Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2023/2430 E. 2024/4993 K. – İtirazın İptali

Konu: İtirazın İptali

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/2430
Karar No
2024/4993
Karar Tarihi
Konu
İtirazın İptali

MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/2841 Esas, 2023/260 Karar HÜKÜM : Yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) SAYISI : 2019/567 E., 2020/476 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı ... ile Şekerbank T.A.Ş. arasında 10.03.2015 tarihinde genel kredi sözleşmesi akdedildiğini, davalılar ..., ... ve ...'nın sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, evli olan davalı ...’un eşi ...'un, anılan sözleşmeye sözleşmenin kurulduğu sırada eş muvafakatinin bulunduğunu, bankanın söz konusu kredilerden kaynaklanan alacağı temlik bedeli olarak ödedikleri toplam 340.165,00 TL tutarla sınırlı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla müvekkiline devir ve temlik ettiğini, alacaklının borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebileceğini ancak bunun için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerektiğini, alacağı müvekkiline devreden Şekerbank T.A.Ş. tarafından alacağı temlik etmeden önce asıl borçlu ve davalı müteselsil kefillere 10.03.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcu ödemeleri aksi halde yasal takibe geçileceğinin ihtarın tebliğ edildiğini, davalıların bu ihtara itiraz etmediklerini, akabinde icra takibi başlatıldığını, davalıların takibe itiraz ettiklerini belirterek yapılan itirazların iptali ile %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra açıldığını, müvekkilinin borcun 200.000,00 TL'sine kefil olmuş iken borcun tamamı için talepte bulunulmasının mümkün olmadığını, takip alacaklısı ... tarafından ihtar edilmeksizin müteselsil kefil sıfatıyla müvekkiline başvurulmasının hukuken mümkün olmadığını, bahsi geçen temlik tarihinden önce borçlu ...’ün bazı taşınmazlarının satın alınmış olduğunu, kredi sözleşmesinin teminatı olarak gayrimenkul rehnine konu edilmiş taşınmazların devir alındıktan sonra müteselsil kefillere karşı borcun tamamı için işlem başlatılmasının hukuken mümkün olmadığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 592 nci maddesi ile “alacaklı güvenceyi ve rüçhan haklarını kefilin zararına olarak azaltırsa kefilin sorumluluğunun da buna uygun düşen miktarda azaltılacağı”nın düzenlenmiş olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir

2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının haksız ve hukuksuz bir şekilde tahsil ettiği borcunu mükerrer biçimde tahsil etmek adına taraflarına haksız takip başlattığını, davacının borcu tahsil ettiğini, temlik sözleşmesinin geçerli olmadığını, müvekkilinin kefaletinin geçersiz olduğunu savunarak davanın reddine, davacı tarafın %20 tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

3.Davalı ... davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; itirazın iptali davalarında hak düşürücü süre itirazın tebliğinden başlayacağından davalı ... vekilinin hakdüşürücü süre itirazının yerinde olmadığı, dava dışı asıl borçlu ... ile dava dışı Şekerbank arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiği, dava dışı bankanın alacağının davacı tarafından temlik alındığı, davalıların ise aynı sözleşmede kefil olarak yer aldıkları, kefaletlerin geçerli olduğu, Şekerbank tarafından dava konusu kredi sözleşmesi nedeniyle dava dışı asıl borçlu ...'e ait taşınmaza ipotek konulduğu, yine kefil ...'a ait taşınmaza da ipotek konulduğu, alacağın temliki yapıldıktan sonra ipoteklerin de fek edildiği, ipoteklerin fekki konusunda icra dosyasına davacı tarafından yapılmış bir ödeme olmadığı, dava dışı bankanın ipotekleri neye karşılık fek ettiğinin belirgin olmadığı, davacı tarafından sadece alacağın temlikine karşılık olarak icra dosyasına ödeme yapıldığı, şayet borç davacı tarafından temlik alınmasa idi dava dışı bankanın alacağını öncelikle ipoteklerden karşılayacağı ve ipoteklerin yeterli gelmemesi halinde kefillere başvuracağı, kredinin en güçlü teminatının ipotekler olduğu, mevcut durumda ise ipoteklerin devre dışı bırakıldığı ve bu şekilde kefillerin durumunun rızaları olmaksızın ağırlaştırıldığı, alacağın temliki sözleşmesi yapılırken ipoteklerin sözleşme konusu edilmeyip ipoteklerin sonradan sebebi belirsiz bir şekilde fek edildiği, alacağın temliki yapılırken ipoteğin temlik dışı bırakılmasının usulsüz olduğu, davacının bedelsiz olarak taşınmazı alması da dikkate alındığında davacı yönünden mükerrer tahsil durumunun ortaya çıkacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacının kötü niyetli olduğunun ispat edilemediği gerekçesiyle de davalıların kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin taşınmazın rehinini paraya çevirmeden de müteselsil kefillere borcun ifası için doğrudan başvurabileceğini, Mahkeme kararında belirtilen alacağın temliki yapılırken ipoteğin temlik dışı bırakılmasının usulsüz olduğuna yönelik kanaatin yanlış ve hatalı olduğunu, Mahkemenin her ne kadar müvekkilinin borçludan satın aldığı taşınmaz bedelinin ne şekilde ödendiğinin ispat edilemediğini ve bu hususta delil sunulmadığını söylemişse de 09.07.2020 tarihinde sundukları dilekçe ekinde müvekkilinin borçlu ...'den ilgili taşınmazı 29.000,00 TL bedelle satın aldığı ve satış bedelinin nakden ve tamamen borçlu tarafından aldığının yazılı olduğunu, müvekkilinin taşınmazı bedelsiz aldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin önce borçludan taşınmazı satın aldığını, daha sonra bankadan alacağı temlik aldığını, müvekkilinin hiçbir kusuru olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte taşınmazın bu borcu karşılamaya yetmeyeceğinin ortada olduğunu, bu durumun tespiti ve taşınmazın devir tarihindeki özelliklerine göre rayiç bedelinin tespiti için keşif yapılması ve rapor alınması taleplerinin reddedildiğini, 6098 sayılı Kanun'un 592 nci maddesi gereğince alacaklının asıl borçludan olan alacağının güvencesi olan rehin haklarını, kefilin zararına olarak azaltırsa, zararın daha az olduğunun alacaklı tarafından ispat edilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla; anılan sebeplerle kefillerin durumunun ağırlaştığı kabul edilirse, zararın daha az olduğunun ispat yükünün taraflarına düştüğünü, bu konuda da iddialarının ispatı amacıyla taşınmazın rayiç bedelinin hesaplanmasını ve keşif yapılmasını istemelerine rağmen taleplerinin kabul görmediğini, iddialarını ispat hakkının ellerinden alındığını ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin dördüncü fıkra hükmüne göre rehin veren malik konumunda olan davacının aldığı borca kefil olan davalılara rücu edebilmesi için davalılarla rücuya ilişkin bir anlaşma yapmış olması veya rehnin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmiş olması gerektiğini, dava konusu somut olayda rehin sonradan üçüncü bir kişi tarafından verilmediği gibi davacının kefile rücu konusunda kefillerle bir anlaşma yapıldığını iddia ve ispat etmediğini, Mahkemece davacının davalılara rücu hakkının bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun olmayan gerekçeyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verimiştir.

V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, rehin veren malik konumunda olan davacının aldığı borca kefil olan davalılara rücu hakkının olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 596 ncı maddesinin dördüncü fıkrası.

3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/2430, K. 2024/4993, T. 12.06.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2023-2430-e-2024-4993-k-4305487a2e82