Yargıtay · 3. Ceza Dairesi
Yargıtay 3. Ceza Dairesi 2021/15468 E. 2024/19260 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/15468
- Karar No
- 2024/19260
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/480 E., 2021/757 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/278 E., 2021/6 K. SUÇ: Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek, Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmamak HÜKÜM : 1) TCK'nın 314/3 maddesi yollamasıyla TCK 220/6 delaletiyle 314/2, 220/6, 3713 sayılı Kanunun 5/1, TCK 53, 58/9 ve 63 maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi, 2) 2911 sayılı Kanunun 32/1 maddesi, TCK'nın 53, 58/9 ve 63 uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi, TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, Onama
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle; Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü: Sanık hakkında Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek,Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmamak suçlarından, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ... vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 279 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca (yargılama konusu Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek,Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmamak suçları yönünden suçtan zarar gören sıfatının, 5271 sayılı Kanun’un 237 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca mezkûr suçlardan açılan kamu davalarına katılma hakkı bulunmadığının anlaşılması nedeniyle) reddine karar verildiği, bahse konu kararın; 5271 sayılı Kanun’un 279 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi uyarınca itiraz yoluna tabi olduğu ve itiraz merciince de bu hususta bir karar verildiği anlaşılmakla, temyiz incelemesine yer olmadığına, dava dosyasının, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE, Sanık müdafiinin temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi; Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 1.Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçu yönünden yapılan incelemede: Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak eksiksiz yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine.Ancak: a)12.03.2024 tarihinde 32487 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7499 sayılı “Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"a göre 5237 sayılı TCK'nın 220/6. maddesinde değişiklik yapıldığının anlaşılması karşısında, bahse konu yasa değişikliği hükümlerine göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, B)Kabul ve uygulamaya göre de; TCK'nın 62. maddesinin uygulanması bakımından takdiri indirim nedeni olarak ;failin geçmişi,sosyal ilişkileri,fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları,cezanın failin üzerindeki olası etkileri gibi hususlar gözönüne alınarak dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun ,olaya özgülenmiş ilgili ve yeterli gerekçeye istinaden bir indirim oranının takdir ve tespit edilmesi gerekirken ,olgusal temele dayanmayan,yetersiz ve dosya kapsamı ile uyuşmayan gerekçe ile TCK'nın 62. Maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi, 2. Sanık müdafiinin kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama suçu yönünden temyiz talebinin incelenmesinde; Suç ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 2911 sayılı Kanun'un 32/1 inci maddesi; “Kanun'a aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”, şeklinde düzenlenmiştir. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 2911 sayılı Kanun'un 24/3 üncü maddesine göre; kolluk görevlileri ancak “aynı maddenin (a) ve (b) bentlerinde düzenlenen durumlarda kendilerine yönelik fiili saldırı veya mukavemet ya da korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı hali mevcut olması durumunda ihtara gerek olmaksızın zor kullanma yetkisine sahip bulunmaktadır. Yani ihtar olmaksızın zor kullanma yetkisi kanuna aykırı hale gelmiş tüm toplantı ve gösterilerde kolluğa tanınmış bir yetki değildir. 2911 sayılı Kanun'un 32/1 inci maddesinde ifadesini bulan “Direnme” suçunun oluşabilmesi için öncelikle 3 şart gerçekleşmelidir. Bunlar; a) Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılınması, b) Dağılma emrinin mevcut olması, c) Toplantı ve gösteri yürüyüşünün zorla dağıtılması, Şartlarıdır. “Direnme” suçunun faili; kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılarak ihtar ve zor kullanmaya rağmen dağılmayan kişilerdir. Bu maddede cezalandırılan durum, toplantıya katılınması değil yetkili makamlar tarafından verilen dağılma emrine uyulmamasıdır. Toplantı veya gösteri yürüyüşüne katılmak 2911 sayılı Kanun'un 32/1 inci maddesinde tanımlanan suçun ön şartıdır. Toplantı veya yürüyüş, en başından itibaren kanuna aykırı olabileceği gibi, sonradan da kanuna aykırı hale gelebilir. Yapılmakta olan bir toplantı veya yürüyüşe katılan bir kişi, bu toplantının yasal olup olmadığını bilemez. Toplantı veya yürüyüşün yasaya aykırı olduğu idari otoritenin uyarısı ile ortaya çıkar. Ancak bu uyarıdan sonra, katılan eylemine devam ederse bu eylemi suç oluşturur. Bu nedenle 32 nci maddedeki suç için dağılma emrinin mevcudiyeti suçun unsuru sayılmaktadır. Dağılma emrine uymayanların cezalandırılabilmesi için son olarak emir ve ihtardan sonra kendiliğinden dağılmamaları ve kolluk kuvvetleri tarafından zorla dağıtılmış olmaları gerekmektedir. Kendiliğinden dağılmama halinde mukavemet söz konusu olacaktır. Topluluğun, yetkili makamın emir ve ihtarından önce ya da sonra kendiliğinden dağılması halinde, suç oluşmayacağı için şahıslara ceza da verilmeyeceği gibi kolluk kuvvetleri tarafından zorla dağıtılmış olmamaları halinde de 2911 sayılı Kanun'un 32/1 inci maddesinde suçun zorunlu unsurları arasında bulunan “zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar etme” unsuru gerçekleşmeyecektir. Bu açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde; Her ne kadar mahkeme gerekçeli kararında sanığın; "terör örgütünün amaçları doğrultusunda düzenlenen yasa dışı gösteriye katıldığı, eyleme müdahale eden ekiplerin üzerilerine su sıkmaları akrep ve Tomalarla kovalaması üzerine ancak dağıldıkları" kabul edilmişse de; oluş, iddia, olay tutanağı, sanık savunmaları ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın olay sırasında zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeter kesin ve inandırıcı nitelikte delil elde edilemediği gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Bozmayı gerektirmekle, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle BOZULMASINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304/1 maddesi uyarınca dosyanın Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilamının bir örneğinin ise Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.