Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2022/744 E. 2023/4148 K. – Menfi Tespit
Konu: Menfi Tespit
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/744
- Karar No
- 2023/4148
- Karar Tarihi
- Konu
- Menfi Tespit
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1697 Esas, 2021/1437 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/257 E., 2019/527 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı İçmeli Süt ve Süt Ürünleri Ltd. Şti.'nin kullandığı kredi için ipotek verdiğini, kredinin ...Şubesinden kullandırılmış olduğunu, davacının Kıbrıs'a giderek kredi sözleşmesine imza attığını kendisine imzaların sadece ipotek ile krediyi irtibatlandırmak için usulen alındığı kendisinin sadece taşınmazı ile krediden sorumlu olduğunun söylendiğini, davalı personelinin evraklara sonradan ekleme ve doldurma yaparak sanki kredinin kullandırıldığı tarihte kredinin tamamına kefil olmuş gibi görüntü yarattıklarını, oysa müvekkilinin attığı imzaların krediye kefil olmak için atılmadığını, imzanın bulunduğu alana sonradan bir takım yazılar eklendiğinin fark edildiğini, yazıların hiç birinin davacının eli eseri olmadığını, kefaletin yasal geçerlilik şartı olan eş muvafakatinin mevcut olmadığını, 22.05.2014 tarihli genel kredi sözleşmesinde davacının imzasının yanında yazılı olan "22.05.2014", "beş yüz elli bin" "550.000,00 TL", "müteselsil kefil" ibarelerinin müvekkilinin eli ürünü olmadığını, yasal kefalet şartlarının gerçekleşmediğini, davacının sözleşmeye kefil olmadığını ileri sürerek borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının oğlu Onur Emre İçmeli'nin hissedarı ve yetkilisi olduğu İçmeli Süt Ltd. Şti.'nin kredi alabilmesi için krediye kefil olduğunu ve taşınmazını dava dışı İçmeli Süt Ltd. Şti'nin kullandığı/kullanacağı kredilerin teminatını teşkil etmek için 220.000,00 TL için davalı banka lehine ikinci derecede ipotek verildiğini, davacının kefaletin geçersizliğini ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu, davacının genel kredi sözleşmesini kefil olma iradesi ile imzaladığını, ipoteğin daha sonra tesis edildiğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı şirket ile davalı banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin 29/a maddesinde anlaşmazlıklarda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının geçerli olduğunun taraflarca kabul edildiği, sözleşmenin imzalandığı 22.05.2014 tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesi uyarınca kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması, kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihinin belirtilmesi gerektiği, aksi halde kefaletin geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olacağı azami miktarın kefalet tarihi ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfat ile veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesinin şart olduğu, sözleşme üzerinde yapılan grafolojik inceleme neticesi düzenlenen raporda kefalet imzasının davacıya ait olduğu tespit edilmiş ise de kefalet miktarı ve müteselsil kefil ibarelerine ilişkin el yazılarının davacının elinin ürünü olmadığının tespit edildiği, ayrıca 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi kapsamında davacı kefaletine ilişkin eş rızasının alınmadığı, asıl borçlu şirketin ticaret sicil kaydına göre 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinde belirtilen istisnaların da söz konusu olmadığı, kefalet sözleşmesinin geçersizliği nedeniyle davacının kefalet sorumluluğundan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının 22.05.2014 tarihli genel kredi sözleşmesindeki kefaletinin geçersizliği nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının Kıbrıs'a giderek genel kredi sözleşmesini imzaladığını, kredi müvekkili bankanın ...Şubesi tarafından kullandırıldığından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yasal mevzuat uyarınca kefaletin geçerliliği için eş muvafakatının aranmadığını, bu nedenle davacının eşinin muvafakatının alınmadığını, olayların sıralaması dikkate alındığında davacının ipotek işlemini tamamlamak üzere kefil olduğunu, davacının yanıltılarak kefaletinin alındığının gerçeği yansıtmadığını, davacının oğlunun hissedarı-yetkilisi olduğu dava dışı şirketin kredi alabilmesi için kefil olduğunu ve taşınmazı üzerinde ipotek tesis edildiğini, davacıya hesap kat ihtaratı yapılana kadar hiç bir şekilde ipoteğin ve kefaletin geçersizliğini ileri sürmediğini, işbu davada ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kredi müvekkili bankanın ... Şubesi tarafından kullandırıldığından ve KKTC yasal düzenlemesinde kefaletin geçerliliği için eş muvafakati aranmadığından eş muvafakatinin alınmadığını, müvekkili bankanın bir kamu bankası olduğunu ve davacıyı yanıltarak kefil alındığı iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu, kredi kullandırılan firmanın KKTC kanunlarına göre kurulmuş bir şirket olması nedeniyle davacının ortak olup olmadığının ve kefalet şartlarının oluşup oluşmadığının araştırılması gerektiğini, davacının hesap kat tarihinden sonra kefaletinin geçersizliğini ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğunu, mahkeme kararının kanun ve usule aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının genel kredi sözleşmesinde bulunan kefaletinin geçersiz olduğu iddiasıyla davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü ve 584 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir. T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde "Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı", 492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı", (1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı", 1/e maddesinde "yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı" 2.a maddesinde de "1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında" maktu harç alınacağı düzenlenmiştir. Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen "istinaf başvurusunun esastan reddi" kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen "esas hakkında" karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir. Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki "esastan" ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd) Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99) 1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır. Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası'nın 73/3 maddesindeki "Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına" ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir. Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir. Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır. Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.