Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/2423 E. 2023/13415 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/2423
- Karar No
- 2023/13415
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2020/640 E., 2021/728 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın kısmen kabulüne Taraflar arasında görülen maddi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda,12.12.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...geldiler. Taraflar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 12.12.2023 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalı üç ayrı poliçe ile sigortalanan davacı otellerinde, 12.01.2013 tarihindeki şiddetli yağış nedeniyle oluşan sel ve su baskınları sonucu ağır hasar meydana geldiğini, davalı tarafın baskıları ve müzayaka halinde olan davacının kabulü ile 3.999.875,00 TL tazminat ödemesi yapıldığını; ancak, Manavgat 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden yaptırılan tespit sonucu alınan bilirkişi raporuyla, davacının zararının 8.400.000,00 TL olduğunun saptandığını, davalının ödediği bedel ile gerçek zarar arasında fahiş fark bulunduğundan fark tazminatı olan 4.400.124,71 TL'nin ödenmesi ve imzalanan ibranamalerin geçersizliğinin davalıya ihtaren bildirildiğini, davalının fark tazminatı ödeme talebini reddettiğini, davalının yaptığı ödemenin kısmi ödeme olduğunu, gerçek zarar ile ödenen tazminat arasında fahiş fark bulunduğunu, turizm sezonunun açıldığı nisan ayına otellerin tadilatının tamamlanmasındaki zorunluluk ve davacının özkaynakları ile bunu yapmasının mümkün olmaması nedeniyle müzayaka halinde davalının ödediği düşük tazminata razı olduğunu, bu şartlarda verilen ibranamenin geçersiz olduğunu, ibranameye ihtirazi kayıt konulması halinde ödeme yapılmayacağı davalı tarafından bildirildiği için bu kaydın da konulamadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davacı tarafından imzalanan mutabakatname ve ibranamelerin iptali ile gerçek zarar olan 4.400.124,71 TL'den şimdilik 2.000.000,00 TL'nin temerrüt tarihinden işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 31.12.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle, taleplerini 4.400.124,71 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı nezdinde sigortalı olan davacıya ait otellerde sel ve su baskını nedeniyle oluşan hasar bedelinin alınan eksper raporu ile saptandığını ve bu raporla saptanan hasar bedelinin davacıya ödenip ibraname alındığını, ibra nedeniyle poliçeden doğan sorumluluklarının son bulduğunu, tacir olan davacının ibra ve mutabakatnameyi müzayaka altında imzaladığı iddiasının kabul edilemeyeceğini, olayda gabinin şartlarının oluşmadığını, davacının tek taraflı olarak yaptırdığı delil tespitinde saptanan zarar miktarına itibar edilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; davanın kısmen kabulü ile 1.171.516,36 TL'nin 11.06.2013 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazla isteğin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Hukuk Dairesi 19.02.2018 tarih ve 2016/18503 Esas 2018/1060 Karar sayılı ilamında; "...Dava, taraflar arasındaki işyeri sigorta poliçesi nedeniyle ve gabin hukuksal nedenine dayanan tazminat istemine ilişkindir... Somut olaya bakıldığında; davacı taraf, davalı sigortacıya yapılan başvuru üzerine eksper incelemeleri devam ederken, zararın eksik belirleneceği kanaatine ulaştıkları için, 23.01.2013 tarihinde mahkemeden tespit yaptırdıklarını ve bu dosyada alınan rapor ile gerçek zarar miktarının tespit edildiğini, tespit dosyasındaki 12.03.2013 tarihli bilirkişi raporundan 30.05.2013 tarihinde haberdar olup davalı tarafından ödenen bedel ile gerçek zarar arasında fahiş fark olduğunu öğrendiklerini iddia ederek gabin nedenine dayanan fark tazminatı isteminde bulunmaktadır. Mahkemece, davacı tarafın bu iddiasına itibar edilmiş ve davaya konu sel olayından kaynaklanan gerçek zararın, tespit dosyasında alınan rapora istinaden davacı tarafça öğrenildiği, bu suretle davalının ödediği hasar bedeliyle gerçek zarar bedeli arasındaki açık nisbetsizliğin öğrenilme tarihinin 30.05.2013 olduğu ve davacının bu tarihten sonraki 1 yıllık hak düşürücü süre içinde davasını açtığı kabul edilmiştir. Mahkemece, müzayaka haline dayanan gabin iddiası yönünden, zorda kalma halinin ortadan kalktığı tarihten itibaren 1 yıl içinde dava açılması gerektiği kabul edildikten sonra; davacının edimler arasındaki açık nisbetsizlik ile gerçek zararı öğrenme tarihi kabul edilen 30.05.2013 tarihinden itibaren sürenin işlemeye başlayacağı gerekçesiyle dava süresinde kabul edilmiştir. Oysa, 6098 sayılı TBK'nun 28/2. maddesindeki düzenlemede, 1 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı bakımından, gerçek zarar miktarının öğrenildiği tarihle ilgili bir ifadeye yer verilmediği; sürenin başlangıcı bakımından, zorda kalma halinin ortadan kalktığı tarihin esas alınması gerektiği izahtan varestedir. İfade olunan bu nedenlerle; davacının ibranamenin imzalandığı tarihte zorda (müzayakada) olduğunu ileri sürmüş olmasına göre, öncelikle bu hususun araştırılması (bu yöne ilişkin aşağıdaki açıklamalar ışığında), taraf delillerinin toplanması, bilirkişi incelemesi yapılması; bu araştırma sonucunda zorda (müzayakada) kalarak ibraname imzalandığının saptanması halinde, davacının bu ibraname ile bağlı kalmak istemediğini 31.05.2013 tarihli ihtarname ile ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 28. maddesinde öngörülen sürede davalı sigortacıya bildirdiği; anılan yasa maddesinde bu bildirimin ne şekilde yapılacağına dair açık bir düzenleme bulunmadığı; dava yoluyla ileri sürme zorunluluğunun da olmadığı (...- Aşırı Yararlanma Kavramı- shf. 188) gözetildiğinde, gabine dayalı hakkın yasal süre içinde kullanıldığına ilişkin kabul, sonucu itibariyle isabetli olup davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. Gabin hukuksal nedenine dayanan fark tazminatı talebine ilişkin davada, müzayaka halinde ibraname imzaladığını iddia eden davacı tarafın bu durumda olup olmadığının, somut deliller ve ayrıntılı incelemeyle tespiti gereklidir. Davacı taraf, büyük hasar meydana gelen otellerini turizm sezonuna yetiştirmedeki zorunluluk, kendi kaynakları ile bu tadilatları yaptıramayacak oluşu, devam eden kredi borçlarının bulunduğu gerekçesiyle müzayaka halinde olduğunu iddia etmiştir. Mahkeme tarafından da, davacının otellerinde oluşan hasarın büyüklüğü ve otellerin turizm sezonuna yetiştirilmeye çalışılması nedeniyle davacının müzayaka halinde ibranameleri imzaladığı kabul edilmiş; bu yöne ilişkin herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Oysa; kural olarak irade özerkliği ve sözleşme serbestisi içinde imzalandığı kabul edilmesi gereken ibranamelerin, müzayaka halinde imzalandığı iddiası ile geçersiz kılınmak istendiği; bu biçimde geçersizliği sağlayarak bunun sonuçlarından yararlanacak olan ve istisnai bir yol olan gabinin hukuksal sonuçlarından yararlanmak isteyen davacı taraf iddiasının doğru olup olmadığının araştırılması gerektiği açıktır. Bu nedenle de mahkemece; davaya konu sel olayının meydana geldiği 2013 yılından önceye dönük yakın yıllardaki davacının mali durumunun, ticari defter ve kayıtları ile muhasebe belgeleri üzerinden yapılacak incelemeyle saptanması; bu konuda uzman mali müşavir bilirkişi heyetinden, davacının sel hasarından önceki yakın yıllara ait işletme kar ve zararı, şirket özkaynakları, davacının hasar tarihinde mevcut borç- alacak miktarları konularında ayrıntılı rapor alınması; davacının hasar tarihinden önceki mali durumuna göre, selden kaynaklanan hasarı bertaraf etme konusunda yeterli özkaynağı olup olmadığının detaylıca irdelenmesi, bu husustaki taraf delillerinin toplanması ile gabinin subjektif unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle hüküm tesisi doğru değildir. Edimler arasındaki aşırı oransızlığın giderilmesini temin amacıyla, davacı tarafça gabin iddiasıyla dava açıldığı gözetildiğinde, gabinin objektif unsuru olan edimler arasındaki aşırı oransızlık şartının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti için, davacının gerçek zarar miktarının doğru biçimde tespiti şarttır. Davacının gerçek zarar miktarının tespiti bakımından alınan ve mahkemece de benimsenen 12.02.2016 tarihli bilirkişi heyeti ek raporu incelendiğinde; davacının hasar başvurusu sırasında liste halinde bildirdiği ve hasar gördüğünü iddia ettiği demirbaş-muhteviyat ile bina hasarlarından olup da hasardan sonraki tarihlerde faturalandırılan hasar kalemleri için hesaplama yapıldığı; teklif ve proforma faturalarının, yevmiye numarası olmadığından ticari defterlere işlenemeyen faturalardaki bedellerin hesaba dahil edilmediği; hasardan sonraki ilk müdahale ile kurtarma ve belgesiz olağan temizlik giderlerinin hesaba dahil edildiği belirtilmesine rağmen bu hasara ilişkin bedelin hesapta yer almadığı; poliçedeki % 2 muafiyet bedeli indirildiği belirtilmesine rağmen bu yönden hesapta indirim yapılmadığı; davacı talebinde yer alan alternatif konaklama bedelleri yönünden, davacı tarafça sunulan tüm belgeler dikkate alınarak ve poliçede yer alan bu hasara ilişkin kloza göre hesaplama yapılmadığı; hasardan hemen sonra davalı sigortacının görevlendirdiği eksper tarafından belirlenen hasar türleri ve miktarları ile raporda hesaba esas alınanların mukayeseli ve denetime olanak verecek biçimde raporda gösterilmediği görülmektedir. Bu yönüyle, hükme esas alınan rapordaki hesaplamalar ve hesaplanma biçimi, denetim imkanı vermeyecek mahiyette ve kendi içinde çelişkili bir hal arzetmekte olduğundan rapor hükme esas alınabilecek mahiyette değildir. İfade olunan tüm bu nedenlerle; taraflar arasındaki poliçelerle, davacıya ait otellerdeki bina-muhteviyat-demirbaş ve hasar halindeki kazanç kaybının belli limitler dahilinde sigortalandığı; sigorta sözlemesi gereği, poliçedeki limitlerle sınırlı olmak kaydıyla, davalının sel ve su baskını rizikosu nedeniyle fiilen oluşan gerçek zarar miktarını tazminle yükümlü olduğu; zarar miktarının belirlenmesinde, riziko tarihinden önce mevcut olup da olay nedeniyle hasara uğrayan unsurlar için hesaplama yapılması gerektiği; hesaplama yapılırken, hasar tarihinden sonra alındığı iddia olunan mallara ilişkin tüm faturaların ve ticari defterlere işlenmiş faturaların üzerinden belirlemeye gidilemeyeceği gibi, yevmiye numarası olmadığı için defterlere işlenmeyen fatura bedellerinin de hesap dışı bırakılamayacağı; hesaplamadaki tek kriterin, riziko tarihinden önce mevcut olup da davaya konu sel olayı nedeniyle hasar gören sigortalı unsurların bedellerinin hesaba dahil edilmesi olduğu gözetilmelidir. Buna göre de; oluşturulacak uzman bilirkişi heyetinden, davacının hasar başvurusu sırasında davalıya sunduğu listenin, davalının aldığı eksper raporunun, tespit dosyasında alınan 12.03.2013 tarihli bilirkişi raporunun bir bütün olarak ele alınması ve hasar tarihinden önceki yıla ait ticari defter ve kayıtlar ile muhasebe belgeleri de incelenmek suretiyle, sel olayından önce mevcut olup da olay nedeniyle hasar gören sigortalı unsurların bedellerinin ayrıntılı biçimde tespiti, hasar gören unsurlara ilişkin olarak davacı tarafça sunulan liste ile eksper raporundaki belirlemelerin mukayeseli biçimde tablolar halinde tespitinin yapılması, poliçedeki muafiyet klozuna göre hasar bedellerinden gerekli indirimlerin yapılması, yine poliçedeki alternatif konaklama bedeline ilişkin klozun da dikkate alınmasıyla bu hasar yönünden belirlemeye gidilmesi konularında ayrıntılı, gerekçeli, mukayeseli ve denetime imkan sağlayacak bir rapor alınıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle yazılı biçimde hüküm tesisi de yerinde olmamıştır. Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davacı vekili ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Davalı vekilinin karar düzeltme isteği Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 05.10.2020 tarihli ve 2018/4930 Esas, 2020/5048 Karar sayılı ilamı ile reddedilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamı doğrultusunda davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak 2013 yılından öncesine dayalı olarak davacının mali durumu tespit edildiği, yapılan inceleme sonucunda davacı şirketin öz kaynaklarının hasarın gerçekleştiği tarihte bu hasarı gidermek için yeterli olmadığı, davacının gabinin subjektif unsuruna göre ödeme güçlüğü içinde bulunduğu, talep edebileceği hasar miktarının 6.581.093,35 TL, olmasına rağmen sigorta şirketince ödenen miktarının 3.999.875,29 TL olduğu, edimler arasında objektif oransızlık bulunduğu tespit edilmiş olduğundan davacının müzayaka halinde olduğu, gabinin hukuksal şartlarının gerçekleşmiş olduğu, tüm dosya kapsamının ve delillerin değerlendirilmesi sonucunda davacıya ait otelin 12.01.2013 tarihinde gerçekleşen sel nedeniyle ağır hasar gördüğü, enkaz kaldırma, bina hasarı, muhteviyatı olmak üzere hasar miktarının 6.715.401,38 TL olduğu, % 2 muafiyet tutarı olan 134.308,03 TL'nin düşülmesi sonucunda davacının talep edebileceği tazminatın 6.581.093,35 TL olduğu, alternatif konaklama bedelleri yönünden bilirkişi kurulunda turizm bilirkişisi olmaması nedeniyle hesaplama yapılamadığı, davacı vekili tarafından bu konuda rapora her hangi bir itirazda bulunulmayarak bilirkişi raporunda tespit edilen 6.581.093,35 TL üzerinden karar verilmesinin talep edildiği, davacı tarafından bilirkişi raporu kabul edilmiş olduğundan alternatif konaklama bedeli hususunda inceleme yaptırılmadığı, tespit edilen hasar bedelini karşılamakta davacının öz kaynaklarının yetersiz kaldığı, davalı ... tarafından yapılan 3.999.875,29 TL'lik ödeme ile davacının hasar miktarı arasında objektif oransızlık olduğu, gabinin subjektif ve objektif unsurlarının gerçekleştiği hüküm vermeye elverişli denetime açık bilirkişi raporundan anlaşıldığından davacının 6.581.093,35 TL'lik talep edebileceği hasar miktarından yapılan 3.999.875,29 TL'lik ödemenin düşümü sonucunda kalan 2.581.218,06 TL'den davalı tarafın sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, 2.581.218,06 TL'nin 11.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Mahkemece hükme esas alınan raporun bozma kararında belirtilen hususları karşılamadığını, davacının hasar tarihinde mevcut borç ve alacak miktarı konusunda yeterli açıklamaya yer verilmediğini, oluşan zararı bertaraf etme konusunda yeterli öz kaynağı olup olmadığına ilişkin yeterli açıklama olmadığını, eksi olan özkaynağın neden kaynaklandığının açıklanmadığını, edimler arasındaki aşırı oransızlık şartının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği unsurunun tespiti hususunda ise bozmaya sebebiyet veren hatalı bilirkişi raporunda mevcut olan eksikliklerin bozma sonrasında da eksik olduğunu, yeniden zarar hesaplaması yapmayıp önceki raporların tekrarı mahiyetinde olduğunu, Mahkemenin bu hatalı ve eksik bilirkişi raporuna dayanarak davanın ana uyuşmazlık noktası olan aşırı yararlanmanın varlığını kabul etmesinin hatalı olduğunu belirterek Mahkemece verilen kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe: 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; gabin hukuksal nedeniyle işyeri sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 28 inci maddesi, Yangın Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine, 12.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.