Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/2409 E. 2021/8383 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/2409
- Karar No
- 2021/8383
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki rücuen tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonucunda; görev yönünden davanın usulden reddine dair verilen 29/09/2020 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. K A R A R Asıl ve birleşen davada davacı vekili; Emekli Sandığı iştirakçisi...'in 12/03/2005 tarihinde trafik kazası sonucu vefat ettiğini, ölüm olayı nedeni ile iştirakçinin hizmet yılı 10 yıldan az olduğu için yetimlere aylık bağlandığını, hak sahibi eşine ise toptan ödeme yapıldığını belirtmiş, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarını saklı tutarak 5434 sayılı Kanun’un 129. maddesi uyarınca 30.000,00 TL peşin sermaye değerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile, 3.630,43 TL toptan ödemenin, 16/02/2006-19/02/2007 tarihleri arasında ödenen aylıklar ve faizi olan 15.597,31 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faizinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini etmiştir. Davalılar ve vekilleri, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı ...dava açılmadan önce ölmüş olduğundan ölü kişi hakkında dava açılamayacağından davanın reddine, davalılardan ..., ... ... ve ... Sigorta A.Ş yönünden olayda kusurları bulunmadığından pasif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine, asıl dava dosyası ile ilgili olarak davalılardan ... Sigorta A.Ş. poliçe limiti ile sınırlı sorumlu olarak 50.000,00 TL'yi 05.05.2005 tarihinde ...mirasçılarına ödemiş bulunduğundan bu sigorta şirketi hakkındaki davanın reddine, asıl dava dosyasındaki davalılardan ... ile birleşen ... 23. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2008/394 esas sayılı dava dosyasındaki davalı ...mirasçıları... .... ... Demirel, ..., ... ve ... hakkındaki davanın dava dilekçesi ve 23.10.2013 tarihli ıslah dilekçesi göz önüne alınmak suretiyle kabulü ile 49.227,74 TL'nin 01/03/2007 dava tarihinden itibaren, 77.112,90 TL'nin 23/10/2013 ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte bu davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili ve davalı ... vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 01/02/2018 tarihli, 2015/6454 esas, 2018/505 karar sayılı ilamıyla; “Dava, Emekli Sandığı iştirakçisinin trafik kazası sonucu vefatı nedeni ile ödenen tazminatın davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir. Davanın dayanağı 5434 sayılı Emekli Sandığı Yasası'nın 129. maddesi olup yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve ... Sağlık Sigortası Yasası'nın 106. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. 5510 sayılı yasa 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiş olup Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı, Bağ-Kur ... Müdürlüğü ve T.C. Emekli Sandığı ... Müdürlüğü'nü ortadan kaldırıp bu kurumların yerine ... kurularak Sosyal Güvenlik Kurumları tek çatı altında toplanmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu'nun uygulayacağı yasa 5510 sayılı yasa olup anılan Yasanın 101. maddesinde Yasanın uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların iş mahkemelerince çözümleneceği öngörülmüştür. Şu halde yerel mahkemece, iş mahkemesinin görevli olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli görülmemiştir” şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur. Davacı vekilinin karar düzeltme istemi, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 14/11/2019 tarihli kararıyla görevsizlik kararlarının onanması veya bozulmasına ilişkin Yargıtay kararlarına karşı karar düzeltme yoluna başvurulamayacağından reddedilmiştir. Yerel mahkemece bozma ilamına uyularak; iş mahkemesinin görevli olması nedeniyle asıl ve birleşen davanın usulden reddine karar verilmiş; karar, asıl ve birleşen davada davacı vekilince temyiz edilmiştir. Öncelikle belirtilmelidir ki, mahkemelerin görevi kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmese bile resen gözetilmesi gerekir. Davacı vekili asıl ve birleşen davada; Emekli Sandığı iştirakçisi olup 12/03/2005 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu ölümü üzerine yetimlerine 01/05/2005 tarihinden itibaren aylık bağlanması ve eşine toptan ödeme yapılması nedeniyle oluşan kurum zararının, kaza nedeniyle sorumluluğu bulunan davalılardan 5434 sayılı Kanun’un 129. maddesi uyarınca rücuen tahsili isteminde bulunmuştur. Öncelikle eldeki davada 5434 sayılı Kanun’un 129. maddesinin mi yoksa 5510 sayılı Kanun’un 39. maddesinin mi uygulanması gerektiği, buradan varılacak sonuca göre de uyuşmazlığın çözümünde ... mahkemelerin mi yoksa iş mahkemelerinin mi görevli olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Konu ile ilgili yasal mevzuat incelendiğinde; olay tarihinde yürürlükte bulunan 17/06/1949 tarih ve 5434 sayılı Mülga Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 129. maddesi kanunda açıkça düzenlenmiş bir halefiyet hali olup, görevleri içinde veya dışında ölenlerin dul ve yetimlerinin, ölüme sebep olanlar aleyhine açacakları davaları kovuşturmaya, davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya sandık yetkili kılınmıştır. Dava sonunda para tazminatı da alınırsa kovuşturma masrafları ile birlikte, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı, toptan ödeme yapılan hallerde de yarısının Sandıkça alınarak, varsa, geri kalanının ilgililere ödeneceği öngörülmüştür. Böylece, Emekli Sandığı iştirakçisinin uğradığı zarar nedeniyle zarar verenlere karşı iştirakçilerin hak sahipleri dava açmamış ise Sandığa onların yerine dava açma yetkisi verilmiş, ilgili madde ile Emekli Sandığına halefiyet hakkı tanınmıştır. Diğer taraftan 01/10/2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un 106. maddesinin 8. fıkrası ile 5434 sayılı Kanun’un 129. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 39. maddesi ile uzun vadeli sigorta kolları bakımından üçüncü kişinin sorumluluğu düzenlenmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile Kanun’un 4/1-c (eski 5434 sayılı Kanun) maddesi kapsamında yer alan sigortalılara uzun vadeli sigorta kollarından yapılan yardımların Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından rücuen tazmini imkânı getirilmiştir. Kanun’un 39. maddesi ile Kuruma bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için rücu hakkı tanınmış, rücu hakkının kullanılması ise üçüncü kişinin kasıtlı eylemi hâli ile sınırlandırılmıştır. Hâl böyle olunca Kuruma rücu hakkı tanıyan 5510 sayılı Kanun’un 39. maddesi ile 5434 sayılı Kanun’un 129. maddesi mahiyet ve doğuracakları sonuç yönünden bir birlerinden ayrılmaktadır. Dava tarihinde yürürlükte olan (mülga) 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1/B maddesi uyarınca “İşçi sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara” iş mahkemeleri tarafından bakılacağı belirtilmiştir. Diğer taraftan 5510 sayılı Kanun’un 101. maddesinde “Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, bu Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde görülür.” düzenlemesi yer almaktadır. Yine 25/10/2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5/1-b maddesinde “İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun Geçici 4'üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara” iş mahkemeleri tarafından bakılacağı” hükme bağlanmıştır. 7036 sayılı Kanun’un 5/1-b maddesi ile kapsam dışında bırakılan 5510 sayılı Kanun’un Geçici 4. maddesinde ise 5434 sayılı Kanun’a ilişkin geçiş hükümleri düzenlenmiştir. İlgili madde ile; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1'inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32'nci, 34'üncü ve 37'nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir......Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır…” denilerek geçiş hükümleri getirilmiştir. Böylece 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 01/10/2008 tarihi öncesinde 5434 sayılı Kanun uyarınca bağlanan aylıklar ve yapılan ödemeler ile 5434 sayılı Kanun uyarınca aylık, tazminat, harp malullüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08/02/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlar hakkında 5434 sayılı Kanun’un uygulanacağı belirtilmiş olup, 01/10/2008 sonrası üçüncü kişinin kastı nedeniyle malûl veya vazife malûlü olan sigortalıya veya ölümü hâlinde hak sahiplerine tahsis edilecek aylıklar artık 5510 sayılı Kanun uyarınca bağlanacak, Kurum tarafından açılan rücu davalarında ise Kanun’un 39. maddesi uygulama alanı bulacaktır. (Yargıtay Hukuk ... Kurulunun 23/10/2018 tarihli ve 2015/10-3892 esas, 2018/1554 karar sayılı, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 02/04/2013 tarihli ve 2012/12056 esas, 2013/6524 karar sayılı ilamları da aynı yöndedir.) Somut olayda; 01/01/2008 tarihinden önce 12/03/2005 tarihinde gerçekleşen trafik kazası sonucu vefat eden Emekli Sandığı iştirakçisinin hak sahiplerine 5434 sayılı Kanun döneminde aylık bağlandığı, uyuşmazlığın aynı Kanun’un 129. maddesi hükmüne tabi olduğu, 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi ve 5510 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi hükmü nazara alındığında iş mahkemesi görevli olmayıp davanın idari yargıda görülmesi gerektiği, ancak tüzel kişiler aleyhine idari yargıda dava açılamayacağından davanın ... mahkemede görülmesi gerektiğinin kabulü gereklidir. Şu halde, Yargıtay 17. Hukuk Dairesince evvelce verilen karar mahkemenin görevine ilişkin olup taraflar açısından usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetilerek, somut uyuşmazlık bakımından iş mahkemesi görevli mahkeme olmayıp, ... mahkemenin görevli olması nedeniyle, bozma ilamı doğrultusunda verilen görev yönünden usulden ret kararının bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde asıl ve birleşen davada davacıya geri verilmesine, 08/11/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.