Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/7166 E. 2024/1675 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/7166
- Karar No
- 2024/1675
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/243 E., 2022/142 K. DAVA TARİHİ : 23.10.2012 HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında görülen rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Dairece mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının askerlik görevi sırasında arkadaşını silahla yaraladığını, davalıya askeri mahkemece ceza verildiğini ve dava dışı yaralanan erin Bakanlık aleyhine açmış olduğu tazminat davasının Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından kısmen kabul edildiğini ve Bakanlık aleyhine başlatılan icra takibi üzerine de belirlenen tazminatın ödendiğini belirterek ödenmek zorunda kalınan 11.086,00 TL'nin 01.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın haksız ve yersiz açıldığını, davacı idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu, dava konusu olayın gerçekleşmesinde yaralanan erin kusurlu olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 12.11.2014 tarihli ve 2012/481 Esas, 2014/507 Karar sayılı kararıyla, davanın kabulü ile 11.086,00 TL'nin 01.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairenin 27.11.2017 tarihli ve 2016/1054 Esas, 2017/7558 Karar sayılı ilamıyla; davalının diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek "...Davacı, müteselsil sorumlu sıfatı ile üçüncü kişiye ödediği paranın halefiyet esasınca rücuen tahsilini istediğine ve davalı önceki davada davalı olarak yer almadığına göre iadenin kapsamı, davacının mahkum olup ödediği para, bu paranın kendisi hakkındaki davada verilen hükmün kesinleşmesine kadar işleyecek faizi, önceki davada hükmedilen avukatlık ücreti ve yargılama giderleri toplamından davalının payına düşen kısmıdır. Kendi kusurlu davranışı ile işin icraya düşmesine yol açan davacı, bu ihmali nedeniyle yapılmış olan icra giderlerini ve hükmün kesinleşmesinden sonra geçen sürede işleyecek faizi isteyemez. Çünkü sözü edilen giderlerle davalının eylemi arasında uygun sebep sonuç bağı yoktur. Mahkemece yapılacak iş, icra giderleri ile hükmün kesinleşmesinden sonra işlemiş olan faize ilişkin istek bölümünün hesaplanıp reddine karar vermekten ibarettir. Bu ilkelere aykırı düşüncelerle istemin tümünün hüküm altına alınmış olması doğru görülmemiş kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. Dava, askerlik hizmeti dolayısıyla verilen zarar nedeni ile müteselsil sorumlu devletin ödediği tutarın, öteki sorumluya rücuuna ilişkindir. Rücunun amacı, birlikte sorumlular arasında hakkaniyete göre denge kurmaktır. BK’nun 50 inci maddesi (TBK.61), hakimin takdirini temel almıştır. Anılan madde buyruğuna göre, ilgililerin birbirlerine karşı rücu hakları olup olmadığını ve varsa kapsamını hakim takdir edecektir. Bu madde, her ne kadar birden çok kimselerin ortak kusurlarıyla zarar oluşturmalarını düzenlemiş ise de onu izleyen 51 inci maddedeki (TBK62) birden çok kişilerin değişik hukuksal nedenlerden sorumluluğunda da belirtilen kural geçerlidir. Öyleyse, çok tipli teselsülde de hakim, rücu kapsamını takdir durumundadır. Kusur, kapsam belirlemede etkin ise de hakkaniyet de onunla birlikte değerlendirilmesi gereken önemli öğelerdendir. Davalı, Anayasa’nın 72 nci maddesi gereği, hakkı olan askerlik görevi sırasında kusuru ile zarara yol açmıştır. Hizmetin karşılığında ücret almaması ve bu hizmetin anayasal bir görev niteliğinde olması nedeniyle, tazminatın tamamından sorumlu tutulması, hakkaniyet öğesinin kapsam belirlemede dikkate alınmamış olunması sonucunu doğurur. Şu durumda anılan öğe değerlendirmeye katılarak belirlenen tazminattan belirli bir indirim yapılması gereklidir. Yerel mahkemece açıklanan yönün gözetilmemesi doğru olmadığından karar bu nedenle de bozulmalıdır... " gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Daire kararına karşı davacı vekilince karar düzeltme isteminde bulunulmuşsa da Dairenin 15.04.2019 tarihli ve 2018/2237 Esas, 2019/2291 Karar sayılı kararıyla, miktardan dilekçenin reddine karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, bilirkişi raporundan davacının davalının kusuru ile gerçekleşen yaralama olayı nedeniyle yaralanan Salih Kapucu'ya ödediği 8.000,00 TL manevi tazminat ve 1.100,00 TL vekalet ücreti ile 1.986,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.159,84 TL olduğu itirazlar üzerine alınan ek raporda 8.000,00 TL manevi tazminat ve 1.100,00 TL vekalet ücreti, 1.837,43 TL faiz olmak üzere toplam 10.937,43 TL olabileceği, davalı asker kişi olduğundan % 40 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabul, kısmen reddine, 6.562,46 TL alacağın 01.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; rücunun amacının, birlikte sorumlular arasında hakkaniyete göre denge kurmak olduğunu, tazmini gereken miktardan davalı lehine, %40 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığını, bunun gerekçesi olarak ise davalının asker kişi olması ve askerlik görevini Anayasa uyarınca yerine getiriyor olması olarak gösterildiğini, davacı idarenin zararın meydana gelmesinde herhangi bir kusuru veya sorumluluğu bulunmadığını, davalıya gerekli eğitimlerin verildiğini, zararın meydana gelmesinde tüm kusurun davalıda olduğunu, davacı idare aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, verilen kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu belirtmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davalının askerlik görevi sırasında silah arkadaşını yaralaması sonucunda mahkeme kararı gereği davacı idarenin dava dışı ere ödemek zorunda kaldığı tazminatın davalıdan rücuen tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (mülga) 41 ve 43 üncü (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 51) maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, kararın bozmaya uygun olmasına, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmamasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut davada, davacı idare lehine hesaplanan tazminattan, mahkemece yapılan indirim sonucu belirlenen maddi tazminat tutarı hüküm altına alınırken, davanın kısmen reddine karar verildiğinden, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmiştir. Oysa, yasal düzenlemeler gereği 6098 sayılı TBK’nın 51 ve (BK. 43) maddelerinden kaynaklanan hakkaniyet ve takdiri indirimler nedeniyle davanın kısmen reddedilmesi halinde, indirimden dolayı reddedilen kısım için davalı yararına vekalet ücreti takdir edilemeyeceğinin göz önüne alınması gerekirken, hesaplanan tazminattan yapılan hakkaniyet indiriminden dolayı reddedilen kısım için vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır. Ne var ki belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü uyarınca Mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerekmiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde gösterilen nedenle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde gösterilen nedenle davacı tarafın temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme kararının, hüküm fıkrasının (4) numaralı bendinin hüküm fıkrasından çıkartılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 19.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.