Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/270 E. 2024/3985 K. – İtirazın İptali
Konu: İtirazın İptali
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/270
- Karar No
- 2024/3985
- Karar Tarihi
- Konu
- İtirazın İptali
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2004 E., 2022/1893 K. HÜKÜM : Kısmen ret-karar verilmesine yer olmadığı İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2018/271 E., 2021/145 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen reddine ve karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı banka ile borçlu ... arasında 18.09.2013 tarihli genel tarımsal kredi sözleşmesi imzalandığını ve bu sözleşmeye dayanılarak borçlu ...'a tarımsal krediler kullandırıldığını, borçlu ... ile imzalanan sözleşmelerin tüketici kredisi niteliğinde olmadığını, kendisine tanınan üst limit dahilinde, cari hesap esaslarına göre işleyen ve mesleki amaçla kullandırılan birden fazla krediye temel teşkil eden bir sözleşme olduğunu, müşterek müteselsil kefillerden alınan el yazısı beyannamelerle de sözleşmenin niteliği noktasında bilgilendirildiklerini, müşterek müteselsil kefiller arasında davalıların murisi...'ın da yer aldığını, somut olayda borçlu ...'a ödeme ihtarının gönderildiğini, ancak bu ihtardan sonuç alınamadığını, dolayısı ile müteselsil kefillere başvurma şartlarının oluştuğunu, kullandırılan kredi borcunun geri ödenmediğinden bahisle kredi hesabının 27.02.2018 tarihinde 230.000,00 TL olarak kat edildiğini, hesabın kat edildiğine dair... mirasçıları olan davalılara da 06.06.2018 tarihinde kat ihtarnamesinin gönderildiğini ve kat tarihi itibari ile davacı bankanın faiz ve masraflar dahil toplam 230.000,00 TL olan alacağının ödenmesinin talep edilmiş olduğunu, alınan ihtiyati haciz kararı ile yasal süresi içerisinde esas takibe geçildiğini, ancak icra dosyasının davalıların itirazı neticesinde durdurulduğunu, mirası reddettiklerine dair herhangi bir belge sunmayan mirasçıların tereke borçlarından dolayı yasal sorumlulukları bulunduğu halde yaptıkları itirazın herhangi bir hukuki dayanağı bulunmadığını ileri sürerek davalıların itirazlarının iptalini ve lehlerine icra ve inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalıların murisi...'ın davacı Ziraat Bankası ile ... arasında imzalanan 18.09.2013 tarihli kredi sözleşmesini 175.000,00 TL'lik kısmından sorumlu olacak şekilde müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, ancak imzaların atıldıktan sonra ...'ın söz konusu krediyi kullanmadığını, devam eden süreçte bu kişinin tekrar kredi kullanmak istediğini ve taraflar arasında 22.04.2014 tarihli kredi sözleşmesi imzalandığını, davalılar murisi de bu kredi sözleşmesini 230.000,00 TL'lik kısmından sorumlu olacak şekilde müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, kredi borçlusu bu krediden kaynaklı borcunu 28.09.2015 tarihinde ödeyerek kapattığını, daha sonrasında davacı banka ile ... arasında tekrar 04.02.2016 tarihli kredi sözleşmesi imzalandığını, ancak ...'ın kullanmış olduğu 04.02.2016 tarihli krediden kaynaklı borcunu ödeyemediğini, takibe konu borcun kaynağı olan 04.02.2016 tarihli kredi sözleşmesinde davalıların murisinin herhangi bir sıfatla imzasının bulunmadığını, davacı bankanın davalıların murisinin daha önceki kredilerin eki olarak imzaladığı kefalete ilişkin sayfayı sanki 04.02.2016 tarihli kredinin ekiymiş gibi göstererek ihtiyati haciz kararı aldığını, müvekkillerinin murisinin sözleşmede ve ödeme planında imzasının olmadığı, ihtiyati haciz dosyasında davacı tarafça sadece 22.04.2014 tarihli kredi sözleşmesinden bahsedilerek ihtiyati haciz kararı alınmış olduğunu, ancak devamında asıl takibe geçilirken dayanak olarak 18.09.2013, 22.04.2014, 04.02.2016 tarihli kredi sözleşmeleri takip dayanağı yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 18.09.2013 tarihinde kullanılan kredinin kapatıldığı, 02.05.2014 tarihinde kullandırılan kredi nedeni ile 09.05.2017 tarihinde bakiye 26.178,62 TL borcun kaldığı, 30.04.2015 tarihi ile 09.05.2017 tarihi arasında yapılan ödemelerin anaparaya mahsuben yapılan ödemeler olduğu, 05.02.2016 tarihinde ... tarafından kullanılan kredide müteselsil kefil olarak muris...'ın sorumluluğunun bulunmadığı, 04.02.2016 tarihli 6 no.lu kredi sözleşmesinin yeni bir sözleşme olduğu, çünkü dava dosyasında ve davacı banka kayıtlarında muris... ve diğer kefillerin bilgilendirilmediği, buna ilişkin bir belgenin dosya içerisinde olmadığı, takip tarihi sonrasında 55.000,00 TL tutarındaki kredi borcuna mahsuben yapılan ödemelerin bakiye 26.178,62 TL kredi anapara borcundan düşülmediğini, kredi borcunun işlemiş faizine, kredi borçlusunun diğer kredi borçlarına, takip masraflarına mahsup edildiği, yargılama giderleri ve vekalet ücreti bakımından dava açıldıktan sonraki kısmın ödendiği miktara göre oranlama yapılarak taraflardan alınması gerektiği, davanın bu haliyle konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalılar murisinin, sözleşmede ve ödeme planında imzasının olmadığı, borcun kaynağı olan 04.02.2016 tarihli krediden kefil sıfatıyla sorumlu tutulması hukuka uygun olmadığını, söz konusu kefalet yasal koşulları sağlamadığından geçerli olmadığını, davalılar yönünden davanın reddi gerekirken borcun ödenmesi sebebiyle konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi ve ayrıca davalılar aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılması gerektiğini beyan ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalılar murisinin asıl borçlu ile davacı arasında imzalanan 18.09.2013 tarihli genel kredi sözleşmesi ile 22.04.2014 tarihli limit artırım sözleşmesine kefil olduğu, davacı ile asıl borçlu arasındaki 04.02.2016 tarihli genel kredi sözleşmesinde kefil olmadığı, davalılar murisinin kefil olduğu sözleşmede doğmuş ve doğacak borçlardan sorumlu olacağı yazılı olsa dahi bu sorumluluk ancak kefil olduğu sözleşme kapsamında doğmuş ve doğacak borçları kapsayacağı, takip konusu alacağın bir kısmının davalılar murisinin kefil olduğu 22.04.2014 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan 55.000,00 TL'lik araç kredisinin bakiyesi olduğu, 03.07.2018 takip tarihi itibariyle bu miktarın ... ve ... için 31.975,69 TL, ... için 31.971,96 TL ve ... için 31.930,95 TL olduğu, bu kısmı aşan alacağın murisin imzası bulunmayan 04.02.2016 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı, icra takibine konu borcun haricen tahsil edilmesi nedeniyle davanın ... ve ... için 31.975,69 TL, ... için 31.971,96 TL ve ... için 31.930,95 TL yönünden konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalılar murisinin kefil olmadığı sözleşmeden kaynaklanan kısım yönünden ise davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın tümü yönünden esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi doğru olmadığı, davacının reddedilen kısım yönünden haksız olduğu görülmekte ise de, davacının takip başlatırken kötü niyetli olduğuna dair dosyada delil olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın ... ve ... için 31.975,69 TL, ... için 31.971,96 TL ve ... için 31.930,95 TL'lik kısım için konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, davanın, ... ve ... için 198.509,31 TL, ... için 198.513,04 TL ve ... için 198.554,05 TL'lik kısım yönünden reddine, davalıların kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalılar murisinin 04.02.2016 tarihli sözleşmeye de kefil olduğunu, murisin üst limit kefaleti verdiğini, 2013 tarihli ilk sözleşmenin 7.2. madde hükmünün de bu yönde olduğunu, yine 04.02.2016 tarihli sözleşmenin 31. maddesinde 18.09.2013 ve 22.04.2014 tarihli sözleşmelerin eki mahiyetinde olduğuna ilişkin maddesi bulunduğunu, davanın açıldığı tarihte davacıların sorumlu olduğunu, müvekkilinin davanın açılışında sorumlu olmadığını bu nedenle davalılar lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; takibe konu borcun kaynağının 04.02.2016 tarihli sözleşme olduğunu, kefaletin yasal şartlarını sağlamadığını, yapılan ödemelerin sorumlu tutulan borç bakiyesinden fazla olduğunu, doğru krediden mahsup yapılmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak için yapılan icra takibine itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara yükletilmesine, Aşağıda yazılı harcın istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.