Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/5770 E. 2026/4341 K. – Taksirle Öldürme
Konu: Taksirle Öldürme
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2022/5770
- Karar No
- 2026/4341
- Karar Tarihi
- Konu
- Taksirle Öldürme
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2021/391 E., 2021/1013 K. SUÇ : Taksirle öldürme HÜKÜM : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 257/2, 62/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca 9.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına,18 eşit taksitte tahsiline karar verilmiş, sanık müdafii ve katılanlar vekilinin istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf taleplerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, katılanlar vekilinin temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılanlar vekilinin temyiz sebepleri; doktor olan sanığın eylemi ile netice arasında illiyet bağının bulunduğuna, hodgin lenfoma tedavisi alan ölenin tedavisine devam olunduğu sırada aşırı halsizlik ve göğüs ağrısı şikâyetleri ile sanığın çalıştığı hastanenin acil bölümüne başvurduğu, ölenin durumunun kötü olmasına rağmen kan değerlerinin düşük olduğundan bahisle tedavi uygulanmadan taburcu edildiğine, durumu ağırlaşarak aynı gün öldüğüne, Adli Tıp Kurumu raporunda sanığın hatalı olduğuna işaret edildiğine ancak kesin illiyet bağının kurulamadığının belirtildiğine, pnömoni olan ölene acil müdahale edilmesi gerekirken sanığın uygun şekilde tedaviyi gerçekleştirmediğine, ölenin tüm tedavisinin sanığın çalıştığı hastanede gerçekleştirilmesi nedeniyle sanığın ölenin tüm tıbbî kayıtlarını görmesinin ve uygun tedaviyi gerçekleştirmesinin mümkün olduğuna, ölenin lenfomadan değil pnömoniden hayatını kaybettiğine ve illiyet bağının açık olduğuna, sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR 1. İlk Derece Mahkemesince, iddia, sanığın savunmaları, ölenin ölüm nedenine ilişkin Adli Tıp Kurumu raporu, epikriz içerikleri, hastane kayıtları, Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulunun ölenin ölüm sebebine ve sanığın ölüm sonucu ile eylemleri arasında illiyet bağı bulunmadığına, ancak tedavisinin hatalı nitelikte olduğuna dair bilirkişi raporu, soruşturma evrakının içerik ve kapsamı ile dosya içerisinde bulunan hukuka uygun yolla elde edilmiş tüm kanıt, belge ve tutanaklardan katılanların, ölen ...'in çocukları ve eşi oldukları, ölenin 18.07.2016 tarihinde sanığın acil tıp hekimi olarak çalıştığı ... Hastanesinde hodgkin lenfoma (bir tür akciğer kanseri) teşhisi konularak tedavisine başlandığı, ölenin belirli aralıklarla hastaneye yatıp kimyasal bir tür kanser tedavisi olan kemoterapi aldığı, bu tedavilerden sonra evinde dinlenmeye alındığı, tedavi süreci devam ederken kemoterapi sonrasında nekahet döneminde olduğu 14.10.2016 tarihinde saat 08.45 de şiddetli göğüs ağrısı ve nefes darlığı sebebiyle sanığın görev yaptığı hastaneye başvurduğu, burada yapılan kontrollerinden sonra saat 11.20'de çeşitli tahlil ve tetkiklerden sonra ilaç tedavisi önerilerek taburcu edildiği, saat 20.50'de ölenin bu kez yakınlarınca nefes darlığı, halsizlik şikâyeti ile yeniden acil servise getirildiği, genel durumunun kötü olduğu, bulgulara göre pnömoni (zatürre) ön tanısı ile yoğun bakıma yatırıldığı, solunum sıkıntısının yükseldiği, oksijen alımının azaldığı, hastanın enfeksiyon hastalıkları ve onkoloji tarafından tedavisinin düzenlendiği, devam eden tedavisi sırasında kardiyak arrest (kalp yetmezliği) geçiren hastanın tüm reanamisyon girişimlerine yanıt vermeyerek 20.10.2016 tarihinde öldügü, ölenin 14.10.2016 tarihinde hastaneye getirildiğinde onkoloji hastası olduğunu düşünen ve zatürre bulgularına yönelik tanı koyulabilecekken bu yönde girişim yapmayan sanığın hastayı zatürre ön tanısı ile yoğun bakım ünitesine yatırarak tedavisini düzenlemesi gerekirken taburculuğuna karar verdiği ve aynı gün hastanın yaklaşık 9 saat sonra zatürre tablosundaki unsurlar artmış durumda yeniden hastaneye müracaatı ile bu kez belirlenen tanı ile tedavisine girişildiği, sanığın ölene tanı koyma ve bu yönde tedavisini başlatması yolundaki tıbbî yaklaşımının hatalı olduğu, ancak yaklaşık 9 saat sonra aynı bulgularla hastaneye getirilen ölenin ölen sonucu ile sanığın bu fiili arasında kesin nitelikte illiyet bağının kurulabilmesinin mümkün olmadığı, ilk başta zatürre tedavisine başlanılsa dahi ölenin onkoloji hastası olması, bu tür hastalarda alınan kemoterapi ve steroidlere bağlı olarak hastaların enfeksiyonlara daha açık, bağışıklık sistemlerinin daha güçsüz olduğu bilinen ve yerleşik bilimsel uygulamalara göre saptanmış bir gerçek olduğu, bu itibar ile ölüm sonucu ile sanığın öleni taburcu eylemi arasında ve tanı yönünden de illiyet bağı kurulmasının mümkün bulunmadığı, ancak sanığın yerleşik görünen ve progresif bulgulara göre zatürre bulguları gösteren hastaya yönelik tedavisinin yoğun bakımda gerçekleştirmesi gerekirken taburcu etmesinin tıbbı yönden hatalı olduğu kabulü ile sanığın görevi kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 257/2. maddesi uyarınca mahkûmiyetine verilmiştir.
2. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan inceleme neticesinde, sanığın kamu görevlisi olmaması nedeniyle anılan eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağı, bu itibarla taksirle öldürme suçundan değerlendirme yapılabileceği, bu kapsamda yapılan değerlendirmede ise, hastanın saat 20.50 'de aynı şikâyetle tekrar acil servise getirildiğinde yatışı yapılarak uygun tedavinin başlandığı, 12 saat önceki başvurusu sırasında yatırılarak uygun takip ve tedavisinin yapılmış olması halinde de akıbetinin değişmeyebileceği, aile hekimi uzmanı sanığın kusurlu eylemi ile ölüm arasında kesin illiyet bağı kurulamadığı, kişinin muayene, takip ve tedavisine katılan diğer hekimlere ve yardımcı sağlık personeline atfı kâbil kusur bulunmadığının Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulunun 22.08.2019 tarihli raporu ile belirlendiği, anılan rapora göre hastanın yaygın ve ilerlemiş (hodgin lenfoma ve akciğer enfeksiyonu şeklinde gelişen komplikasyonlar) kanser hastalığından dolayı yatırılarak uygun takip ve tedavisinin yapılmış olması halinde de akıbetinin değişmeyebileceği cihetle sanığın kusurlu eylemi ile ölüm arasında kesin illiyet bağı kurulamadığı açıkça ortaya konduğundan, sanığın ölüm olayına ilişkin taksire dayalı kusurunun bulunmadığı kabulü ile 5271 sayılı CMK'nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE VE KARAR Yukarıda izah edilen oluşa ve dosya kapsamında göre suç tarihinden sonra, 27... tarihli ve 31848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesi ile 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'na aşağıda yer verilen 18. madde eklenmiştir. Buna göre; ''EK MADDE 18- Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.” amir hükmü gereği, Özel sağlık kuruluşunda görev yapan sanık hakkında Mesleki Sorumluluk Kurulundan soruşturma izni istenmesi ve hukukî durumunun buna göre değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması, Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle başkaca yönleri incelenmeyen Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2. maddesi uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.04.2026 tarihinde karar verildi.