Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2022/14274 E. 2025/16448 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/14274
- Karar No
- 2025/16448
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/215 E., 2022/244 K.
Mahkeme kararı davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 09.12.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ... geldi. Davalı adına gelen olmadı. Davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 09.12.2025 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının Şırnak Bağlıca 3. Jandarma Sınır Komutanlığına bağlı 2.Bölük Delikavak rütbeli gazinosunda er olarak görevli olduğunu, dava dışı astsubay kıdemli başçavuş ... ... rütbeli gazinosunda yemek yerken yemek servisi yapan davalıdan su istediğini, davalının suların kesik olması üzerine oradaki bidonlardan birisinin içerisine tankerden su doldurduğunu, bidonun içerisinde zehirli ve yakıcı madde olduğunu, dava dışı rütbeli askerin suyu içtiğini, yemek borusu ve midesinin yaralandığını ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde askerlik yapamaz raporu verildiğini, davalı hakkında Sulh Ceza Mahkemesinde taksirle yaralamadan dolayı adli para cezası verildiğini ve hükmün açıklanmasının geriye bırakıldığını, dava dışı ... tarafından, davacı idare aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat istemli dava açıldığını, yargılama sonucunda davacı idarenin tazminat ödemesine karar verildiğini, tazminatın icra dosyasına ödendiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 160.840,48 TL tutarındaki alacağın ödeme tarihi olan 27.04.2009 tarihinden, 13.136,54 TL alacağın ödeme tarihi olan 25.05.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 26.05.2016 tarihli ve 2010/17 Esas, 2016/199 Karar sayılı kararıyla davanın kabulü ile 160.840,48 TL tutarındaki alacak bedelinin 27.04.2009 tarihinden ve 13.136,54 TL alacak bedelinin de 25.05.2009 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairenin 19.11.2019 tarih ve 2017/329 esas ve 2019/5405 karar sayılı ilamı ile; ''....Dava, askerlik hizmeti sırasında verilen zarar nedeni ile müteselsil sorumlu devletin ödediği tutarın, rücuen tazmini istemine ilişkindir. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur. Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Diğer bir deyişle; olay nedeniyle dava dışı davalıya ödenen tazminat miktarını ödeyen davacı idare, kusuru oranında sorumlulara rücu edebilir. Rücunun amacı, birlikte sorumlular arasında hakkaniyete göre denge kurmaktır. BK’nun 50. maddesi, hakimin takdirini temel almıştır. Anılan madde buyruğuna göre, ilgililerin birbirlerine karşı rücu hakları olup olmadığını ve varsa kapsamını hakim takdir edecektir. Bu madde, her ne kadar birden çok kimselerin ortak kusurlarıyla zarar oluşturmalarını düzenlemiş ise de onu izleyen 51. maddedeki birden çok kişilerin değişik hukuksal nedenlerden sorumluluğunda da belirtilen kural geçerlidir. Öyleyse, çok tipli teselsülde de hakim, rücu kapsamını takdir durumundadır. Kusur, kapsam belirlemede etkin ise de hakkaniyet de onunla birlikte değerlendirilmesi gereken önemli öğelerdendir. Davalı, Anayasa’nın 72. maddesi gereği, hakkı olan askerlik görevi sırasında kusuru ile zarara yol açmıştır. Hizmetin karşılığında ücret almaması ve bu hizmetin anayasal bir görev niteliğinde olması nedeniyle, tazminatın tamamından sorumlu tutulması, hakkaniyet öğesinin kapsam belirlemede dikkate alınmamış olunması sonucunu doğurur. Somut olayın gelişimi incelendiğinde, davacının da bir miktar kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, mahkemece, öncelikle askerlik hizmetlerinden anlayan ve konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak tarafların olaydaki kusur oranlarının ve kusur oranına tekabül eden tazminat miktarının belirlenmesi; akabinde belirlenen bu miktardan hakkaniyet ilkesi gereği indirim yapılması; gerekirken açıklanan yönler gözetilmeksizin hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir...'' gerekçesiyle bozulmuştur. B.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk bilirkişi olayın meydana gelişi ile ilgili olayda idare açısından kaçınılmazlık ilkesinin uygulanamayacağı, önlenebilir bir olay niteliğinde olduğu, bu kapsamda idarenin %90 oranında kusurlu olduğu, söz konusu kusur dağılımının askerlik hizmetine yeni başlayan erbaş ve erlere askerlik hizmeti boyunca bugüne kadar karşılaşılmış ve muhtemelen karşılaşılabilecek olaylara yönelik Emniyet ve Kaza Önleme Talimatının imzalatılması gerektiği, ancak dosya muhteviyatında bu talimatın bulunmadığı, söz konusu talimatın ibrazı durumunda bu kusur oranının geçerli olduğu, söz konusu talimatin ibraz edilememesi durumunda idarenin %100 kusur oranında kusurlu olduğu, davalının %10 kusur oranında tali kusurlu olduğu, ikinci bilirkişi tarafından idarenin de er ile birlikte ortak sorumluluğunun bulunduğuna yönelik değerlendirme yapıldığı, her iki bilirkişi raporu tüm dosya kapsamı ve olayın meydana geliş şekli birlikte değerlendirildiğinde her ne kadar davacı idare tarafından her türlü önlemi almak zorunlu ise de su yahut kimyasal madde olduğu küçük bir dikkatle dahi anlaşılabilecek bir sıvının er tarafından komutanına götürülmesinde kaçınılmazlık ilkesinin uygulanmamasının hakkaniyetli olmadığı olayın önlenmesinde idarenin kusuru var ise de komutanından emir alan erin o anda su yerine kimyasal maddeyi komutana götürmesinde asli kusurun erde olduğu vicdani kanaatine ulaşılmış, ilk bilirkişi raporuna bu yönden itibar edilmemiş, ikinci bilirkişi tarafından düzenlenen raporda her iki tarafın da kusurlu bulunduğuna yönelik değerlendirme yapıldığı gözetilerek 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu"nun 74. maddesi gereğince kusur oranı tüm dosya münderecatı ve askerlik mesleğine haiz bilirkişilerin tespitleri de nazara alınarak mahkememizce resen davacı idarenin olayın meydana gelmesinde %25, davalının %75 oranında kusurlu olduğuna kanaat getirilerek bu oranlar üzerinden tarafların sorumluluğuna düşen bedelden %20 oranında hakkaniyet indirimi de uygulandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 104.386,22 TL'nin 27.04.2009 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde;dava konusu olayda idareye atfedilecek bir kusurun bulunmadığını, bilirkişilerin yeterli inceleme yapmadan değerlendirme yaptığını, %75 ve %25'lik oranlar bilirkişi raporlarında dahi tespit edilmemişken mahkemenin neye göre oran tespit ettiğinin anlaşılmadığını, davalı lehine tespit edilen vekalet ücretinin fazla ve hatalı olduğunu belirtmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkemece esas alınan ceza mahkemesi kararının ortadan kalktığını, ceza mahkemesinde verilen HAGB kararı sonrasında müvekkilinin 5 yıl boyunca suç işlemediğini, davanın düştüğünü, eldeki davanın da reddi gerektiğini, olayda müvekkilinin hiçbir kusurunun bulunmadığını, mahkemece mevcut bilirkişi raporlarına, delillere ve yapılan tespitlere aykırı şekilde %75 kusur oranına göre karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının terzi olarak görevlendirildiğini, mutfakta yan yana bulunan, üzerinde herhangi bir uyarıcı yazı vs. bulunmayan, kokusuz, içi temiz görünen 2 tane su bidonuna tankerden su doldurmuş, bu bidonlardan bir tanesinden de su alarak ...’a götürdüğünü, mutfakta yapılan temizlik ve işlerden sorumlu olmadığını, kusurunun olmadığını, uygulanan hakkaniyet indiriminin çok düşük olduğunu belirtmiştir. B.Gerekçe 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine ve bozmaya uygun karar verilmiş olmasına göre davacı vekili ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamında öncelikle askerlik hizmetlerinden anlayan ve konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak tarafların olaydaki kusur oranlarının ve kusur oranına tekabül eden tazminat miktarının belirlenmesi; akabinde belirlenen bu miktardan hakkaniyet ilkesi gereği indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bozma sonrası düzenlenen 24.05.2021 tarihli raporda; olayın meydana gelişi ile ilgili olayda idare açısından kaçınılmazlık ilkesinin uygulanamayacağı, önlenebilir bir olay niteliğinde olduğu, bu kapsamda idarenin %90 kusur oranında asli kusurlu olduğu, davalının %10 kusur oranında tali kusurlu olduğu, söz konusu kusur dağılımının askerlik hizmetine yeni başlayan erbaş ve erlere askerlik hizmeti boyunca bugüne kadar karşılaşılmış ve muhtemelen karşılaşılabilecek olaylara yönelik Emniyet ve Kaza Önleme Talimatının imzalatılması gerektiği ancak dosya muhteviyatında bu talimatın bulunmadığı, söz konusu talimatın ibrazı durumunda bu kusur oranının geçerli olduğu, söz konusu talimatın ibraz edilememesi durumunda idarenin %100 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş, 14.03.2022 tarihli raporda ise oran belirlenmeksizin er ile birlikte davacı idarenin de ortak sorumluluğunun olduğu belirtilmiştir. Bu haliyle olayın meydana gelmesinde kusura yönelik düzenlenen raporlarda davalının kusurunun olup olmadığı ve kusur oranının ne kadar olduğu hususu tam olarak netlik kazanmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılması gereken, raporlar arasındaki değerlendirmeye yönelik çelişkileri giderir ve davalının olayda kusurunun olup olmadığı, varsa oranı hususunda bozma gereği askerlik hizmetlerinden anlayan ve konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece davalının %75 oranında kusurlu olduğuna yönelik değerlendirme ile karar verilmesi yerinde olmamıştır. 2.Mahkemece, olayın davalının zorunlu bedelsiz askerlik görevini ifa ettiği sırada meydana gelmiş olması nedeniyle hesaplanan tazminattan %20 oranında indirim yapılmış ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Rücunun amacı, birlikte sorumlular arasında hakkaniyete göre denge kurmaktır. Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi, hakimin takdirini temel almıştır. Anılan madde buyruğuna göre, ilgililerin birbirlerine karşı rücu hakları olup olmadığını ve varsa kapsamını hakim takdir edecektir. Bu madde, her ne kadar birden çok kimselerin ortak kusurlarıyla zarar oluşturmalarını düzenlemiş ise de onu izleyen 51. maddedeki birden çok kişilerin değişik hukuksal nedenlerden sorumluluğunda da belirtilen kural geçerlidir. Öyleyse, çok tipli teselsülde de hakim, rücu kapsamını takdir durumundadır. Kusur, kapsam belirlemede etkin ise de hakkaniyet de onunla birlikte değerlendirilmesi gereken önemli öğelerdendir. Davalı, Anayasa’nın 72. maddesi gereği, hakkı olan askerlik görevi sırasında kusuru ile zarara yol açmıştır. Hizmetin karşılığında ücret almaması ve bu hizmetin anayasal bir görev niteliğinde olması nedeniyle, tazminatın hangi miktarından sorumlu tutulacağı belirlenirken, hakkaniyet öğesinin ön planda tutulması gerekir. Yerel mahkemece anılan öğeler gözetilerek istemden indirim yapılması yoluna gidilmiş ise de takdir edilen %20 oranındaki indirim az olmuştur. Daha yüksek oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken bu hususun gözetilmemiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir. VI.KARAR 1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekili ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekili ve davalı vekilinin, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, Duruşmada vekille temsil olunmayan davalı yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.