Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/4097 E. 2025/4824 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/4097
- Karar No
- 2025/4824
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/970 E., 2024/1311 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2013/238 E., 2022/320 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 14.10.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacılar ..., ... adlarına vekaleten kendi adına asaleten Avukat ... ile davalı vekili Avukat ..'un sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; davacı müvekkillerinin davalı şirketin avukatlık işlerini yürüttüğünü, davalı şirket adına icra takibi başlattıklarını, borçlunun itirazı üzerine itirazın iptali davası açıldığını, ancak dava devam ederken müvekkillerinin haksız olarak 19.01.2009 tarihinde azledildiklerini, davalının vekalet ücretlerini ödemediğini, takip edilen dava ve icra dosyalarından yaklaşık 1.340.000,00 TL vekalet alacaklarının bulunduğunu ileri sürerek; fazlaya ve faize ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak şimdilik 1.340.000,00 TL vekalet ücretinin ve 150.000,00 TL manevi tazminatın 19.01.2009 haksız azilnamenin keşide tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davacı avukatların aynı alacak için mükerrer takipler yaparak davalı Şirketi zarara uğrattıklarını, ayrıca kusurları nedeniyle görevlerinin gereklerini yerine getirmemeleri nedeniyle haklı olarak azledildiklerini, buna rağmen kendilerine vekalet ücretlerinin çok üzerinde ödemeler yapıldığını savunarak; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı avukatlar tarafından, rehinli alacaklar için önce rehnin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi yapılması, eğer alacak ipotek bedelini aşıyor ise kalan bölüm için ilamsız takip yapılması gerekirken davacı vekillerin, önce 3.000.000 USD alacak için Ankara 27. İcra Müdürlüğünün 2002/909 E. sayılı dosya ile ilamsız takibe girişip, daha sonra 1.000.000,00 TL'lik alacak için ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız takip yaptıkları, mükerrer takip nedeniyle karşı tarafın itirazı üzerine takiplerin durduğu ve Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesine itirazın iptali davasının açıldığı ve bu dava sonucunda davalının, karşı vekalet ücreti ödemesi gerektiği, böylelikle davacıların, müvekkillerinin güvenini sarsıcı davranışlarda bulundukları, bu durumun dinlenen tanık beyanları ve alınan bilirkişi raporunda belirlenen tespitlerde de sabit olduğu anlaşılmakla, azlin haklı olduğu, azil tarihine kadar henüz sonuçlanmamış olan dava dosyası ve icra takipleri yönünden davacıların davalıdan ücret taleplerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı şirketin 19.01.2009 tarihli azilname ile gerekçeli olarak davacı avukatları vekillik görevinden azlettiği, Mahkemenin de kabulünde olduğu gibi, mükerrer takip nedeniyle itirazın iptali davası sonucunda davalının, davalı borçluya vekalet ücreti ödemesi (59.328,25 TL) gerektiği, bu nedenle davacı avukatların, müvekkillerinin güvenini sarsıcı davranışlarda bulunduklarının sabit olduğu, azil tarihi itibarıyla dava konusu yapılan dava ve icra takiplerinin derdest olduğu ve kesinleşmediği, bu durumda davalı müvekkilin davacı avukatları vekillikten azli haklı azil niteliğinde olup Mahkemenin haklı azle ilişkin kabulünde ve azil tarihi itibarıyla davacı avukatların davalı müvekkilden talep edebilecekleri bir avukatlık ücreti bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davada manevi tazminat talebinin yasal şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacılar vekili temyiz yoluna başvurmuştur. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; karşı taraf lehine hükmedilen yasal vekalet ücretinin azil gerekçesi olarak kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bu hususun avukatın özen yükümlülüğü veya sadakat borcu ile alakalı bir kavram olmadığını, sözleşme bedeli taraflar arasında 3.000.000 USD iken yapılan yargılama sonucunda sözleşme kapsamında yapılan işin bedelinin 2.200.000 USD olarak tespit edildiğini, yargılama sonucunda davalı şirket lehine 2.205.805 USD asıl alacak ve borçlu aleyhine %40 icra inkar-kötü niyet tazminatına hükmedildiğini, davalı şirketin bir zararının bulunmadığını, ilk olarak sözleşme bedelinin ipotekle teminat altına alınan kısmı için takip yapılmasaydı bu kez avukatların görevini ihmal ettiği için suçlanacaklarını, dava dışı borçlunun her halükarda yapılan takiplere itiraz edeceği dikkate alındığında yaşanacak olan bu bu usuli gecikmelerin haklı azil gerekçesi oluşturmadığını belirterek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, haksız azil iddiasına dayalı vekalet ücreti alacağı ile manevi tazminatın tahsili istemine ilişkindir. 1. Avukatın, vekil olarak borçları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ( 6098 sayılı Kanun) 505 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil adı geçen Kanun'un 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özen ile ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. "Özen borcu" ile ilgili Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesinde mevcut olan, "Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler." şeklindeki hüküm ise avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, 6098 sayılı Kanunu'nun 506. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanunu'nun 174. maddesinde, "Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez." hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkili avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir. 2. Yukarıda belirtilen kanun hükümleri doğrultusunda, temyizen incelenen Mahkeme kararının, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle davacıların takip ettiği dosyalar yönünden özen yükümlülüğünü yerine getirmediğinin anlaşılmasına göre de azlin haklı olduğu, taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi bulunmadığı, azil tarihine kadar kesinleşen işlerin bulunmadığı gözetildiğinde davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, 28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
1.Dava, vekalet ücreti alacağına ilişkindir.
2.Davacı avukatlar, davalı şirketi Ankara 24. AHM 2007/129E - 2009/388 K sayılı dosyasında davalı şirketi vekil olarak temsil ettiklerini, bilgi birikimleri ve emekleri sayesinde davanın kazanıldığını ve davalı lehine toplamda 4.200.000 ABD dolarına hüküm olunduğunu, Kararın Yargıtay tarafından sadece usul yönünden bozulduğunu, bu aşamada davalı tarafından haksız olarak azledildiklerini ileri sürerek 1.340.000 TL vekalet ücreti alacağının tahsilini talep etmişlerdir.
3.Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulması sonrasında Ankara 24. ASHM'nin 25/11/2009 tarih ve 2007/129 Esas, 2009/388 Karar sayılı dosyasında “ipoteğin paraya çevrilmesine ilişkin icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına”, ilamsız icra takibine ilişkin itirazın kısmen iptaline, icra takibine 2.205.805 USD asıl alacak üzerinden devam edilmesine, davanın davacısı (bu dosya davalısı) aleyhine 59.328,25-TL vekalet ücretine karar verilmiştir.
4.Vekalet süresi boyunca davacılara atfi kabil bir kusur ileri sürülmediği, vekilin her davada mutlak ve %100 başarı elde etmesinin kendisinden beklenemeyeceği, ikinci takibin “ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip olması” ve daha güvenceli bir takip yolu olarak taşınmaz rehni içeren kısmi alacak için ayrıca – tahsilde tekerrür olmamak üzere- kaydıyla bu yola da başvurulmuş olunmasınınmüvekkilin haklarını daha fazla korumaya yönelik olduğu, tam tersine bu yola başvurulmamasının kusur olarak görülmesi gerektiği,– tahsilde tekerrür olmamak üzere- kaydıyla takip başlatıldığına göre, esasen mahkemece bu kısım vekalet ücretine hüküm olunmasının da isabetli olmadığı, ne var ki ikinci karar sırasında bu husus düzeltilebilecek iken davacı vekillerin azledilmiş olduğu hususları hep birlikte düşünüldüğünde davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi ve bu kararın Daire çoğunluğu tarafından onanmış olmasını isabetli bulmadığımdançoğunluk kararına katılmıyorum.