Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2025/5831 E. 2026/2749 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5831
- Karar No
- 2026/2749
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1496 E., 2025/1881 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/489 E., 2025/271 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı Kurum arasında sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi imzalandığını, davalı Kurum tarafından müvekkili şirkette görev yapan doktorların yurt dışında oldukları tarihlerde işlem yapmışlar gibi fatura (ameliyat, muayene, tahlil vs.) düzenlendiğinin tespit edildiği gerekçesiyle, müvekkili şirketin hak edişlerinden 211.595,25 TL kesinti ve 3.368,16 TL reçete bedeli tahsili gerçekleştirildiğini, ayrıca 1.291.996,80 TL cezai işlem uygulandığını ve yapılan işlemin uyarı sayıldığını, müvekkili şirketin mevzuata ve sözleşmeye uygun hizmet sürdüğünü belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı Kurumun 28.10.2024 tarihli yazı ile bildirdiği kesinti ve uyarı işleminin iptali ile kesinti nedeniyle müvekkilinin davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitini, müvekkilinin hak edişlerden kesilen bedellerin 11.11.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 02.06.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile uyarı işleminin iptalini, kesilen 1.291.996,80 TL asıl alacak ile buna işletilen 231.010,94 TL faizin, 211.595,25 TL kesintinin, faiziyle toplam 8.609,09 TL olarak kesilen reçete bedelinin kesinti tarihinden işleyecek avans faiziyle iadesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı vekili; davanın görevli ve yetkili mahkemede açılmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, yapılan kesinti işleminin hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan 14.03.2025 tarihli bilirkişi kök ve kök rapora itiraz edilmesi üzerine alınan 12.05.2025 tarihli bilirkişi ek raporunun, taraflar arasında düzenlenen sözleşme, SUT ve sair mevzuat ile uyumlu olduğu, somut olayda yurt dışında izinli ya da raporlu bulunan hekimlerin MEDULA sisteminde izin, rapor yurt dışında bulunma durumlarının bildirilmediği, bu hekimlerin MEDULA sisteminde pasifize edilmedikleri, davacı tarafa bu nedenle sözleşmenin (9.3.) maddesi gereğince 12.000,00 TL işlem uygulandığı, davacı tarafça bu cezai işlemin dava konusu yapılmadığı, dava dışı bir hasta için görevde bulunmayan hekim tarafından yazılan ve davalı Kuruma fatura edilen 3.368,16 TL bedelli reçete hakkında yapılan işlemin yerinde olduğu, buna karşın dava dışı hastalara diğer hekimler ya da konunun uzmanı personel tarafından gerekli tetkik, tahlil ve tedavi hizmetlerinin verildiği, davalı tarafa gerçeğe aykırı fatura ya da belge sunulmasının ve bunların bedelinin fatura edilmesinin söz konusu olmadığı, dava dışı hastaların da bu yönde herhangi bir şikayet ya da ihbarlarının bulunmadığı, bu durumda davacı taraf hakkında uygulanan 211.595,25 TL kesinti işleminin ve 1.291,996,80 TL cezai işlemin ve uyarma işleminin uygulanmasının hukuken yerinde olmadığı, her ne kadar davalı vekili tarafından bilirkişi kurulunun kesinti yapılan branşlardan oluşturulması gerektiği belirtilmiş ise de, davalı Kurumun davacı hakkında uyguladığı cezai işlem, kesinti ve uyarma işlemini uygulayan komisyonun kesinti yapılan branşlardan oluşturulan bir komisyon olmadığı, hakediş faturalarında kesinti yapılan kesinti işlemine konu bir çok branşın bulunduğu, her bir kesinti yapılan branştan bilirkişi temin edilmesinin bunların bir araya getirilmesinin ve ayrı ayrı ücret takdir edilmesinin gerek Mahkeme gerekse davacı taraf yönünden sıkıntılara sebebiyet vereceği, davacı tarafın tacir olduğu, davaya konu kesinti ve alacakların sözleşmeden kaynaklandığı, bu durumda davacı tarafın kesinti yapılan miktarlara kesinti tarihinden itibaren avans faizi talep edebileceği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile davalı Kurum tarafından davacı aleyhine uygulanan uyarı, 1.291.996,80 TL cezai işlem ve 211.595,25 TL kesinti işleminin iptaline, davacı tarafın hakediş faturalarından kesilen 1.291.996,80 TL cezai işlem bedelinin ve 231.010,94 TL işlemiş faiz miktarı ile davacı tarafın hakediş faturalarından yapılan 211.595,25 TL kesinti miktarının kesinti tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalı tahsiline, davacı tarafın fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf isteminde bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece hükme esas alınan 14.03.2025 tarihli bilirkişi heyeti raporunun denetime elverişli olduğu, Mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; İlk Derece Mahkemesince kararın gerekçe kısmında bilirkişi raporunun sonuç kısmına atıf yapıldığını, somut uyuşmazlığa ilişkin açık bir hukuki değerlendirmeye yer verilmediğini, Mahkemece avans faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, alanında uzman, taraflar arasındaki sözleşme, SUT ve ilgili mevzuatı bilen ve değerlendirebilen bilirkişilerden oluşan bir heyetten rapor alınması gerektiğini, davacının hem taraflar arasında imzalanan sözleşme ve SUT hükümlerine göre hem de fatura inceleme usul ve esaslarına göre hareket etmek zorunda olduğunu, müvekkili Kurum tarafından yapılan işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığını, Mahkemece vekalet ücreti ve yargılama gideri yönünden de hesaplamanın hatalı yapıldığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. B. Gerekçe ve Değerlendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki sağlık hizmeti satın alma sözleşmesi uyarınca davalı Kurum tarafından davacı sağlık hizmeti sunucusunun hak edişlerinden yapılan uyarı, kesinti, reçete bedeli ve cezai şartın iptali ile davalı Kuruma borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. 1. Tarafların özgür iradeleri ile oluşturup, içeriğini serbestçe belirledikleri sözleşmenin kurulmasından sonra, sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kararlaştırılan şekilde ve zamanda yerine getirmek zorunda olmaları temel kural olup, bu kurala “Ahde vefa (söze bağlılık)” ilkesi denilmektedir. Latince “pacta sunt servanda” olarak ifade edilen ahde vefa ilkesi, insanların verdikleri sözleri tutması gerektiğini dile getiren ahlâkî bir prensiptir. Herkes sözleşme ile verdiği sözde durmalıdır ve sözleşme yapıldıktan, bir takım haklar ve yükümlülükler doğduktan sonra, tarafların özel durum ve ilişkilerinde ortaya çıkan değişikliklere bakılmamalıdır ve bu değişiklikler sözleşme ile verilen sözü etkilememelidir. Başka bir deyişle taraflar değişikliklere karşın, kendileri için zor da olsa verdikleri sözü yerine getirmelidirler (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 26-27). Aynı zamanda dürüstlük kuralının da bir görünümü olan “ahde vefa (anda bağlılık)” ilkesi gereğince kişilerin serbest iradeleriyle sözleşme ile verdikleri sözleri ve karşılıklı taahhütlerin, bu kişiler arasında bağlayıcı olduğu kuşkusuzdur. Davalı Kurumun davacı şirkete gönderdiği 28.10.2024 tarihli yazıyla; 2018 yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alma Sözleşmesinin (9.3.) maddesinde; "SHS, Kurumla sözleşme yaptığı branşlarda sağlık hizmetlerinde görev yapan hekimlerin geçici (izin, rapor, eğitim vs.) veya sürekli ayrılmaları halinde bu kişileri ayrılış tarihleri itibarıyla MEDULA sisteminde pasif hale getirir. Ayrıldığı halde MEDULA sisteminde pasif hale getirilmeyen hekimler tarafından sunulan hizmet bedelleri ödenmez. Sürekli ayrılanlar 5 (beş) iş günü içinde Kurum ilgili birimine bildirilir." hükmü gereği, (12.1.) maddesindeki; ''...Bu sözleşmenin;...(9.3) numaralı maddesinde belirtilen hükümlere aykırı davranıldığının tespit edilmesi halinde hekim bazında her bir fiil için,.... 1.000 TL, ceza koşulu uygulanır." hükmü gereği 12.000,00 TL ceza koşulu uygulandığı, (12.14.) maddesindeki; "Faturanın veya faturaya dayanak oluşturan belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğinin tespiti halinde, 10.000 TL’den az olmamak şartıyla yersiz ödeme toplamının 10 katı ceza koşulu uygulanır." hükmü gereği 1.291.996,80 TL ceza koşulu uygulandığı, ayrıca (13.5.) maddesi gereği uyarı işlemi uygulandığının bildirildiği; ayrıca 01.11.2022 düzenleme tarihli borç tablosu ile 211.595,25 TL kesintinin bildirildiği anlaşılmıştır. Eldeki davada; alınan 14.03.2025 tarihli bilirkişi kök ve kök rapora itiraz edilmesi üzerine alınan 12.05.2025 tarihli bilirkişi ek raporda, 2018 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesi kapsamında davacı şirket hastanesinde yapılan davalı Kurum işlemine konu genel tıp, nükleer tıp branşı, radyoloji branşı ve radyasyon onkolojisi branşı işlemlerinin mevzuata uygun olduğundan 1.291.996,80 TL ceza işlemi ve 231.010,94 TL faiz kesintisinin yersiz olduğunun, hekim yokluğunda yazılan reçete bedelleri 3.368,16 TL tutarındaki reçete bedelinin hesaplanacak 5.240,93 TL faiziyle birlikte tahsilinin uygun olduğunun, uyarı işleminin uygun olmadığının ve 211.595,25 TL kesintinin davalıdan tahsilinin gerektiği bildirildiği anlaşılmıştır. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince; dava dışı hastalara diğer hekimler ya da konunun uzmanı personel tarafından gerekli tetkik, tahlil ve tedavi hizmetlerinin verildiği, davalı tarafa gerçeğe aykırı fatura ya da belge sunulmasının ve bunların bedelinin fatura edilmesinin söz konusu olmadığı, dava dışı hastaların da bu yönde herhangi bir şikayet ya da ihbarlarının bulunmadığı, bu durumda davacı taraf hakkında uygulanan 211.595,25 TL kesinti işleminin ve 1.291,996,80 TL cezai işlemin ve uyarma işleminin uygulanmasının hukuken yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı Kurum tarafından davacı aleyhine uygulanan uyarı, 1.291.996,80 TL cezai işlem ve 211.595,25 TL kesinti işleminin iptaline, davacı tarafın hakediş faturalarından kesilen 1.291.996,80 TL cezai işlem bedelinin ve 231.010,94 TL işlemiş faiz miktarı ile davacı tarafın hakediş faturalarından yapılan 211.595,25 TL kesinti miktarının kesinti tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalı tahsiline, davacı tarafın fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiş ise de; hükme esas alınan bilirkişi raporlarında, taraflar arasında imzalanan ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri uyarınca taraflar açısından bağlayıcı olan 2018 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Özel Sağlık Hizmeti Sunucularından Sağlık Hizmeti Satın Alım Sözleşmesinin ve bu sözleşmenin eki niteliğinde olan SUT hükümlerinin dikkate alınmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, taraflar arasındaki sözleşme maddeleri, SUT hükümleri ve ilgili mevzuata göre değerlendirme yapılarak, cezai işlem ve kesinti işleminin yerinde olup olmadığının (davaya konu edilen hizmetin davacı sağlık hizmet sunucusu tarafından davalı Kurum sigortalılarına verilmiş olup olmadığına bakılmaksızın) değerlendirilmesi ve varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile hazırlanan bilirkişi raporu esas alınarak yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 2. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, 3. Bozma sebebine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.