Yargıtay · 22. Hukuk Dairesi
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2012/26336 E. 2013/20428 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 22. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/26336
- Karar No
- 2013/20428
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Davacı-karşı davalı, kıdem tazminatı, fazla mesai, ücret ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini, davalı-karşı davacı ise ihbar tazminatı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, asıl davayı kısmen hüküm altına almış, karşı davayı ise reddetmiştir. Hüküm süresi içinde davalı-karşı davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, davalı işverenin işlerini vekaleten yürüten eşi ...'in müvekkile küfür ettiğini ve aşağıladığını, müvekkilinde haklı fesih hakkını kullanarak iş sözleşmesinin bildirim süresini beklenmeksizin Ankara 59. Noterliğince keşide edilen 08.02.2011 tarih ve 04464 yevmiye numaralı ihtarname ile haklı nedenle derhal fesih hakkını kullandığını belirterek, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili davacının müvekkiline ait işyerinde 24.02.2006 tarihinden işyerinden ayrılıp sözleşmesini feshettiği 08.02.2011 tarihine kadar asgari ücret ile çalıştığını,davacının iş sözleşmesinin davalı işverence fesih edilmediğini, davacının iş sözleşmesini haksız ve hukuka aykırı olarak feshettiğini, haksız ve bildirimsiz feshi nedeni ile 500,00 TL ihbar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek asıl davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının iş sözleşmesini fesihte haklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karşı davanın reddine karar verilmiştir. Karar davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı- karşı davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 401. maddesine göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, asgari ücretten az olmamak üzere emsal ücret göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma şartlarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı Kanun’un 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır. Çalışma hayatında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Dosya içeriğine göre davacı işyerinde 24.02.2006-08.02.2011 tarihleri arasında çalışmış olup davacı vekili davacının aylık net 2.350.00 TL ücret aldığını iddia etmiştir. Davalı taraf imzalı bordrolara göre davacının asgari ücretle çalıştığını savunmuştur. Dosyaya sunulan bir kısım imzalı ücret bordrolarında asgari ücret seviyesinden ücret tahakkuk ettirilmiştir. Davalı şirket tarafından tarihsiz olarak düzenlenen belgede davacının eline geçen aylık ücretinin 2.350,00 TL olduğu bildirilmiştir. Mahkemece şahit anlatımları ve davacının vasıflı işçi olduğu dikkate alınarak davacının aylık net 1.500,00 TL ücret seviyesinden yapılan hesaplamaya itibarla hüküm kurulmuştur. Mahkemece ayrıca davacının kıdemi ve yaptığı işe göre ilgili meslek kuruluşlarından ve yukarıda belirtilen mercilerden uyuşmazlık konusu dönemde alabileceği emsal ücret seviyesi belirlenmeli ve dava konusu alacaklar buna göre hesaplatılmalıdır. Yazılı şekilde sadece şahit anlatımları ile yetinilerek yapılan hesaplamaya itibarla karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.