Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/4321 E. 2024/3055 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/4321
- Karar No
- 2024/3055
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/203 E., 2020/724 K. BİRLEŞEN DAVA MAHKEMESİ : Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2009/241-2009/442 DAVA TARİHİ : 29.07.2011 HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin kasko ve aynı zamanda trafik sigortacısı olan davalı şirketin 09.08.2008 tarihinde ağabeyinin sevk ve idaresinde iken meydana gelen çok taraflı trafik kazasında “araç sürücüsünün tespit edilemediği ve beyanların çelişkili olduğu” gerekçesi ile tazminat taleplerini reddettiğini belirterek, 60.000,00 TL hasar bedelinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; dava konusu kazada şirketlerine trafik sigortalı araç sürücüsünün kusurlu ve alkollü olduğunu, olay yerini terkettiğini, diğer araç sürücülerinin sürücüyü görmediklerini ifade ettiklerini, olaydan saatler sonra sigortalının kazayı yapan sıfatı ile başka birini gönderdiğini, kaza tespit tutanağında sürücünün tespit edilemediğinin yazılı olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün alkollü olarak olay yerinden uzaklaştığının araçlarına çarpılan diğer araç sürücüleri tarafından beyan edildiğini belirterek, sigortalı aracın hasar verdiği diğer araç maliklerine ödenen 9.739,00 TL'nin davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davacı-birleşen davada davalı ... vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; kusur oranına itirazlarının bulunmadığını, araç sürücüsünün belli olmaması ve alkollü olduğu yönündeki iddiaları kabul etmediklerini belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı-birleşen davada davacı ... vekili A.Ş. asıl davaya cevap dilekçesinde; sürücünün kaza yerinden firar ettiğini, emniyete gelen başka birinin kazayı yaptığını söylediğini, emniyet görevlileri tarafından bu beyana itibar edilmediğini, kaza saatinden yaklaşık 5 saat sonrasında alınan alkol raporu bulunduğunu, bu gerekçelerle hasar bedelinin ödenmediğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 19.09.2013 tarihli ve 2011/570 Esas, 2013/365 Karar sayılı kararıyla; asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen dava yönünden davacı-birleşen davada davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 22.01.2018 tarih ve 2017/2411 Esas ve 2018/74 Karar sayılı ilamı ile; ''..Asıl dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat, birleşen dava zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemlerine ilişkindir. 2918 sayılı KTK'nun 48 inci maddesinde; alkollü içki alması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu ifade edilmiştir. Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin, "Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı" başlıklı 97 nci maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, konu ile ilgili olan "b-2" bendinde, "alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı kenar başlığı altında; alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promil üstünde olanların araç kullanamayacakları açıklanmıştır. Ayrıca, Motorlu Kara Taşıtları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.5 inci maddesinde; taşıtın, uyuşturucu maddeler veya Karayolları Trafik Kanunu uyarınca yasaklanan miktardan fazla içki almış kişiler tarafından kullanılması sırasında meydana gelen zararların sigorta teminatı dışında olduğu belirtilmiştir. Bununla birlikte, Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.5 nci maddesinin dayanağını teşkil eden KTK'nun 48 inci maddesinin yasaklamayı düzenleyen ilk fıkrasında, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli araç sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaklanmış olup, aynı maddenin 2 nci fıkrasındaki yönetmelik düzenlenmesine olanak tanıyan hükümde, yasaklama yetkisi yönetmeliğe bırakılmış olmadığından, Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 97 nci maddesinde, yukarıda anılan yasa hükmü tekrarlandıktan ve müteakip, uyuşturucu veya keyif verici maddeler ile alkollü içkilerin oranlarının ne şekilde saptanacağı belirlendikten sonra, yasada yer alan hükmü dikkate almadan salt 0.50 promilin üstünde alınan alkol miktarına göre araç kullanma yasağı getirilmesinin yasal dayanağı bulunmadığından geçersiz bulunmaktadır. Geçersiz yönetmelik hükümlerinin yasaya aykırı bir şekilde genel şart olarak kabulü de mümkün değildir. O halde, hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibariyle sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, sürücünün alkollü olması tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmez. Üstelik, böyle bir durumda hasarın teminat dışı kaldığının ispat yükü TTK'nun 1281 inci maddesi hükmü gereğince sigortacıya düşmektedir. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında; sürücünün aldığı alkolün oranının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığından, mahkemece nöroloji uzmanı, hukukçu ve trafik konusunda uzman bilirkişilerden oluşan bilirkişi kurulu aracılığıyla olayın salt alkolün etkisiyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin, alkol dışında başka unsurlarında olayın meydana gelmesinde rol oynayıp oynamadığının saptanması, sonuçta olayın tek başına alkolün etkisiyle meydana geldiğinin saptanması durumunda, oluşan hasar poliçe teminatı dışında kalacağından davanın reddine, aksi halinde kabulüne karar verilmesi gerekeceği ilkesi benimsenmektedir. (YHGK 23.10.2002 gün ve 2002/11-768-840; YHGK 7.4.2004 gün ve 2004/11-257-212; YHGK 2.3.2005 gün ve 2005/11-81-18; YHGK 14.12.2005 gün 2005/11-624-713 sayılı ilamları) Eldeki davada 09.05.2008 tarihinde dava konusu trafik kazasının meydana geldiği, trafik kazası tespit tutanağına göre, davacı ...'a ait 34 ESC 45 plakalı aracın sürücüsünün tespit edilemediği, tespit edilemeyen sürücünün doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma kusurunu işlediği belirtilmektedir. Makine mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen 20.06.2011 tarihli raporda ise; davacı tarafından sürücü olduğu belirtilen Cemil'in sürücü olduğunun ispata muhtaç olduğu, bununla birlikte, Cemil'in makul sürede alkol kontrolü yaptırmamasının haklı gerekçesi bulunmadığı, bilinmeyen sürücünün (davacı beyanına göre Cemil'in) % 100 oranında kusurlu olduğu, kazaya karışan diğer iki araç sürücüsünün herhangi bir kusurlarının bulunmadığı ve bu kişilere ait araçlardaki hasar bedellerinin tespitinin yapıldığı, mahkemece bu rapor ile kusur ve sorumluluk yönünden kök rapor ile aynı mahiyette olduğu anlaşılan ek raporun hükme esas alındığı anlaşılmaktadır. Sürücüsü tespit edilemeyen ve alkollü olup olmadığı hususu net olmayan dava konusu trafik kazası ile ilgili olarak az yukarıda yazılı açıklamalar ışığında inceleme yapılarak karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi uygun bulunmamıştır. Birleşen dava yönünden ise, birleşen davada davacı konumunda yer alan sigorta şirketinin davalıya ait aracın 5857335 poliçe numaralı ve 14.03.2008-14.03.2009 tarihleri arasında trafik sigortacısı olduğu, dava konusu kazada, dava dışı 3. kişilere ait araçların hasar bedellerini ödediği, davacı vekili tarafından kendilerine trafik sigortalı olan 34 ESC 45 plakalı araç sürücüsünün asli kusurlu olduğu, kaza mahallini terkettiği ve görgü tanıklarının alkollü olduğu yönünde beyanda bulundukları belirtilerek, asli kusurlu olan davalıdan 3. kişilere ödenen hasar bedellerinin tazminini talep edilmektedir. Bu halde, 34 ESC 45 plakalı sürücünün kusurlu- alkollü olması ve firar etmesi nedeniyle rizikonun teminat dışında kaldığı iddia edildiği, salt olay yerinin terk edilmesi veya sürücünün olay yerinden firar etmesi rizikonun ve dolayısıyla hasarın teminat dışında kaldığının kabulü için yeterli olmadığı, yine birleşen davada kusur da dahil olmak üzere kanıtlanamayan bu hususların sigortalıya rücu sebebi de olmadığı, yine dosya kapsamı itibariyle 34 ESC 45 plakalı aracın sürücüsünün alkollü olduğu sabit olmadığı gibi kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana geldiğine dair bir delil bulunmadığı, bu halde asıl dava yönünden esasa girilip bir karar verilmesi gerekirken red kararı verilmesi, birleşen dava yönünden ise, rücuen tazminatı gerektirir yasal koşullar bulunmadığı gözetilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesi uygun bulunmamıştır..'' gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. B.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl dava yönünden kazanın salt alkolün etkisiyle meydana geldiği hususunun davalı ... şirketi tarafından ispatlanamadığı, bu bağlamda davacının aracında meydana gelen ve bilirkişi tarafından belirlenen 57.000,00 TL hasar kaynaklı tazminatın poliçe kapsamında davalı taraftan talep edilebileceği; birleşen dava yönünden ise davacı ... şirketinin dava dışı araçla ilgili yapmış olduğu ödemeyi rücuen talep edemeyeceği, nitekim kazanın salt alkolün etkisiyle meydana geldiği hususunun kanıtlanamadığı, bu bağlamda birleşen dava yönünden Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere rücuen tazminatı gerektirir yasal koşulların bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, 57.000,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 20.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen dava subuta ermediğinden reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı- birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl dava davalısı-birleşen dava davacısı vekili temyiz dilekçesinde; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, tanık beyanlarının yazılı ifadelerinden de anlaşılacağı üzere kaza 04.30 civarında olmuş, kaza yapan araç sürücüsü kaza sonrası olay mahallinden kaçtığını, emniyete başka bir şahıs gelerek kazayı kendisinin yaptığını beyan ettiğini, ancak polislerin bu şahsı dikkate almaması neticesinde bir başka şahıs kazadan yaklaşık 5 saat sonra kan raporu alarak kazayı kendisinin yaptığını beyan ettiğini, kazadan 6 saat sonra saat 11:15’de alkol kontrolü için kan örneğinin alındığı, ...’in hastanedeki muayene saati ile alkol için kan alma saati arasında geçen süre bir saatten az olduğunu, esas gecikmenin kaza saati ile muayene saati arasındaki süre olduğunu, ... Hastanesinin laboratuvar sonucu üzerinde ...’in alkolsüz olduğu yazmadığını, sunulan laboratuvar sonucunun kandaki alkol miktarının tespitine yönelik olup olmadığı, laboratuvar sonucunda ...’in kanında alkol olmadığının tespit edilip edilemediği anlaşılamadığını, yapılan inceleme neticesinde “kaza anında sürücü olduğunu beyan eden kişiler ile tanık ifadelerinin uyumsuzluğu ve aynı zamanda çelişkili ifadeler yüzünden resmi tutanak ile sürücünün tespit edilemediğinin sabit olması nedeni ile hasar tazminat talebinin olumlu olarak değerlendirilemeyeceği” ifade edildiğini, davacı tanıkları, dosyada mübrez kazaya uğrayan diğer araç sürücülerinin yazılı ifadeleri ve dava dilekçesi bir bütün olarak incelendiğinde çelişkiler olduğunu belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe: 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; asıl dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat, birleşen dava zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 saylı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1281 inci maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 48 inci maddesi, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, Kasko Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinin hukukça mümkün olmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden asıl dava davalısı, birleşen dava davacısı Eureko Sigorta A.Ş.'ye yükletilmesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine 25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.