Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2012/33664 E. 2013/26644 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2012/33664
- Karar No
- 2013/26644
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi Suç : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme Hüküm : Beraat
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Belirli veya belirlenebilir bir kişiye ait her türlü bilginin, başkasına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi, TCK'nın 136/1. maddesinde “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme” başlığı altında suç olarak tanımlanmış olup, eylemin; kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, aynı Kanunun 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür. Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun maddi konusunu oluşturan “kişisel veri” kavramından, kişinin, yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde başka kişilere açıklayarak ancak sınırlı bir çevre ile paylaştığı nüfus bilgileri (T.C. kimlik numarası, adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı gibi), adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, kan grubu, medeni hali, parmak izi, DNA'sı, saç, tükürük, tırnak gibi biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin anlaşılması gerekir; ancak, herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler, yasal anlamda “kişisel veri” olarak değerlendirilemez, aksinin kabulü; anılan maddenin uygulama alanının amaçlanandan fazla genişletilerek, uygulamada belirsizlik ve hemen her eylemin suç oluşturması gibi olumsuz sonuçlar doğurur, bu nedenle, bir kişisel bilginin, açıklanan anlamda “kişisel veri” kabul edilip edilmeyeceğine karar verilirken, somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle değerlendirme yapılması, sanığın eylemiyle hukuka aykırı hareket ettiğini bildiği ya da bilebilecek durumda olduğunun da ayrıca tespit edilmesi gerekir. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; Türkiye İstatistik Kurumu Manisa Bölge Müdürlüğünde Ekonomik Araştırmalar Grubu sorumlusu olarak çalışan sanık ...'in aynı kurumda çalışan eşi Tülay'ın, kurum tarafından kendisine zimmetlenen bilgisayarda, MSN messenger programı aracılığıyla yaptığı görüşmelerinin, anılan kurumda bilgi işlem sorumlusu olarak görev yapan katılan ... tarafından izinsiz olarak kayıt altına alındığı belirtilerek, Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca, 24.10.2008 tarihinde işlediği iddia olunan bilişim sistemine girme suçundan katılan ... hakkında kamu davası açılıp, düzenlenen 29.07.2009 tarihli iddianamenin, Manisa 1. Sulh Ceza Mahkemesince 04.08.2009 tarihinde kabulü ile kovuşturma aşamasına geçildiği ve katılan hakkında aynı olayla ilgili disiplin soruşturması başlatılmak üzere Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca ilgili kuruma yazı yazıldığı dönemde, söz konusu dava dosyasındaki iddianame, Manisa Cumhuriyet Başsavcılığınca katılan hakkında disiplin yönünden gereğinin takdiri için Türkiye İstatistik Kurumu Bölge Müdürlüğüne yazılan 29.07.2009 tarihli yazı, soruşturma aşamasında katılanın kullanımındaki bilgisayarda yapılan teknik inceleme ve sonucu ile ilgili açıklamaların yer aldığı 29.07.2009 tarihli bilirkişi inceleme tutanağı, Manisa 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 04.08.2009 tarihli tensip zaptından oluşan belge örneklerinin, sanığın tuik.gov.tr uzantılı elektronik posta adresinden, Sosyal Araştırmalar Grubu bünyesinde görevli tanıklar Taylan, Mustafa ve Taşkın'ın resmi elektronik posta adreslerine gönderildiği olayda, Sanığın, kurum içerisinde meydana geldiği için, kurum çalışanları tarafından da öncesinde bilinen konu ile ilgili ortaya çıkan dedikodulara son vermek amacıyla adı geçen tanıklara gönderdiğini beyan ettiği belge örnekleri, eşinin “şikayetçi” sıfatıyla tarafı olduğu aleni olarak görülmekte olan dava dosyasında mevcut olup, belgelerin içeriği, düzenleniş biçimi ve konuldukları yer, tarafların ve tanıkların görevi, olayın meydana geldiği sırada katılan hakkında devam eden adli kovuşturma ve idari soruşturma süreci birlikte nazara alındığında, söz konusu belge örnekleri, katılana ait “kişisel veri” olarak değerlendirilemeyeceği gibi, sanığın savunması, tanıkların konumu ve olayın oluş şekline göre, 29.07.2009 tarihli iddianamedeki ve 04.08.2009 tarihli tensip zaptındaki katılanın nüfus bilgileri (adı, soyadı, doğum yeri ve tarihi, anne ve baba adı, nüfusa kayıtlı olduğu il, ilçe, köy, cilt numarası, aile sıra numarası, sıra numarası) ile yerleşim yerini gösteren kişisel bilgileri, sanığın, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket ederek tanıkların bilgisine sunduğu kabul edilemeyeceğinden, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçunun yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği, açıklanan gerekçelere nazaran, gönderdiği elektronik iletilerde, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek bir ibareye yer vermeyen sanığın eyleminde, hakaret suçunun da oluşmadığı anlaşılmakla, Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin sübuta ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak, Hükmün esasını teşkil eden kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında, sanık hakkında beraat hükmü kurulurken, uygulanan Kanun maddesinin, CMK'nın 223/2-a maddesi yerine, uygulama yeri bulunmayan aynı Kanunun 223/2-c maddesi olarak gösterilmesi suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi, Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak, yeniden yargılama gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün ilk paragrafındaki, “CMK 223/2-c” ibaresinin, “CMK'nın 223/2-a” şeklinde düzeltilmesi ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.