Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/3812 E. 2026/869 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/3812
Karar No
2026/869
Karar Tarihi

MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1147 Esas, 2025/492 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİNİN 2019/229 E. SAYILI DOSYASINDA KARAR : Asıl davanın kabulü, birleşen davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/182 E., 2023/3 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı birleşen dosyada davacı vekili, asıl davada davalı ...Kozmetik San. ve Tic. A.Ş. vekili, birleşen davada davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR I. DAVA 1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; 1876 yılında Almanya’da kurulan müvekkilinin 140 yılı aşkın süredir tüm dünyada çamaşır ve ev bakımı, kişisel bakım, yapıştırıcı teknolojileri alanlarında lider ve tanınmış markaları ile faaliyet gösterdiğini, “...”in Türkiye’de ilk yumuşatıcı markası olduğunu, 1976 yılında Türkiye’de piyasaya girdiğini, işaretin tanınmış marka statüsünü taşıdığını, “...” markasının Türkiye’de sektöründe lider konumunu uzun zamandır korunduğunu, davalı şirketin www.....eu adlı internet sitesi üzerinden “...” markasını ihtiva eden oda, araba, kumaş koku giderici/ verici ürünlerin tanıtım ve satışının gerçekleştirdiğinin tespit edildiğini, davalının, söz konusu alan adını tescil ettirerek bu alan adı ile işlettiği web sitesinde muhtelif “...” markalı ürünleri tanıtıp sattığını, davalı şirkete ait web sitesi ile yapılan araştırmada doğrudan müvekkili şirketine ait web sitelerine referans yapıldığını, davalının eyleminin müvekkilinin tescilli marka hakkına tecavüze sebebiyet verdiğini, yine davalı şirketin 18.12.2018 tarihinde ...Kozmetik Sanayi ve Ticaret A.Ş. unvanını adına tescil ettirdiğini, söz konusu ticaret unvanının da müvekkilinin marka tescili kapsamındaki haklarını ihlal niteliği taşıdığını, davalının, kötüniyetli bir şekilde müvekkilinin tanınmış markasından haksız yarar sağlamaya çalıştığını, müvekkilinin tescilli markasını alan adı ve sosyal medya hesaplarında kullanarak tanıtım promosyon ve satış faaliyetlerini gösterdiğini, bu durumun ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümleri uyarınca haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek davalının, müvekkiline ait tanınmış “...” markasını izinsiz olarak kullanmasının, “...” markalı ürün üretip satmasının, müvekkili şirkete ait marka tescilinden kaynaklanan haklarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, bunların durdurulmasına ve önlenmesine, “...” ibaresinin davalının ticaret ünvanından terkinine, müvekkiline ait tescilli marka haklarına tecavüz teşkil etmesi sebebiyle web sitesinin yine Twitter, Instagram ve YouTube ile Facebook sosyal medya hesaplarına Türkiye'den erişimin engellenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin “...” markasının gerçek hak sahibi olduğunu, bu yönde dünya genelinde onlarca tescilinin bulunduğunu ileri sürerek davalıların müvekkiline ait tanınmış “...” markasını izinsiz olarak müvekkili şirketin fiili kullanımında yer alan renk ve yazı karakterini kopyalamak suretiyle “...” şeklinde kullanmalarının, “...” markalı ürün imal edip satmalarının müvekkiline ait marka tescilinden kaynaklanan haklara tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, bunların durdurulmasına, önlenmesine, belirtilen linklere vs. sosyal medya hesaplarına Türkiye’de erişimin engellenmesine, davalı ... adına tescilli ... numaralı, “...” ibareli markanın hükümsüz kılınmasına, davalılar tarafından üretilen ve/veya satılan “...” ve/veya “...” markasını taşıyan ürünlerin üretim, dağıtım, tanıtım ve satışının durdurulmasına, engellenmesine ve önlenmesine, hükmün ilanına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkilinin ticari unvanının 10.11.2017 tarihli ana sözleşmesi ile tescil ve ilan edildiğini, davacının çamaşırlar için dezenfektan ve yumuşatma ürünleri alanında faaliyet gösterdiğini, tescilli markasının yine bu ürünler için olan 3. sınıfı kapsadığını, müvekkilinin ise kozmetik ve oda kokuları sektöründe faaliyet gösterdiğinden, ticari ünvan ve marka arasında bağ kurulabilecek veya tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet verilebilecek herhangi bir durum veya tehlikeden söz edilemeyeceğini, davacının iki yılı aşkın süre boyunca sessiz kaldığını, müvekkilince ticaret unvanına ayırtedicilik kazandırmak uğruna açıkça faaliyet alanı olan “Kozmetik” ibaresini de eklemek suretiyle unvanı farklılaştırdığını, davacı ile aynı sektörde olmaması ve davacının markasının ticari unvan olarak kullanmaması göz önüne alındığında iltibasa sebebiyet verilebilecek bir hususun doğmadığını, müvekkilinin, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 5. sınıfta tescilli, 2016/84095 tescil numaralı “...” markasının sahibi ... ile aralarındaki sözleşme gereği oda sprey kokularında fason üretim yaptığını, müvekkilinin imal ettiği ürünlerin davacı markasının kullanıldığı ürünlerden farklılık arz ettiğini, davacının, daha önce ...’e “...” markasının 5. sınıfta tescilli olduğunu kabul ederek Beyoğlu 36. Noterliğinin 03.10.2017 tarihli ihtarıyla “3. sınıfta üretim yapılmaması”nı istediğini, davacının, marka sınıfının kapsamı dışına çıkıp tüm “...” yazılı ürünlere el konulmasını istemesinin davalının marka sahibinin rızası ile marka hakkının kullanımının gaspı niteliği taşıdığını, haksız bir yarar sağlanması unsurunun somut olayda meydana gelmediğini, ortalama bir tüketicinin “...Yumuşatıcı” satın almak isteyip de ...’in “...” markasına haiz oda kokusunu satın almadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

2.Asıl davada fer'i müdahil ve birleşen davada davalı ... vekili cevap dilekçesinde;müvekkilinin 2016/84095 tescil numaralı, 5. sınıf emtialarında tescilli “...” markasının hak sahibi olduğunu, davacıya ait “...” markasının 3. sınıfta dezenfektan grubunda tescilinin bulunduğunu, davacı taraf markasının tanınmış marka olduğu hususunun yargılamayı gerektirdiğini, müvekkilinin adına tescilli olan marka gereği yasal hakkını kullandığını, davacıya ait ürünlerde imalat yapmadığını, marka haklarının ihlalinden söz edilemeyeceğini, davacının iki yıl önce Beyoğlu 38. Noterliğinin 03.10.2017 tarihli ihtarına konu ettiği iddialara müvekkili tarafından noter aracılığıyla cevap verilerek itirazların sunulduğunu, davacının, 4 adet markasının tescilli olduğu çamaşırlar için dezenfektanlar açısından korumadan yararlandığını, müvekkilinin dava dışı marka sahibi ile arasındaki sözleşme ve rıza gereği yaptığı üretimi marka hakkına dayandığından, davacının talebinin hakkın gaspı niteliği taşıdığını savunarak davanın reddini istemiştir.

3.Birleşen davada davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin ... adına tescilli markayı kullandığını, iş yerinde kendi markası dışında bilinen başka markalarda fason imalat yaptığını, fason ürettiği markalardan birinin de “...” markalı oda parfümleri olduğunu, 08.05.2017 tarihinde ...İlaç ve Kozmetik San. Tic. Ltd. Şti. yetkilisi ... ile “...” markalı oda parfümlerinin üretimi ile ilgili sözleşme imzaladıklarını, ilgili sözleşme gereği marka tescil belgesine bağlı olarak tamamen 5. sınıfta yer alan insan ve hayvanlar için olanlar hariç deodorantlar, havayı tazeleyici kokular konseptlerine uygun ürünleri imal ve teslim ettiklerini, ürünlerinin davacının ürünleri ile aynı kategoride kalmadığını, market raflarında aynı sırada yer almadıklarını, ambalaj üzerindeki görsellerin farklılık taşıdığını, tüketicinin yanılma/ aldanma ihtimalinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava ile birleşen davanın kabulüne karar verilmiş hüküm asıl davada davalı ...Kozmetik San. ve Tic. A.Ş. ile birleşen davada davalı ... vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleşen davada marka hakkına tecavüz iddiasıyla ilgili yapılan incelemede; davacının 01, 02, 03. sınıflarda tescilli markalarının esas unsuru olan “...” ibaresinin birleşen davada davalı ... tarafından 2016/84095 tescil numarası ile 05. sınıfta marka olarak adına tescilinin sağlandığı, asıl davanın davalısı şirketin ise ... adına tescilli “...” markalı ürünleri fason ürettiği, her iki ibarenin birebir aynılık içerdiği, her davacının markasının, tescilli olduğu “Sabunlar, sabun tozları, ağartma sodaları, yıkama ve ağartma müstahzarları, çamaşırda kullanım için durulama yumuşatma ve ağartma müstahzarları, çamaşır için kolalar, leke çıkarıcı maddeler, temizleme ve parlatma maddeleri, dokumaları temizlemek için kimyasal ürünler; çamaşır yumuşatma maddeleri olarak kullanılan emici dokunmamış ürünler” için tanınmış marka niteliği taşıdığı, hijyen ürünlerinin koku özelliğinin de bulunduğu, tanıtımlarında bu özelliklerine de vurgu yapıldığı, bu nedenle davalıların üretimini yaptıkları “insanlar için cilt bakım ürünleri, parfüm, deodorant, sprey, oda ve araç kokuları” gibi kozmetik ürünlerinin davacının markasının tescilli ve tanınmış olduğu ürünler ile bağlantılı görüldüğü, bu ürünleri satın alacak olan tüketicilerin markaları karıştırma, en azından ilişkilendirme ihtimalinin bulunduğu, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 155. maddesi uyarınca davalı ...’in davacının markalarından sonra tescil ettirdiği markasını savunma nedeni olarak ileri süremeyeceği, davalı ...’in markasının tescil tarihi ile davalı şirketin ticaret unvanının tescil tarihinden ve davalıların markayı kullanmaya başladıkları tarihlerden dava tarihine kadar 5 yıldan az bir süre geçtiğinden davacının sessiz kalma nedeniyle hak kaybına uğradığının kabul edilemeyeceği, bu nedenle Mahkemece asıl ve birleşen davada, davalıların “...” markasına ilişkin kullanımlarının davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğinin kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, asıl davada ticaret unvanı terkiniyle ilgili istinaf talebi incelendiğinde; davalı şirketin iştigal alanının davacının tanınmış markasının tescil kapsamındaki emtia ile ilişkili olduğu, üretimini yaptığı ürünlerin de davacının markasının tanınmış olduğu ürünlerle bağlantılı kabul edildiği, davalı şirketin davacıya ait ve tanınmış “...” ibaresini ticaret unvanı olarak aynen tescil ettirmesinin SMK’nın 7/3-e hükmü uyarınca marka hakkına tecavüz niteliği taşıdığı, Mahkemece ticaret unvanının terkinine karar verilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığı, birleşen davada davalı ...’in markasının hükümsüzlüğüne ilişkin istinaf talepleriyle ilgili yapılan incelemede; alınan bilirkişi raporları ile davalı ...’in markasının 05. sınıfta tescilli olduğu “Hijyen sağlayıcı ürünler: pedler, tamponlar, tıbbi amaçlı yakılar, pansuman malzemeleri, kağıt ve tekstilden mamul çocuk bezleri. Zararlı bitkileri, hayvanları ve mantarları imha edici maddeler. İnsan ve hayvanlar için olanlar hariç deodorantlar, havayı tazeleyici maddeler.” emtiasının davacının markalarının tescilli ve tanınmış oldukları 03. sınıftaki emtia ile bağlantılı olmaları ve davacının markalarının esas unsuru olan “...” ibaresinin davalı tarafından aynen tescil ettirilmesi karşısında, bu emtia için SMK’nın 6. maddesinin birinci ve beşinci fıkralarındaki hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, bu emtia için davalının markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, ancak; davacının markasının davalının marka tescil başvuru tarihinden önce Türkiye’de 03. sınıfta yer alan “Sabunlar, sabun tozları, ağartma sodaları, yıkama ve ağartma müstahzarları, çamaşırda kullanım için durulama yumuşatma ve ağartma müstahzarları, çamaşır için kolalar, leke çıkarıcı maddeler, temizleme ve parlatma maddeleri, dokumaları temizlemek için kimyasal ürünler; çamaşır yumuşatma maddeleri olarak kullanılan emici dokunmamış ürünler.” için tanınmış marka olduğu tespit edilmişse de, davalı ...’in markasının tescilli olduğu 05. sınıfta “Tıbbi ve veterinerlik amaçlı kullanıma uygun diyetetik maddeler; diyet takviyeleri, gıda (besin) takviyeleri; zayıflama amaçlı tıbbi müstahzarlar; bebek mamaları; tıbbi amaçlı bitkiler ve tıbbi amaçlı bitkisel içecekler. Diş hekimliği için ürünler (aletler/cihazlar hariç): diş dolgu maddeleri, diş kalıbı alma maddeleri, protez ve yapay diş yapıştırma ve tamir maddeleri.” emtiasının davacının markasının tanınmış olduğu mallar ile benzerlik ve ilişkisinin kurulamadığı, davalının davacının markasının tanınmışlığından haksız bir yarar sağlama ihtimalinin bulunmadığı, davacının markasının itibarının zarar görmesine yol açacak bir tescilin mevcut olmadığı, ayırt edici karakterinin zedelenme ihtimalinin de görülmediği, bu emtia için SMK’nın 6. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükümsüzlük kararı vermesinin doğru görülmediği gerekçesiyle asıl davada davalı ...Kozmetik San. ve Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, birleşen davada davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davanın kabulüne, davalının eyleminin, davacının marka tescilinden doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, davalı şirketin ticaret unvanından “...” ibaresinin terkinine, davalı tarafından; “...” markasını taşıyan ve markaya tecavüz teşkil eden ürünlerin üretiminin durdurulmasına, davalıya ait adreslerde, web sitelerinde dağıtımının, tanıtımının ve satışının durdurulmasına, birleşen davanın kısmen kabulüne, davalıların eyleminin, davacının marka tescilinden doğan haklara tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, davalı ... adına tescilli ... numaralı “...” ibareli markanın 05. sınıfta tescilli olduğu “Hijyen sağlayıcı ürünler: pedler, tamponlar, tıbbi amaçlı yakılar, pansuman malzemeleri, kağıt ve tekstilden mamul çocuk bezleri. Zararlı bitkileri, hayvanları ve mantarları imha edici maddeler. İnsan ve hayvanlar için olanlar hariç deodorantlar, havayı tazeleyici maddeler.” için kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine, davalılar tarafından; “...” markasını taşıyan ürünlerin, üretiminin ve davalılara ait adreslerde, web sitelerinde dağıtımının, tanıtımının ve satışının durdurulmasına karar verilmiş, hüküm, birleşen davada davacı vekili, asıl davada davalı ...Kozmetik San. ve Tic. A.Ş. vekili, birleşen davada davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi, ticaret unvanının terkini, birleşen dava marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi ile marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre birleşen davada davacı vekilinin tüm, asıl davada davalı ...Kozmetik San. ve Tic. A.Ş. ile birleşen davada davalı ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Mahkemece davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (SULUK, Cahit/ KARASU, Rauf/NAL, Temel; Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davasına, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır.

Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır.

Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'da, 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir.

Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni; tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (NOMER ERTAN, Füsun/HELVACI, Mehmet/KAYA, Arslan/ÜLGEN, Hüseyin; Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s. 356 vd.; ARKAN, Sabih; Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2024, s.363).

Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, asıl ve birleşen davada davacı marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesi taleplerinde bulunmuş, asıl ve birleşen davalarda davalılar ise davanın reddini istemiştir. Asıl ve birleşen davada davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümler haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiğinden, tescilli markanın koruma alanı ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacağından, özel hükmün yanında haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü de olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 E., K. sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 E., K. sayılı kararları) somut olay bakımından, SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek talebin, haksız rekabetin tespiti ve men'ine dair kısmı yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle birleşen davada davacı vekilinin tüm, asıl davada davalı ...Kozmetik San. ve Tic. A.Ş. ile birleşen davada davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca asıl davada davalı ...Kozmetik San. ve Tic. A.Ş. ile birleşen davada davalı ... vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin (a) paragrafında yer alan “...ve haksız rekabet...” ibaresinin; (4) numaralı bendinin (a) paragrafında yer alan "...ve haksız rekabet..." ibaresi ve (5) numaralı bendin birleşen davaya yönelik bölümünün (b) paragrafında yer alan ''... ve haksız rekabetin..'' ibaresi çıkartılarak kararın bu haliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri halinde ilgililere iadesine, 10.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(Karşı Oy) K A R Ş I O Y

Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır.

Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir.

Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır.

Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır.

Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır.

Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır.

Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır. Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre ya da haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 60. maddesine göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir.

Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası ile 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmü arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu husus da incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 55/1-a(4) hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrasına göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası aynen “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir.

6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK “iltibas” yerine “karıştırılma”yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. “Karıştırılma”, yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik “karıştırılma” kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, ...'da, ...'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: Özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. ...– Prof. ..., Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur. (Prof. Arslan Kaya- Prof. ..., Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, 5.Bası s.37, 2012)

TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin 6102 sayılı TTK’nın 55/1-a(4) hükmüdür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır.

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı'ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. SMK’nın genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris Sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent Kanunu Anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur.

Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düzeltilerek onama yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/3812, K. 2026/869, T. 10.02.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-3812-e-2026-869-k-8c20f96f583f