Yargıtay · 15. Ceza Dairesi

Yargıtay 15. Ceza Dairesi 2012/17021 E. 2013/13960 K. – Dini İnanç Ve

Konu: Dini İnanç Ve Duyguların İstismarı Suretiyle Dolandırıcılık

Mahkeme
Yargıtay
Daire
15. Ceza Dairesi
Esas No
2012/17021
Karar No
2013/13960
Karar Tarihi
Konu
Dini İnanç Ve Duyguların İstismarı Suretiyle Dolandırıcılık

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Dini İnanç ve Duyguların İstismarı Suretiyle Dolandırıcılık HÜKÜM : Mahkumiyet Dosya incelenerek gereği düşünüldü; Yokluklarında verilen hükmün, sanık ...'a tebliği için gönderilen ilk tebligat evrakında sanığın ikametinin bulunduğu kat ve kapı numarasının, sorgusunda bildirdiği en son adresine uygun olarak yazılmamış olması ve sanık ...'nın adresine çıkarılan tebligatın ise sokakta, belirtilen bina numarasının bulunmaması nedeniyle iade edilmiş olması karşısında; sanık ...'a yapılan tebligatın adresin yanlış yazılması, sanık ...'ya yapılan tebligatın ise, daha önce usulüne uygun bir tebligat yapılmayan adresine Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi nedeniyle usulsüz oldukları anlaşıldığından, sanıkların temyiz taleplerinin öğrenme üzerine ve süresinde oldukları belirlenip, temyiz taleplerinin reddine dair 28/12/2009 ve 14/02/2011 tarihli ek kararlar kaldırılarak yapılan incelemede; Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK'nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır. Sanıkların, fikir ve eylem birliği içinde bir araya gelerek dolandırıcılık suçunu işlemek amacıyla, sanık ...'ya ait olup ...'ın kullandığı araç ile ... ilçesine gelerek, aracı ... Cami altında faaliyette bulunan Kur'an kursunun önüne park ettikleri, sanıklardan ...'ın araçtan inip Kur'an kursuna girdiği ve kursta görevli olarak bulunan şikayetçilere kursa bağış yapacağını, yanında bulunan ve değeri olmayan Brezilya parasının 1.000 Kanada doları olduğunu, bu paranın 1.200 TL ettiğini, bu miktardan 600 TL'sini çalıştıkları kursa, kalan 600 TL'yi ise başka bir kursa bağışlayacağını söyleyerek, vereceği para karşılığında şikayetçilerden 600 TL para üstü istediği, şikayetçilerin durumdan şüphelenerek makbuz kesmek bahanesiyle ilçe müftüsüne telefon ettikleri sırada, sanık ...'ın yakalanacağını anlayarak kurstan ayrıldığı ve kendisini dışarıda bekleyen diğer sanıkların yanlarına gidip araçla olay yerinden hızla uzaklaştıkları, ihbar üzerine yapılan araştırma sonucu sanıkların olaydan kısa bir süre sonra ... ilçe merkezinde yakalandıkları şeklindeki olayda; sanıkların eylemlerinin iştirak halinde dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılığa teşebbüs suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir. Adli sicil kaydında tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık ... hakkında, 5237 sayılı TCK'nın 58. maddesi hükümlerinin uygulanmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1-Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde, ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi, 2-5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanığın kendi alt soyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, alt soyu haricindekiler yönünden ise, yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla "30 gün", “22 gün”, “18 gün” ve "360 TL" adli para cezası terimlerinin tamamen çıkarılarak, yerlerine sırasıyla "5 gün", “3 gün”, “2 gün” ve "40 TL" adli para cezası ibarelerinin eklenmesi; ayrıca 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkarılıp yerine, “Sanığın 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresi eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24/09/2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2012/17021, K. 2013/13960, T. 24.09.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-15-ceza-dairesi-2012-17021-e-2013-13960-k-e810ece5d5a9