Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/4447 E. 2024/6768 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/4447
Karar No
2024/6768
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/364 Esas, 2023/409 Karar HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. ... ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/64 E., 2020/257 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kurucu ortaklarından Hamza Kurtkayası'nın 10.08.1987 tarihinde "IŞIKOĞULLARI BAKLAVACISI" adı altında ticari faaliyetine başladığını, şahıs firması kimliği ile artan iş yoğunluğunun karşılanamayacağını düşünen Hamza Kurtkayası'nın 08.05.1997 yılında dava dışı ... ... ve ... Kurtkayası ile birlikte müvekkili şirketi kurduğunu, müvekkilinin "IŞIKOĞULLARI" ibareli markayı tanınır hale getirdiğini, davalının 2012/80642 sayılı "... IŞIKOĞLU PASTANESİ" ibareli markayı tescil ettirdiğini öğrendiklerini, davalının söz konusu markayı tescil ettirdiği tarihten itibaren hiçbir zaman kullanmadığını, "IŞIKOĞULLARI" ibareli markanın gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanı ile dava konusu marka arasında iltibas bulunduğunu, davalının müvekkili şirketin uzun yıllardan beri aralarında husumet ve davalar bulunan ... ... ve eşi ... ...'ın akrabası olduğunu, dava konusu markayı kötü niyetli olarak tescil ettirdiğini ileri sürerek, asli talep olarak dava konusu 2012/80642 sayılı markanın tescilli olduğu tüm sınıflar bakımından iptaline ve sicilden terkinine karar verilmesine, bu talebin kabul edilmemesi halinde dava konusu 2012/80642 sayılı markanın 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 6 ncı maddesinin üç, altı ve dokuzuncu fıkraları uyarınca hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin yetkisiz olduğunu, müvekkilinin markasını tescil ettirdiği yerin Karaman olması nedeniyle davayı görmeye Karaman 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yetkili bulunduğunu, müvekkilinin tescilli markasını sürekli olarak kullandığını, kullanmamaya dayalı hükümsüzlük içeren 556 sayılı Markaların Korunması hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 14 üncü maddesinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiğini, kullanmamaya dayalı hükümsüzlük davasının 6769 sayılı Kanun ile yeniden yürürlüğe girdiğini ancak Kanun'un yürürlük tarihinin 10.01.2017 tarihi olduğu dikkate alındığında 5 yıllık kullanmama halinin bu tarihten itibaren değerlendirilmesi gerektiğini, davacının somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davacı şirketin ticari faaliyetlerinin 1993 yılında sonlandığını ve 1997 yılına kadar herhangi bir faaliyet göstermediğini, kötü niyet iddiasının yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, davalının yerleşim yerinin Ankara olması nedeniyle yetki itirazının yerinde olmadığı, dava konusu markanın 6769 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi uyarınca kullanmama nedeniyle iptalinin talep edilebileceği, davalının dava konusu markasını ciddi surette kullandığına ilişkin delil ibraz etmediği, markasını kullanmamasına ilişkin haklı somut sebep ileri süremediği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalıya ait 2012/80642 sayılı markanın iptaline ve sicilden terkinine, davacının asli talebi kabul edildiğinden, fer'i talepleri hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, 6769 sayılı Kanun'un 9/1. maddesinde yer alan düzenleme ile kanun koyucunun markalar sicilini kullanılmayan markalardan arındırma amacını güttüğünün anlaşıldığı, bu yasal düzenlemeden önce de, mülga 556 sayılı KHK’nın 42/1-c ve 14. maddesinde en az beş yıldır kullanılmayan markaların, hükümsüzlük/iptal davaları ile sona erdirilmesinin hedeflendiği, 556 sayılı KHK henüz yürürlükte iken, 42/1-c maddesinin AYM’nin 09.04.2014 ve 2013/147-2014/75 sayılı, 14. maddesinin ise 14.12.2016 tarih ve 2016/148 – 189 sayılı kararıyla iptal edildiği, ikincisinin Resmi Gazete’de yayın tarihinin 06.01.2017 olduğu ve bu tarih itibariyle kullanmama nedeniyle hükümsüzlük/iptal davalarına ilişkin mülga KHK’da yer alan yasal dayanak ortadan kalkmış ise de, markanın son beş yıllık süre içerisinde kullanılmamasının, bu tarihten önce TBMM tarafından kabul edilen 22.12.2016 tarihli 6769 sayılı Kanun'un 9, 19, 25, 26 ve 27.maddelerinde, iptal ve def’i sebebi olarak kabul edildiği, kural olarak kanunlar geriye yürümez ve ileriye etkili olarak sonuç doğurur ise de, TBMM’nin geçmişe etkili olacak şekilde kanun çıkarmasına da bir engel bulunmadığı, her ne kadar 6769 sayılı Kanun'da kullanmama nedeniyle iptal ve def’i haklarını düzenleyen Kanun maddelerinin yürürlük tarihi konusunda özel bir düzenleme yapılmadığı için Resmi Gazete'de yayını tarihi itibariyle yürürlüğe girdiği anlaşılmakta ise de, Kanun'un Resmi Gazete'de yayın tarihinin 10.01.2017, kabul tarihinin ise 22.12.2016 olduğu dikkate alındığında, mülga 556 sayılı KHK’nın 14. maddesinin iptaline dair AYM kararının 06.01.2017 tarihinde R.G.’de yayınlanması ve bu tarihte yürürlüğe girmesi nedeniyle, 14. maddenin bu tarihe kadar hukuki varlığını sürdürüyor olması karşısında, SMK’nin kabul tarihi konusunda kanun koyucunun iradesi 22.16.2016 tarihinde ortaya çıktığından, kanun koyucunun asıl amacının geçmişe etkili olacak şekilde kullanmama sebebiyle markanın iptalini öngördüğünün kabulünün gerektiği, Kanun'un kabulünden sonra ve henüz yürürlüğe girmesinden önce, yürürlük konusunda öngörülemeyen AYM kararı ile ortaya çıkan kanun boşluğunun bu şekilde doldurulması gerektiği (Dairemizin 2019/1765 E., 2019/4421 K. sayılı ilamı), SMK'nın 9. maddesi uyarınca tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verileceği, kullanmama nedenine dayalı iptal davası açabilmek için herhangi bir hak düşürücü bir süre bulunmamakta olup, önemli olanın, dava tarihinden geriye doğru tescil anına kadar beş yıllık sürenin dolması olduğu, dava konusu 2012/80642 sayılı marka yönünden dava tarihi itibariyle tescil tarihinden itibaren 5 yıllık sürenin dolmuş bulunduğu ve dolayısıyla süre yönünden iptal koşulunun oluştuğu, SMK'nın 9. maddesi uyarınca markasını kullanma külfeti altında bulunan davalının, somut uyuşmazlık açısından kullanımını ispat etmesi gerektiği ancak davalının dava konusu markanın tescilli olduğu emtia sınıfı kapsamında Türkiye'de ciddi bir şekilde kullanıldığını ispatlayamadığı, diğer yandan davalının yerleşim yerinin cevap dilekçesinde dahi Ankara olarak belirtilmesi karşısında SMK'nın 156/5 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi yetkili bulunduğu gibi davacının da, dava konusu markanın kapsamıyla aynı alanda ticari faaliyette bulunması nedeniyle bu davayı açmakta hukuki yararı olduğu, ayrıca ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan vekalet ücreti ve yargılama gideri tutarlarında da bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, öncelikle kullanmama nedeniyle markanın iptali, bunun kabul edilmemesi halinde marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6769 sayılı Kanun'un 6, 9 ve 25 inci maddeleri 3. Değerlendirme Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 25.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4447, K. 2024/6768, T. 25.09.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-4447-e-2024-6768-k-be4d1920a222