Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/2826 E. 2025/5205 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2826
- Karar No
- 2025/5205
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/274 E., 2024/909 K. DAVA TARİHİ : 24.07.2013 İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 30. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2013/2 E., 2022/724 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müteveffa ...'in yaklaşık 3-4 yıldır böbrek yetmezliği yaşayan ve diyaliz tedavisi gören bir hasta olduğunu, ...'in 12.04.2011 tarihinde davalı hastanede yapılan ameliyat ile annesi ...'den alınan böbreğin nakledildiğini, doktorların ameliyatın bekledikleri gibi çok başarılı geçtiğini ve hastanın çok kısa sürede toparlayarak sağlığına kavuşacağını ve taburcu edileceğini beyan ettiklerini, 1 aylık süreçte günden güne iyiye gitmesi beklenen ve taburcu olması gereken hastanın özellikle 10. günden sonra daha kötüye gitmeye başladığını, ameliyattan kısa süre sonra net bir şekilde konuşan, konuştukları anlaşılabilen hastanın, ameliyattan 1 ay sonraki durumunda konuştukları artık anlaşılamaz duruma geldiğini, hastanın ağrılarının arttığını, ilk bir ay sonunda hastanın durumu daha da kötüleşmesine rağmen taburcu edildiğini, ancak durumu birkaç saat içinde tekrar kötüleşince aynı hastaneye yatırdıklarını, devamında da ağırlaştığını, 26.08.2011 tarihinde görevli enfeksiyon hastalıkları uzmanının hastada HIV tespit ettiklerini belirterek hastayı .... sevk ettiklerini ve hastanın 29.08.2011 tarihinde vefat ettiğini, idari inceleme neticesinde Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından rapor düzenlendiğini, müfettiş raporunda, hastanenin hastaya naklettiği kanın HIV'li olduğunu ve bu kan ürününün de Kızılay'dan temin edildiğinin tespit edildiğini, müteveffa ...'in sağlık durumu günden güne kötüye gitmekteyken, ancak 4 ay sonra yapılan test sonucunda kanında HIV tespit edildiğini, hastanenin hizmeti ifa ederken bir takım ek hizmet ve ürünleri de dışarıdan tedarik ettiğini, tedarik ettiği bu ürünlerin sıhhati ve kullanılabilirliğinin hasta ve hasta yakınlarının inisiyatifinde ve sorumluluğunda olmayıp hastanenin bu ürünlerin temininde tek yetkili ve amir pozisyonda olduğunu, bu sebeplerle Kızılay'dan gelen kan ve kan ürününde virüs olmasının hastane ile Kızılay arasındaki iç ilişki olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile olay tarihinden itibaren yasal faiz işletilmek sureti ile, müvekkili ... için 10.000,00 TL, ... ... için 5.000,00 TL, ... için 10.000,00 TL, ... için 1.000,00 TL, ... için 1.000,00 TL, olmak üzere toplam 27.000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, ... için 180.000,00 TL,........için 130.000,00 TL, ... için 130.000,00 TL, ... için 70.000,00 TL, ... için 40.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 01.11.2022 tarihli dilekçe ile; maddi tazminat talebini davacı ... için 451.840,00 TL'ye, davacı ...'in mirasçıları için 3.244,14 TL'ye, davacı ... için 101.246,93 TL'ye yükseltmiş, talebini yalnızca ... yönünden artırdığını beyan etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili; verilen kanın müvekkili kurumdan çıktığını ve ...... isimli donöre ait olduğunu, kurumdan çıkan ... ünite numaralı kanın taze donmuş plaza olarak 15.04.2011 tarihinde .... ... Hastanesine gönderildiğini, gönderilen ünite kanın laboratuvar sonuçlarının ise HIV yönünden negatif olduğunu, müvekkili kurumun kan bağışçılarından temin ederek gerekli en son teknoloji kullanılarak elde edilen kan ve kan ürünlerinin ihtiyaç duyulan sağlık hizmetlerindeki kuruluşların talebi doğrultusunda kendilerine gönderildiğini, eldeki tüm veriler ile yapılan antijen ve antikor testleri neticesinde bir donörün kanında bu virüsün saptanılmasının mümkün olamadığını, bir kan alındığında tüm testler negatif çıksa bile, eğer donör HIV'i 15-16 gün içinde almış ise virüsü tespit etmenin imkansız olduğunu, bu süreye pencere süresi denildiğini, kan alındıktan 15-16 gün sonra o kan bir daha test edilirse bu virüsün bulunmadığını, ancak bir kişiye verildiğinde kaldığı yerden kuluçkalamaya devam ettiğini, HIV alındıktan sonra 15-16 gün içinde bunu saptayacak hiç bir bilimsel yöntem veya işlemin mevcut olmadığını, kan alma görevinin müvekkili kurumun keyfi yaptığı bir iş olmadığını, 5624 sayılı yasa ile kendisine verilmiş bir görev olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2.Davalı hastane vekili; müvekkili hastane tarafından davacıya uygulanan tıbbi müdahalenin standartlara uygun olduğunu, müvekkili hastane tarafından yapılan ameliyatın şifa ile sonuçlandığını, başarılı operasyon gerçekleştiğini, operasyon sonra hastanın müşahede altında tutulduğunu, 26.04.2011 tarihinde genel durumunun iyi olması sonucu taburcu edildiğini, hastanın bir süre sonra göğüs ağrısı şikayetiyle müvekkili hastaneye başvurduğunu, gerekli tetkikler ve yapılan testler sonucunda hastada HIV tespit edildiğini, müvekkili hastanenin hastaya HIV bulaşmasından sorumlu olmadığı gibi hastaya gerekli testleri gerekli zamanlarda yaparak virüsü zamanında tespit ettiğini ve gerekli önlemleri zamanında aldığını, müteveffanın ailesini bu durumdan ötürü haberdar ettiğini, gerekli bilgilendirmeleri yaptığını, hastaneye atfedilecek herhangi bir kusur olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı ...'ın, gelişmiş tekniklerin kullanılması hâlinde virüsün daha erken evrede tespiti mümkün iken bunu kullanmadığı, bu bağlamda olay tarihindeki mevcut tarama testlerinin kullanılmış olması, kan ve kan ürünleri ile ilgili sistemin kurulmasında tam güvenli bir organizasyonun planlanmadığının göstergesi olduğu, davalı ...'ın meydana gelen olay nedeniyle asli ve tam kusurlu olduğu, Danıştay kararında da ifade edildiği üzere "kan ve kan ürünlerinin alınması, test edilmesi, işlenmesi, depolanması ve transfüzyonunda sorumluluğun ilgili hizmet birimi, transfüzyon merkezi ve hekimde olduğu", bu bağlamda kan naklini yapan hastanenin de söz konusu organizasyon kapsamında kaldığı, organizasyon nedeniyle meydana gelen zarardan davalı hastanenin de sorumlu olacağı, davaya konu olayın meydana geliş şekli, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tarafların kusur oranları, olay tarihindeki paranın alım gücü dikkate alınarak, tazminata esas olayın haksız fiil niteliğinde olduğu, davacı tarafın haksız fiilden itibaren yasal faiz işletilmesi talebinin hukuken yerinde olduğu gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, 451.840,00 TL maddi tazminatın (davalı ...Ş. 10.000,00 TL maddi tazminat ve bu kısım yönünden işleyecek yasal faiz miktarı ile sınırlı sorumlu olmak kaydıyla) davacı ...’e ödenmesine, 1.285,55 TL maddi tazminatın davacı ... (..) ....’e ödenmesine, 2.545,45 TL maddi tazminatın davacı ...’e ödenmesine, 101.246,93 TL maddi tazminatın (davalı ...Ş. 1.000,00 TL maddi tazminat ve bu kısım yönünden işleyecek yasal faiz miktarı ile sınırlı sorumlu olmak kaydıyla) davacı ...’e ödenmesine, 3.244,14 TL maddi tazminatın (davalı ...Ş. 1.000,00 TL maddi tazminat ve bu kısım yönünden işleyecek yasal faiz miktarı ile sınırlı sorumlu olmak kaydıyla) davacı müteveffa ... mirasçılarına veraset ilamındaki hisseleri oranında ödenmesine, 90.000,00 TL manevi tazminatın davacı ...’e, 40.000,00 TL manevi tazminatın davacı ... (...) ..’e, 40.000,00 TL manevi tazminatın davacı ...’e, 20.000,00 TL manevi tazminatın davacı ...’e ödenmesine, 20.000,00 TL manevi tazminatın davacı müteveffa ... mirasçılarına veraset ilamındaki hisseleri oranında tüm tazminat tutarlarına haksız fiil tarihi olan 16.04.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş; karara karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kandan HIV'in bulaşma riskinin yüzde yüz olmadığını belirten testler mevcut ve yapılabilir olmasına rağmen yapılmadığı, o hâlde Sağlık Bakanlığının yapılmasını istediği testlerin tüm risk faktörlerini kapsamadığını bilmesi gereken uzman konumundaki hastanenin tedbirli davranarak diğer testleri de yapması gerektiği, davacıların murisinin öncesinde AİDS hastası olmadığı hâlde davalı ...'dan temin edilip davalı hastanede verilen kan ile AİDS hastalığına yakalanarak vefat ettiği, hâl böyle olunca davalıların, davacıların maddi ve manevi zararlarından vekil sıfatıyla müteselsilen sorumlu oldukları, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle; taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince hükmedilen maddi ve manevi tazminatın düşük olduğunu, davalıların kusurları nedeniyle Kızılay'dan alınan kanın murisin hayatına neden olduğunu, murisin yaşam hakkının elinden alındığını, davacıların en yakınlarını vahim bir olayın ardından kaybettiklerini, bu nedenle manevi tazminatın hakkaniyete uygun olarak hükmedilmesi gerektiğini, alınan aktüerya raporunda maddi tazminatın düşük belirlendiğini, karar tarihine en yakın güncel verilere göre hesaplama yapılması gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı hastane vekili; dosya kapsamında alınan raporlar dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, alınan raporlarda müvekkili hastanenin kusurunun bulunmadığının belirtildiğini, buna rağmen İlk Derece Mahkemesince başka dosyalarda yer alan rapor ve kararlar dikkate alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, ATK raporunda müvekkili hastanenin kusurlu olmadığının açıkça tespit edildiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin hangi raporu dikkate aldığının belli olmadığını, müvekkili hastanenin sorumluluğu için kusurun olması gerektiğini, ancak davacı hastanın tüm tedavi sürecinin tıp kurallarına uygun ve sorunsuz şekilde yapıldığını, müvekkili hastanenin her türlü sorumluluğu yerine getirdiğini, İlk Derece Mahkemesince hükmedilen tazminat tutarlarının fahiş olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. 3. Davalı ... vekili; davada görevli Mahkemenin Tüketici mahkemesi olduğunu, müvekkili kurumca bağışlanan tüm kanların testlerden geçirildiğini, murise verilen kanın testlerinin de HIV yönünden negatif olduğunu, bu nedenle müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, dosyada mevcut 12.03.2014 tarihli ATK raporunda da kuruma kusur atfedilmediğini, 6 aya kadar uzayabilen pencere döneminde HIV'in tespitinin mümkün olmadığı ve ülkemizde NAT testi yapılması zorunlu olmadığı hâlde kurum tarafından 2014 yılından itibaren bağışlanan tüm kanlara NAT testi yapıldığını, meydana gelen ölüme tek başına HIV'in neden olup olmadığının incelenmediğini, hastanın durumunun ağırlaşmasının asıl sebebinin HIV değil geçirdiği ameliyat sonucunda vücudunun yeni böbreğe verdiği tepki olduğunu, aksi durumda dahi HIV'in kısa süre içerisinde hastada meydana gelen değişimleri göstermesinin mümkün olmadığını, ATK raporu ile murise yapılan böbrek nakli sonrasında hastada doku reddinin geliştiğini, dolayısıyla murisin böbrek ameliyatı sonrası vücudun gösterdiği tepki nedeniyle mi yoksa virüs nedeniyle mi öldüğünün tespit edilemediğini, ATK raporunun İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, İlk Derece Mahkemesi kararının vekalet ücreti ve yargılama giderleri yönünden hatalı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, müteveffaya davalı hastanede yapılan ameliyat sırasında diğer davalı ... Derneğinden temin edilen kanda HIV olması nedeniyle müteveffanın yaşamını yitirmesinden kaynaklanan maddi ve manevi zararının giderilmesi istemine ilişkindir. 1.Mahkeme kararında belirtilen gerekçeye, hükme esas alınan aktüerya bilirkişi raporunun taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli olduğunun anlaşılmasına, davacıların istinaf dilekçelerinde maddi tazminata ilişkin istinaf itirazında bulunmamasına, istinaf aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz aşamasında ileri sürülmesinin mümkün olmamasına, dava tarihi itibariyle Mahkemenin davaya bakmaya görevli olmasına, Kızılay tarafından ileri düzeyde tetkiklerin kullanılması hâlinde kanda HIV olup olmadığının erken dönemde tespiti mümkün iken bu testleri yapmadığından meydana gelen olay nedeniyle sorumlu olduğunun anlaşılmasına göre davacılar vekilinin sair, davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2. Davacılar vekilinin manevi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; dosya içeriğinden davacıların manevi tazminat isteminde Mahkemece de kabul edildiği gibi haklı olduğu anlaşılmaktadır. Ancak manevi tazminatın amacı zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmak olup, miktarın belirlenmesinde takdir hakkı kullanılırken objektif ölçülere dikkat edilmesi gerekmektedir. Manevi tazminatın miktarı bir tarafın zararına diger tarafın zenginleşmesıne neden olmamalıdır. Mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumları, zararın miktarı, davacıların maruz kaldığı haksız durum, yaşadığı sıkıntı ve mağduriyet ile çektiği ızdırap gözetildiğinde takdir edilen manevi tazminat miktarlarının düşük olduğu görülmektedir. Mahkemece olayın oluşuna uygun olarak daha yüksek miktarda tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir. 3.Davalı hastane vekilinin temyiz itirazlarına ilişkin olarak ileri sürülen temyiz nedenleri ve Mahkemenin gerekçesine göre yapılan incelemede; dava konusu olayda müteveffaya davalı hastane tarafından yapılan böbrek nakli ameliyatı sırasında diğer davalı ...'dan alınan kanın nakledildiği, yapılan incelemede davalı ...'dan temin edilen kanda HIV olduğu, müteveffanın da bu nedenle 29.08.2011 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar Mahkemece hastanenin organizasyon kapsamında sorumlu olduğu kabul edilerek sonuca gidilmiş ise de; davalı ...'ın ülkemizde en büyük ve en önemli kan sağlayıcısı olduğu, kan ihtiyacının karşılanmasında birinci derecede önem taşıdığı ve hizmeti nedeniyle de güvenilir olduğu kabul edilmelidir. O hâlde davalı hastanenin diğer davalı ...'dan temin ettiği kanda yeniden inceleme yapması beklenemeyeceğinden ve Kızılay'dan temin ettiği kanı müteveffaya nakletmesi ile meydana gelen ölüm olayı arasında illiyet bağının kesildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı hastane yönünden davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir. İlk Derece Mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.Davacılar vekilinin sair, davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ve davalı hastane yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Kararı temyiz eden davacılar adli yardım talepli olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.