade özgürlüğünün çatışması hâlinde bu iki hak arasında makul bir dengenin kurulmasıdır. Dengeleme yapılırken her bir somut olay bakımından; dava konusu açıklamanın kamu yararına ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, ilgili kişinin tanınırlığı, toplumdaki rolü ve işlevi ile yazıya konu olan faaliyetin niteliği, açıklama veya yayının konusu, kapsamı, şekli ve etkileri, ilgili kişinin daha önceki davranışları, bilgilerin elde edilme koşulları ve gerçekliği ile uygulanan yaptırımın niteliği nazara alınmalıdır(AYM; ... (3), B.No: 2015/1220, 18/7/2018). Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davanın taraflarının toplumsal konumlarıdır. Bir yanda konuşmaların yapıldığı dönemde ... Partisi Genel Başkanı olan davalı/karşı davacı ..., diğer yanda ise hem Cumhurbaşkanı hem de ... Partisi Genel Başkanı olan ... bulunmaktadır. Eleştirilerin hedefinde olan davacı/karşı davalı ile davalı/karşı davacının hem toplumsal konumu hem de siyasetçi olmaları nedeniyle makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Temsil ettikleri seçmenlerinin talep, endişe ve düşüncelerini politik alana aktaran ve onların çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin ifade özgürlüğüne yönelik ise dava konusu istemlerin çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekmektedir. İkinci husus ise, davalı/karşı davacı ile davalı/karşı davacının konuşmalarında dile getirdikleri iddiaların kamusal çıkarlarla ilgili olması ve olgusal temelinin bulunmasıdır. Davacı/karşı davalı tarafından dava konusu edilen konuşma bir bütün olarak değerlendirildiğinde içeriğinin yürütmenin ve ... partisinin başı olarak davacı/karşı davalının ... terör örgütü ile mücadelesine, bu kapsamda aldığı tedbirlere, ekonominin idaresine ve uyguladığı politikalara yönelik olduğu, davacı/karşı davalının siyaset yapma ve yönetim biçiminin eleştirildiği, konuşmanın çerçevesinin baskın şekilde politik alanda kaldığı, güncel konularla dolayısıyla kamusal çıkarlarla ilgili olduğu ve olgusal dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Hakeza davalı/karşı davacı tarafından dava konusu edilen konuşmanın da davalı/karşı davacının ... terör örgütüne yönelik olarak yürütülen mücadele karşısındaki muhalefet tarzına yönelik olduğu ve davalı/karşı davacının davacı/karşı davalıya yönelik sözlerine cevap niteliğinde bulunduğu bu konuşmanın da hiç şüphesiz kamusal çıkarla ilgili olduğu ve olgusal temele dayandığı görülmektedir. Bu bağlamda belirtilmelidir ki, ne davalı/karşı davacı ne de davacı/karşı davalı hususi olarak karşı tarafın özel hayatını hedef almışlardır. Konuşmalarını esasen siyasi rakiplerinin söz ve davranışlarına yöneltmişlerdir. Öte yandan, konuşmalarda geçen bir kısım sözler kaba, tahrik edici, suçlayıcı ve rahatsız edici olarak kabul edilse bile değer yargılarından oluşan bu ifadelerin polemik çıkartmaya, şiddetli tepkiler yaratmaya ve taraftarları konsolide etmeye yönelik siyaset üslubunun bir parçası olduğu kabul edilmelidir. Tüm bu açıklamalar ışığında; davaya konu ifadelerin, Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre; ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı, somut olay bağlamında hem davalı/karşı davacının hem de davacı/karşı davalının ifade özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiği düşüncesinde olduğumdan istemlerin tümden reddi için derece mahkemelerinin kararının bozulması görüşü ile çoğunluk kararına iştirak edemiyorum.