Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/1515 E. 2024/5589 K. – Maddi Ve Manevi

Konu: Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/1515
Karar No
2024/5589
Karar Tarihi
Konu
Maddi Ve Manevi Tazminat

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/870 E., 2021/1621 K. HÜKÜM/KARAR : Davanın reddi / Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Kahramanmaraş 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/213 E., 2020/77 K. Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; ziraatçılıkla iştigal ettiğini, davalılar ile dedelerinden kalma tapusu ortak bir zeytin bağlarının bulunduğunu, bu tapusu ortak bağın elli yıl kadar önce bölünmüş vaziyette olduğunu, herkesin kendi yerini kullandığını, 14.11.2011 günü kendisine ait yerde çocuklarıyla beraber zeytin toplamakta iken davalılar ile birlikte yedi kişinin kendisine saldırdığını, bu saldırı sırasında davalıların ellerinde bulunan tahra diye tabir edilen alet ile beline vurduklarını, hastaneye yatırıldığını, yapılan tetkik sonucu belinin iki kemiğinde kırık olduğunun tespit edildiğini, bu suretle on gün kadar hastanede müşahade altında tutulduğunu ve iki kez ameliyat olduğunu, davalıların eylemi nedeniyle sakat kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.000,00 TL maddi tazminat (sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı kapsamında) ile 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekillerinin amcasının oğlu aynı zamanda davalı ...'nin kayın biraderi olduğunu, davacının daha önce de müvekkili Ali'nin kullandığı ve içerisine zeytin ağaçları dikip büyüttüğü zeytinliğinde hakkı olduğunu ileri sürerek müvekkili hakkında Kahramanmaraş Sulh Hukuk Mahkemesinin 2007/622 Esas, 2008/825 Karar sayılı dosyası ile meni müdahale davası açtığını, ancak davanın reddine karar verildiğini, karara rağmen davacının bu tarihten sonra da müvekkilinin zeytinliğine müdahale etmeye devam ettiğini, son olarak davacının oğulları ve ailesi ile birlikte müvekkilinin zeytinliğine gelerek zorla müvekkilinin zeytinlerini toplamaya başladığını, bunun üzerine müvekkilinin karakol komutanı ve Jandarma görevlileri ile birlikte olayın olduğu yere geldiğini, karakol komutanının davacıya zeytinliğe haksız olarak girdiğini ve ayrılması gerektiğini belirtmesi üzerine davacının çılgına döndüğünü, davacı ve ailesinin müvekkillerine, müvekkillerinin aileleri ile çocuklarına saldırdıklarını, dava dilekçesinde ileri sürülen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafın eskiden beri belinden hasta ve sakat olduğunu, davacının hastalığının meydana gelen olayla hiçbir ilgi ve alakası bulunmadığını, meydana gelen olayın tamamen davacı tarafın kusuru neticesinde meydana geldiğini, müvekkillerinin bu olayda hiçbir kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 10.02.2017 tarihli ve 2013/448 Esas, 2017/51 Karar sayılı kararı ile; davacı ve davalıların mirasçı ve hissedar oldukları taşınmazın kullanımına yönelik taraflar arasında ihtilaf olduğu, anlaşmazlığın taksim veya ortaklığın giderilmesi yolu ile çözülmesi gerektiği, ancak 14.11.2011 günü nizalı yerde bulunan zeytinlerin bir kısmının davacı tarafından toplandığı, bunu öğrenen davalılar ve ailesinin Jandarma nezaretinde olay yerine gittiği, daha sonra taraflar arasında yaşanan tartışmanın kavgaya dönüştüğü, adli tıp uzmanı raporuna göre davacıda ilk kez 14.05.2012 tarihinde tespit edilen T11-L1 ve L2 kompresyon fraktürlerinin olay tarihi olan 14.11.2011 günündeki travmaya bağlı olarak oluşup oluşmadığının tespitinin tıbben mümkün olmadığı, tanık beyanlarına göre ise olay tarihinden önce davacının belinde rahatsızlık bulunduğu, bu hali ile davacının maluliyeti ile dava konusu olay arasında illiyet bağı kurulamadığı, tanık beyanlarına göre kavga nedeniyle davacıda herhangi bir yaralanma meydana gelmediği, davacının taksim veya ortaklığın giderilmesi yolu ile çözülmesi gereken uyuşmazlık bulunduğu halde nizalı yerde bulunan zeytinlerin bir kısmını toplamakla kusurlu davrandığı ve olayın meydana gelmesine sebebiyet verdiği..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin ceza mahkemesinin kararında belirtildiği gibi kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığının sabit olduğunu, mahkemede dinlenen davalı tanıklarının ifadelerinin gerçek dışı olduğunu, davalılarının yönlendirmeleri ile beyanda bulunduklarını, davanın kabul edilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür. C. Kaldırma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 09.04.2018 tarihli 2018/255 Esas, 2018/349 Karar sayılı kararı ile; "Kahramanmaraş 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/566 Esas, 2013/228 Karar sayılı dosya kapsamı, hükme esas alınan doktor raporları birlikte değerlendirildiğinde davacının yaralandığının sabit olduğu, Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesinin 31/03/2015 tarihli raporunda taraflar arasındaki olay ile davacıda oluşan maluliyet arasında illiyet bağının bulunduğunun belirtildiği, ATK uzmanından alınan raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, Yargıtay uygulamaları gereği maluliyet yönünden ATK Üçüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiği, mahkemece en üst merci olan Üçüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmadan karar verildiği, mahkemece ceza dosyası ve tüm doktor raporları ile birlikte davacının ATK Üçüncü İhtisas Kuruluna sevki sağlanarak davacının 14/11/2011 tarihinden ceza dosyasına konu olay nedeniyle bir maluliyetinin bulunup bulunmadığı, varsa maluliyetinin 2011 yılındaki olayla illiyet bağının bulunup bulunmadığının tespiti yönünden rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın yukarıda belirtilen eksiklikler giderilerek yeniden karar verilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. V. İLK DERECE MAHKEMESİNCE KALDIRMA KARARI SONRASINDA VERİLEN KARAR İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Kahramanmaraş 4.ASCM nin 2012/566 Esas ve 2013/228 Karar ve 04.04.2013 tarihli dosyanın incelenmesinde; dava dosyası kapsamında davacı ve davalı taraflar arasında 14.11.2011 tarihinde meydana gelen kavga olayının sabit olduğu kabul edilmesine rağmen, dosya kapsamında mevcut olan 14.12.2011 tarihli Genel Adli Muayene raporunda, davacıda kemik kırığının olmadığı ve yine aynı dosya kapsamında alınan 20.09.2012 tarihli ATK ihtisas dairesi raporunda da, dava konusu olay nedeni ile davacıda kemik kırığının olmadığının tespit edildiği, yine kavgaya karışan ... dışındaki diğer tüm tarafların BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandıklarının sübuta erdiği, sadece ... 'ın kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığının tespit ve kabul edildiği, davalılar hakkında söz konusu olay nedeni ile HAGB'na karar verildiği, Hukuk Mahkemesi hakiminin, Ceza mahkemesinde tespit edilen maddi vakıalar ile bağlı olduğu, bu kapsamda, davacının vücudunda kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanmadığının, tıbbi kayıtlar ve tüm dosya kapsamı ile sübuta erdiği ve mahkemece de bu tespite itibar edildiği, Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 26.08.2019 tarihli raporunda ise; davacının olay sonrasındaki tüm tıbbi kayıtlarının ayrıntılı olarak tetkik edilmesi neticesinde, dava konusu olay ve olay tarihinden 6 ay sonra tespit edilen omur kırıkları arasında tıbbi olarak illiyet bağının kurulamadığınını oy birliği ile mütalaa edildiği, her ne kadar dava tarafları arasında bir kavga meydana geldiği ve davacının da bu kavgada yaralandığı sabit ise de, meydana gelen olay nedeni ile vücudunda bu kavga olayına bağlı olarak kemik kırıklarının oluşmadığı ve dolayısı ile davacının bu yaralanma nedeni ile uzuv tatili veya sakatlığa uğramadığı, dolayısı ile davacı açısından maddi tazminatı gerektirir bir durumun mevcut olmadığı, davacının iddialarının bu anlamda sübut bulmadığı; yine manevi tazminat istemine ilişkin olarak ise dava tarafları arasında meydana gelen olayın karşılıklı darp eylemi olduğu ve ceza mahkemesi dosyası kapsamında olayın kim tarafından başlatıldığının ve bu anlamda kusurun kimde olduğunun tayin edilememiş olması, davacının olay nedeni ile vücudunda araz bırakacak derecede kemik kırığına maruz kaldığını da ispat edememiş olduğu kabul edildiğinden davacının manevi tazminat talebi yönü ile de davasını ispat edemediği..."gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. VI. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; kemik kırığı şeklindeki yaralanmanın ceza mahkemesi kararı ile sabit olduğunu, ceza dosyasındaki delillerin göz ardı edildiği, davalı tanıklarının beyanlarının gerçek olmadığını, son alınan raporların gerçeği yansıtmadığını, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "davaya dayanak Kahramanmaraş 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/566 Esas, 2012/228 Karar sayılı dosyasında davalılar hakkında HAGB uygulandığı, HAGB'nin kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadığından hukuk hakimini bağlamayacağı, 2018/255 Esas, 2018/349 Karar sayılı kaldırma kararı sonrası ATK 3. İhtisas Kurulunun 26.08.2019 tarihli raporunda davacıda oluşan kemik kırığının dayanak ceza dosyasındaki olay ile illiyet bağının kurulamadığına ilişkin kati raporu, tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde davacının davasını ispat edemediği, ilk derece mahkemesi kararının usul, yasa ve dosya kapsamına uygun olduğu, kamu düzenini ilgilendiren başkaca bir aykırılık da tespit edilemediği..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. VII. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kemik kırığı şeklindeki yaralanmanın ceza mahkemesi kararı ile sabit olduğunu, ceza dosyasındaki delillerin göz ardı edildiğini, davalı tanıklarının beyanlarının çelişkili olup, gerçek olmadığını, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. İhtisas Kurulu'nun hazırladığı 26.08.2019 tarihli raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, raporun gerçeği yansıtmadığını, olaydan kısa bir süre sonra alınan uzman doktor raporunda kırığın darp neticesinde oluştuğunun açıkça belirtildiğini, dosyada mevcut olan 05.05.2014 tarihli Opr. Dr. ... tarafından tanzim edilen raporda “…T.11.’deki kırığın darp ve cebir ile ilgisi vardır.” tespitine yer verildiğini, ceza mahkemesi kararının delil olarak ele alınmamasının hatalı olduğunu, ceza davasında bir çok tanığın dinlendiğini, suçun sabit görüldüğünü, cezaya dair hüküm kurulduğunu, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; kasten yaralama iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41, 46 ve 47 inci maddeleri. 3. Değerlendirme Dosya kapsamından, İlk Derece Mahkemesince Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3.İhtisas Kurulu'ndan alınan 26.08.2019 tarihli raporda; mevcut bilgi ve bulgulara göre dava konusu olay ile olay tarihinden 6 ay sonra tespit edilen omur kırıkları arasında illiyet bağı kurulamadığı, davacının geçirmiş olduğu darba bağlı yaralanmasının Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde araz bırakmamış olduğundan sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığı, iyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren bir hafta olduğunun tespit edildiği, davacı vekili tarafından söz konusu rapora itiraz edildiği, mahkemece anılan raporun denetlemeye ve karar vermeye elverişli olduğu kabul edilerek davacı vekilinin itirazının reddine karar verildiği, mahkemece söz konusu raporun benimsendiği, tarafların yargılandığı ceza davasında davaya konu olay nedeniyle davacıda kemik kırığının meydana gelmediği, davacının sakatlığa uğramadığı, davacının maddi tazminatı gerektirir bir durumunun mevcut olmadığı, davacının iddialarının sübut bulmadığı; manevi tazminat istemine ilişkin olarak ise taraflar arasında meydana gelen olayın karşılıklı darp eylemi olduğu ve ceza mahkemesi dosyası kapsamında olayın kim tarafından başlatıldığının ve bu anlamda kusurun kimde olduğunun tayin edilememiş olduğu, davacının olay nedeni ile vücudunda araz bırakacak derecede kemik kırığına maruz kaldığını ispat edememiş olduğu, davacının manevi zararını da ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacı vekilinin karara karşı yaptığı istinaf başvurusunun bölge adliye mahkemesince esastan reddedildiği anlaşılmıştır. Davaya konu olay nedeniyle tarafların yargılandığı Kahramanmaraş 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/566 Esas, 2013/228 Karar sayılı 04.04.2013 tarihli ilamında, davalı sanık ...'ın, müdahil sanık ... oğlu 1952 doğumlu davacı ...’a karşı basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede kasten yaralama şeklinde sübut bulan eylemi nedeniyle cezalandırılmasına, sanığın eylemini silahtan sayılan tahra ile gerçekleştirmiş olması nedeniyle verilen cezadan yarı oranında artırım yapılmasına, olay nedeniyle (davacının) vücudunda kemik kırığı oluştuğundan, kırığın hayat fonksiyonlarına etki derecesi dikkate alınarak verilen cezadan 1/6 oranında artırım yapılmasına, sanığın (davalının) fiili haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet altında işlemesi nedeniyle cezadan takdiren 1/4 oranında indirim yapılmasına, 5237 sayılı TCK’nun 62 inci maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılmasına, neticeten sanığın (davalının) 1 yıl 1 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeden 19.06.2013 tarihinde kesinleştiği, yine davalı sanık ... oğlu 1955 doğumlu ...’ın, müdahil sanık ... oğlu 1952 doğumlu davacı ...’a karşı basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede kasten yaralama şeklinde sübut bulan eylemi nedeniyle cezalandırılmasına, sanığın eylemini silahtan sayılan tahra ile gerçekleştirmiş olması nedeniyle verilen cezadan yarı oranında artırım yapılmasına, olay nedeniyle müdahilin(davacının) vücudunda kemik kırığı oluştuğundan, kırığın hayat fonksiyonlarına etki derecesi dikkate alınarak verilen cezadan 1/6 oranında artırım yapılmasına, sanığın(davalının) fiili haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet altında işlemesi nedeniyle cezadan takdiren 1/4 oranında indirim yapılmasına, 5237 sayılı TCK’nun 62 inci maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılmasına, neticeten sanığın (davalının) 1 yıl 1 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeden 14.05.2013 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ve devamı maddeleri gereğince, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir. Aynı Kanunun 281'inci maddesinin 1 inci fıkrasında "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.", 2 inci fıkrasında "Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.", 3 üncü fıkrasında ise "Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir." hükmü bulunmaktadır. Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3.İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 26.08.2019 tarihli rapora süresi içinde davacı vekili tarafından itiraz edilmiş, anılan raporun Kahramanmaraş 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 2012/566 Esas sayılı dosyası ile uyumlu olmadığını, davalıların ilgili dosyada cezalandırılmalarına karar verildiğini beyan ederek yeni bir raporun alınmasını talep etmiştir. Mahkemece davacı vekilinin rapora karşı itirazlarını karşılayan ek bir rapor alınmadan karar verilmiş olup bu haliyle eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmıştır. Şu durumda, mahkemece davacının 14.11.2011 tarihinde meydana gelen olay nedeniyle bir maluliyetinin bulunup bulunmadığı, varsa maluliyetinin 14.11.2011 tarihindeki olayla illiyet bağının olup olmadığının tespiti yönünden Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan, ceza dava dosyasının ve ceza dava dosyasında Adli Tıp Kurumu Kahramanmaraş Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından davacı hakkında hazırlanan 04.03.2013 tarihli raporun da değerlendirildiği, davacı tarafın itirazlarını karşılayan rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. VIII. KARAR 1. Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/1515, K. 2024/5589, T. 03.06.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2022-1515-e-2024-5589-k-01ed16fbc382