Yargıtay · 4. Ceza Dairesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2012/28127 E. 2013/15952 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Ceza Dairesi
Esas No
2012/28127
Karar No
2013/15952
Karar Tarihi

İmar kirliliğine neden olma suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonunda kamu davasının düşmesine dair, Çeşme Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25/05/2007 tarih ve 2007/100 esas, 2007/367 karar sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 12/07/2011 tarih ve 2009/11890 esas, 2011/12486 sayılı kararıyla; " ….Bu durumlar karşısında; katılan vekilinin duruşmalara girmesi ve davayı takip etmesi karşısında,katılan kurum yararına vekalet ücreti yerine dilekçe yazma ücretine hükmolunması, Yasaya aykırı ve katılan Çeşme Belediyesi vekilinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA,…" oy çokluğu ile karar verilmiştir. I-İTİRAZ NEDENLERİ Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/07/2012 tarihli kararı ile Dairemize gönderilen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/08/2011 gün ve 2007/230067 sayılı yazısı ile; “Yerel Mahkeme dosyası incelendiğinde, sanık hakkında 5237 Sayılı TCK nun 184. maddesi uyarınca imar kirliliğine neden olma suçundan kamu davası açıldığı, sanığın dava açılmasından sonraki bir tarihte davaya konu edilen ruhsata aykırılığı yıkım yoluyla giderdiği ve yerel mahkemece TCK nun 184/5. maddesinde yer alan “ Kişi, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı ya da yaptırdığı binayı imar planına veya ruhsatına uygun hale getirmesi halinde …açılmış olan kamu davası düşer” düzenlemesi uyarınca açılmış bulunan kamu davasının düşürülmesine, yapılan yargılama giderinin hazine üzerinde bırakılmasına ve katılan lehine 120.-YTL dilekçe yazım ücretinin sanıktan tahsiline karar verildiği anlaşılmaktadır. Kararın temyiz incelemesi sırasında tartışılmasına ve oy çokluğu ile karar verilmesine neden olan sorun, TCK nun 184/5. maddesinde yer alan düzenlemenin niteliği, düşme kararı verilmesi halinde sanığın yargılama giderinden sorumlu tutulup tutulamayacağı, vekalet ücretinin yargılama giderinden sayılıp sayılamayacağı ve CMK’nun 327. maddesi ile HUMK’nun 94. maddesi hükmünün olaya kıyas yoluyla uygulanıp uygulanamayacağı noktalarında toplanmaktadır. CMK'nun duruşmanın sona ermesi ve hüküm başlıklı 223. maddesinin 4. fıkrasında, “İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen; etkin pişmanlık dolayısıyla faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verileceği,” 8. fıkrada ise Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı… halinde, davanın düşmesine karar verileceği düzenlenmesine yer verilmiştir. Bu bağlamda TCK nun 184/5. maddesinde yer alan düzenlemenin bir etkin pişmanlık niteliği taşıdığı ileri sürülebilir ise de, kanun koyucunun anılan durumda verilecek kararı “ ceza verilmesine yer olmadığı kararı” yerine “düşme kararı ” olarak tercih etmekle ruhsata aykırılığın giderilmesini, tipik bir etkin pişmanlık durumu olarak nitelendirmediği, daha ziyade bir soruşturma ve kovuşturma şartı olarak düzenlediği anlaşılmaktadır. CMK’nun 324. maddesinde ise yargılama giderlerinin kapsamı belirlenmiştir. Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama gideridir. Bu hükme göre, vekalet ücretinin de yargılama gideri kapsamında bulunduğu hususunda kuşku bulunmamaktadır. Ancak bu durum onun şahsi hak niteliğini de ortadan kaldırmamaktadır. ./.. -2- Durumun bu şekilde tespit edilmesi karşısında, mahkemece sanık hakkında açılan kamu davası sonunda düşme kararı verilmesi halinde, yargılama giderinin ne şekilde tahsil edileceğine ilişkin olarak CMK’nun 324 ve devamı maddeleri ile TCK nun 74. maddesinin irdelenmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunun anılan hükümlerine bakıldığında düşme kararı verilmesi halinde yargılama giderinin sanıktan tahsil edilip edilmeyeceği yönünde açık bir hüküm bulunmadığı, ancak, sanığın yükümlülüğü başlıklı 325. maddesinde, cezaya veya güvenlik tedbirine hükmedilmesi halinde, bütün yargılama giderlerinin sanığa yükletileceği, 327. maddesinde ise hakkında beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığına karar verilen kişinin sadece kendi kusurundan ileri gelen giderleri ödemeye mahkum edileceği şeklinde düzenleme yapıldığı görülmektedir. Türk Ceza Kanunun “dava veya cezanın düşmesinin etkisi” başlıklı 74. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında ise şöyle bir düzenleme yer almaktadır: (2) Kamu davasının düşmesi, malların geri alınması ve uğranılan zararın tazmin edilmesi için açılan şahsi hak davasını etkilemez. (3) Cezanın düşmesi şahsi haklar, tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin hükümleri etkilemez. Ancak genel af halinde yargılama giderleri de istenemez. Hükümde yer alan düzenlemeden de açıkça anlaşıldığı gibi, kamu davasının düşmesi halinde, bu durumdan sadece malların geri alınması hali ile davaya konu olay nedeniyle uğranılan bir zarar varsa bunun tazmini için açılan hukuk davası etkilenmeyecek, yani davaya devam edilebilecek, ancak mahkumiyet kararı verildikten sonraki bir tarihte cezanın düşmesine karar verilmiş ise bu takdirde düşme kararı verilmiş olması şahsi hakkın istenmesine ve yargılama giderinin tahsiline engel bir durum oluşturmayacaktır. Başka bir deyişle yargılama gideri ve şahsi hak ancak cezanın düşmesine karar verilmesi halinde istenebilecektir. O halde, anılan hükümlerin mevhumu muhalifinden kanun koyucunun kamu davasının düşmesine karar verilmesi halinde sadece açılan hukuk davası ve malların geri istenmesi ile sınırlı düzenleme yaptığını, şahsi hak ve yargılama giderinin sanıktan tahsiline karar verileceği yönünde somut bir düzenleme yapmayarak bu yöndeki iradesini ortaya koyduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Düzenlemenin Türk Ceza Kanunu hükümleri arasında yer alması da bu hükmün aynı zamanda bir usul hükmü olması niteliğini de ortadan kaldırmamaktadır. Başka bir deyişle kanunda bu konuda bir boşluk olduğu ve kıyas yoluyla bu boşluğun doldurulmasının gerektiğinden söz edilemeyecektir. Somut olayla ilgili olarak yasal bir boşluk olduğu kabul edilirse, CMK’nun 327. maddesi ile HUMK’nun 94/2. maddesinin kıyas yolu ile uygulanabilirliğinin ve sonuçlarının da ayrıca tartışılması gerekmektedir. Ceza Muhakemesi Hukukunda kıyas kural olarak serbesttir, ancak sınırlayıcı düzenleme yapan hükümler ile istisnai düzenleme yapan hükümler kıyas yolu ile genişletilemez. Kanımızca, yargılama giderinin ne olduğunu, kime, hangi hallerde ve ne şekilde yükletileceğine ilişkin CMK’nun 324 ve devamı maddeleri istisnai hükümler olup kıyas yolu ile genişletilmesi mümkün değildir. CMK’nun 327. maddesi, başlığında hükmü, beraat ve ceza verilmesine yer olmadığına dair verilen kararlar yönünden istisnai olarak saymış ve sınırlamıştır. 5237 Sayılı TCK nun 184/5. maddesinin hükmün uygulanması koşulu halinde verilmesini öngördüğü karar düşme kararı olduğuna göre, düşme kararı verilmesi halinde CMK’nun 327. maddesinin kıyas yolu ile uygulama olanağı da bulunmamaktadır. ./.. -3- Kaldı ki, hükmün gerekçesine bakıldığında, sanığın kusurluluk durumunun da kamu davası açıldıktan sonraki bir dönemde gerçekleşmesi haline özgü olmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Gerekçede “ …, hakkında kamu davası açılmış olan kişi, savsama ve kusuruyla bilirkişi ve tanıkların dinleneceği veya yüzleştirme yapılacak duruşmaya katılmaması ve bu işlemlerin yenilenmesinin gerekmesi, kendisini suçlama gibi nedenlerden kaynaklanan giderlerden sorumludur.” denilmektedir. O halde suça konu ruhsatsız binayı dava açılmazdan önce ruhsata uygun hale getirmemenin bu madde kapsamında sanığa bir kusur olarak izafe edilmesi de kanunun ruhuna aykırı olacaktır. Aksi durumun düşünülmesi ve yapılan düzenlemenin HUMK’nun 94. maddesine paralel bir düzenleme getirildiğinin savunulması da mümkün görülmemektedir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre, yargılama giderleri kural olarak davada haksız çıkan ( aleyhine hüküm verilen) tarafa yükletilir. HUMK’nun 94: maddesinde ise davanın feragat veya kabul ile sonuçlanması hallerinde durum özel olarak düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında davadan feragat eden veya davayı kabul eden tarafın mahkum olmuş gibi yargılama giderini ödemekle yükümlü olduğu hususunda genel bir düzenleme yapıldıktan sonra, ikinci fıkrasında hakkaniyet kuralları gözetilerek bu genel kuralın istisnası getirilmiş ve hal ve durumu ile aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermemiş ve ilk oturumda davayı kabul etmiş olan davalının yargılama giderine mahkum edilemeyeceği kabul edilmiştir. Anılan düzenlemede davasından feragat eden davacının aslında dava açmakta haksız olduğu karinesinden hareket edilmiş, davayı kabul eden davalının ise aslında haksız çıktığı anlaşılsa bile dava açılmasaydı da edimini yerine getireceği karinesinden hareketle eğer dava açılmasına kendi hal ve hareketleri ile sebebiyet vermemiş ve hiç bir işlem yapılmadan davayı ilk oturumda kabul etmiş ise yargılama giderinden sorumlu olmaması gerektiği düşünülmüştür. Dolayısıyla bu düzenlemeden aksi bir çıkarım yapılarak kendi kusuru ile dava açılmasına sebebiyet veren sanık hakkında yasada öngörülen koşul gerçekleştiğinde verilen düşme kararı nedeniyle yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumluluğunun bulunduğunu kabul etmek de mümkün görünmemektedir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından verilen bozma kararı ile ilgili irdelenmesi gereken başka bir husus da, vekalet ücretinin şahsi hak niteliği baki kalmak üzere yargılama gideri olmasına karşın, yerel mahkemece verilen kararda yargılama giderinin hazine üzerinde bırakılmasına kısımla ilgili olarak bir bozma yapılmamasıdır. Zira eğer sanığın somut olayda CMK’nun 327. maddesine göre yargılama giderinden sorumluluğu kabul ediliyorsa, yargılama giderinin Devlet Hazinesi tarafından yapılanlar ile davaya katılan tarafın vekil tutması nedeniyle yaptığı gider olarak ayrılmadan tüm giderlerin sanıktan tahsil edilmesine karar verilmesi gerekir. Aksi bir durum CMK’nun 324. maddesine aykırı olacaktır. Ayrıca hüküm, sadece vekalet ücretine hükmedilmemesi isabetsizliğinden bozulduğuna ve bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerekli kılmadığına göre, CUMK’nun 322. maddesi uyarınca Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından düzeltilerek onanmasına karar verilebilecekken bozma kararı verilmiştir. Anılan değerlendirmelerin ışığında Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12/07/2011 tarih ve 2009/11890 Esas- 2011/12486 Karar sayılı ilâmında yerel mahkemece 5237 sayılı TCK nun 184/5. maddesi uyarınca verilen düşme kararı nedeniyle katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği noktasına ilişen bozma kararında isabet bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan nedenlerle, ./.. -4- İTİRAZIN KABULÜ ile Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12/07/2011 tarih ve 2009/11890 Esas- 2011/12486 Karar sayılı ilâmı ile verilen “ BOZMA” kararının kaldırılarak, Çeşme Asliye Ceza Mahkemesi’nin 25/05/2007 tarih ve 2007/100 esas 2007/367 karar sayılı kararının hükümde yer alan “katılan lehine dilekçe yazım ücretine hükmedilmesine” ilişkin kısmın hüküm fıkrasından çıkartılmasına karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA” karar verilmesi itirazen arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü: II- KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, etkin pişmanlık nedeniyle TCK’nın 184/5. maddesi uyarınca kamu davasının düşmesi durumunda, sanık aleyhine vekalet ücretine hükmedilemeyeceğine ilişkin 31.01.2012 gün ve 2011/4-258 esas, 2012/8 sayılı kararı da göz önünde bulundurularak, Dairemizce verilen 12/07/2011 tarih ve 2009/11890 esas, 2011/12486 karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA, Çeşme Asliye Ceza Mahkemesince verilen 25/05/2007 tarih ve 2007/100 esas, 2007/367 karar sayılı hükmün yeniden incelenmesi sonucu; Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Sanık hakkında açılan kamu davasının TCK'nın 184/5. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verildiği halde, CMK'nın 327/1. maddesine aykırı biçimde katılan lehine dilekçe yazım ücretine hükmolunması, Kanuna aykırı ve katılan Çeşme Belediyesi vekilinin temyiz iddiaları bu nedenle yerinde ise de, bu aykırılık, yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte bir yanılgı olduğundan, temyiz edilen kararın açıklanan noktası tebliğnameye uygun olarak, katılan lehine dilekçe yazım ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmın hüküm fıkrasından çıkarılması suretiyle DÜZELTİLMEK ve başkaca yönleri kanuna uygun bulunan hüküm, bu bağlamda ONANMAK suretiyle 5320 sayılı kanunun 8/1. madde ve fıkrası aracılığıyla 1412 sayılı CMUK'un 322. maddesi uyarınca davanın esasına, 23.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2012/28127, K. 2013/15952, T. 23.05.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-ceza-dairesi-2012-28127-e-2013-15952-k-c51c875a4423