Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/6856 E. 2026/4033 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6856
Karar No
2026/4033
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/203 Esas, 2025/1314 Karar HÜKÜM :Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/56 E., 2023/281 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin "..." markasının gerçek hak sahibi olduğunu, davalıların davacıya ait "..." markasını davacının rızası hilafına kullandığını ve işbu kullanımların davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, davalıların kötü niyetli olarak davacının markası ile iltibas teşkil edecek ölçüde benzer olan "... ..." / "... " işaretlerini kullandığını, davacıya ait ürünleri "... ..." isimli işyerlerinde pazarladığını, ... alan adı ve ... arama motoruna "... ..." yazıldığında çıkan arama sonucunda .... isimli ... sitelerinin çıktığını, "... ..." isimli satış mağazalarının yanı sıra ... isimli web sitelerinde sipariş hattının oluşturulduğunu, işbu ... sitelerinde Kurumsal Satış Noktaları adı altında "... ..." markalı ürünlerin farklı işletmelerde de satıldığının belirtildiğini, davalıların, davacıya ait markalara tecavüz teşkil edecek nitelikte markasını koyduğunu ve bu markayı havi ürünlerin ticaretini yaptığını, davalıların sosyal medya hesaplarında da "..." markalı ürünleri kullandığını, delil tespiti dosyası kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunda davalıların web sitesindeki başkaca hukuka aykırı kullanımlarının tespit edildiğini, davalıların kötüniyetli kullanımlarının davacının markaları ile iltibas yarattığını, davalıların "..." markalarını, et, et ürünleri, süt ve süt ürünleri, şarküteri, meze gibi ürünlerde haksız olarak kullanıldığının görüldüğünü, taraflar arasında imzalanan 11.02.2014 tarihli pay devir, temlik ve ortaklık sözleşmesinin 12. maddesinde davalı şirkete yalnızca çiftliğin işletilmesi hususunda izin verildiğini, "..." markasının kullanılması yönünde bir iznin bulunmadığını, bu hususun aynı zamanda haksız rekabet de teşkil ettiğini, davalıya çekilen ihtarların sonuçsuz kaldığını, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 151/2-b hükmü uyarınca net kazanç üzerinden yoksun kalınan kârın hesaplanması gerektiğini ileri sürerek davalıların kullanımlarının davacının markalarından doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, bu eylemlerin meni ve refine, şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiş, verdiği dilekçe ile maddi tazminat talebini toplamda 167.601,16 TL'ye artırmıştır.

II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinin 12. maddesinde davalı şirketin hisselerinin sahibi olan ... Ailesinin ... .'ni işletmeye devam edeceğine yönelik hükmün bulunduğunu, taraflar arasında yıllarca ve halen devam eden ticari ilişki dikkate alındığında yine davacı şirketin davalının marka kullanımına muvafakat ettiğinin kabulünün gerektiğini, davacı şirketin yetkililerinin davalı şirket tarafından işletilen çiftliği ve bu çiftlikte üretilen ürünleri sosyal medya paylaşımlarında kendi ürünleri gibi göstererek kendilerine paye çıkardıklarını, davalı şirketlerin dava konusu edilen marka kullanımının davacı şirket markası ile iltibas yaratacak nitelikte olmadığını, bir an için aksi düşünüldüğünde, taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesi, yıllarca devam eden ticari ilişkileri ve sair hususlar dikkate alındığında davalı şirketlerin bu kullanımının davacı tarafın bilgisi ve muvafakati dahilinde olduğunun kabulünün gerektiğini, bu hususlar gözönüne alındığında, davalı şirketlerin markayı kullanımının hukuken korunan bir hakka dayandığını ve SMK'nın 7/2 hükmü uyarınca markaya tecavüz ve haksız rekabet olarak nitelendirilemeyeceğini, bir an için aksi kabul edildiğinde dahi davacı tarafın müvekkillerin kullanımından kaynaklı gerçek zararını ispat etmesi gerektiğini, davacı şirket yetkililerince yapılan paylaşımlar dikkate alındığında markanın itibarsızlaştırılması gibi bir durumun söz konusu olmadığının açıkça anlaşıldığını, manevi tazminat şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının T/... numaralı ..., ... ibareli tanınmış markanın ve ... ibareli çok sayıda markanın 29, 30... . sınıflarda gerçek ve üstün hak sahibi olduğu, ilk marka tescil tarihinin 1995 yılına dayandığı, davalı tarafından kullanılan "... " ibaresinin davacı markaları ile karşılaştırıldığında taraf markaları arasında esas unsurun "..." olduğu, davalı tarafından kullanılan "..." ibaresi yanında yer alan "..." ve "..." ibarelerinin ürünlerin tanıtımına yönelik tanımlayıcı mahiyette vasıf bildirici ibareler olduğundan markayı farklılaştırmadığı, davacı markalarının tescil ve kullanımının turuncu rengi içerdiği, davalının da yine "... ..." kullanımındaki renklerin turuncu olduğu, "..." ibaresindeki yazım stillerinin de benzerlik arz ettiği, bu yönüyle taraf markaları karşılaştırıldığında tüketicilerin bu markaların yer aldığı ürünleri veya işletmeleri veya temsilcilerinin asıl kaynağının tek bir firma veya kişi olacağı algısına kapılabileceği, bu şekilde ortalama tüketici nezdinde karışıklığa sebebiyet verebileceği, buna göre davalıların, davacıya ait "..." markası kullanımının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği, davacının SMK'nın 149. maddesi uyarınca maddi manevi tazminat talebinde bulunabileceği, aynı Kanun'un 151/2-b hükmü uyarınca davalıların elde ettiği net kazancın davalıların ticari defterleri incelenmek suretiyle hesaplandığı, hesaplama yönteminin dosya kapsamına uygun olduğu, bu madde üzerinden yapılacak hesaplamanın brüt olarak değil net kazanç olarak hesaplanması gerektiği, bu nedenle tespit edilen 167.601,16 TL net kazanç üzerinden maddi tazminat talebinin kabulüne karar vermek gerektiği, davacı tarafından 15.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, bu tutarın dosya kapsamına uygun görüldüğü gerekçesiyle davanın kabulüne, davalılar tarafından davacının marka hakkına yönelik olarak tecavüz ve haksız rekabette bulunulduğunun tespitine, durdurulmasına, önlenmesine ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, 167.601,16 TL maddi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine, hükmün kesinleşmesi halinde ilanına karar verilmiş, hüküm, davalılar vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Mahkemece davalıların kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır.

Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.

Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir.

Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, Füsun/HELVACI, Mehmet/KAYA, Arslan/ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363).

Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, davalılar ise davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve 2019/5189 E., 2022/1852 K. sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89 E., 2021/3954 K. sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 2 numaralı bendinde yer alan “ve haksız rekabette” ibaresinin hükümden çıkarılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalılara iadesine, 16.04.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/6856, K. 2026/4033, T. 16.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-6856-e-2026-4033-k-8f13de8cc9d5