Yargıtay · 4. Ceza Dairesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2024/3982 E. 2026/12039 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Ceza Dairesi
Esas No
2024/3982
Karar No
2026/12039
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/603 E., 2023/1545 K. SUÇLAR : Cumhurbaşkanına hakaret, hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi, beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükümlerin temyiz edilebilir oldukları, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, Cumhuriyet savcısının temyiz isteğinin, sanık hakkında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan kurulan hükme münhasır olduğu tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret, hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik olarak Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince Cumhurbaşkanına hakaret ve hakaret suçlarından istinaf başvurusunun esastan reddine, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçundan mahkûmiyet hükmü kaldırılıp beraat hükmü verilmek suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ Cumhuriyet savcısının temyiz istemi özetle; sanığın halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunu işlediğine ve bu suçtan mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiğine,

Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; yargılama konusu dışında kalan bir iddiadan dolayı sanığın mahkûmiyetine karar verildiğine, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun konusunu oluşturan paylaşımın espri ve ifade özgürlüğü kapsamında eleştiri niteliğinde olduğuna ve şikayetçi ... .'ya yönelik sözlerinin de ifade özgürlüğ kapsamında kaldığına, hakaret kastının bulunmadığına, şikayetçi ... .'nın kamu görevlisi olmadığına, resen gözetilecek nedenlerle hükümlerin bozulması gerektiğine, İlişkindir. III. GEREKÇE A.Halkı Kin Ve Düşmanlığa Tahrik Veya Aşağılama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç, takdir ve gerekçesi ile dava dosyası içeriğine göre, sanık hakkında beraat kararı verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığından temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.

B.Cumhurbaşkanına Hakaret ve Hakaret Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasa'nın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Açıklamalar ışığında, somut olayda sanığın eylemlerinin, muhatabın, onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, suça konu paylaşımların tüm içerikleri gözetildiğinde siyasi ve ağır eleştiri niteliğinde oldukları dolayısıyla Cumhurbaşkanına hakaret ve hakaret suçlarının unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, üzerine atılı suçlardan sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi, Hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR A.Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden

Gerekçe bölümünün (A bendinde) açıklanan nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, B.Cumhurbaşkanına Hakaret ve Hakaret Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden Gerekçe bölümünün (B bendinde) açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.06.2026 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/3982, K. 2026/12039, T. 24.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-ceza-dairesi-2024-3982-e-2026-12039-k-872ca664fe8c