Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2008/12376 E. 2010/3662 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2008/12376
- Karar No
- 2010/3662
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.07.2008 tarih ve 2007/503 - 2008/459 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin uzun yıllardır inşaat sektöründe çalıştığnı ve “...” Inşaat unvanı ile bilinip tanındığını, davalının müvekkilinin unvanını ve logosunu taklit ederek inşaat sektöründe faaliyete başladığını, müvekkilinin unvanını, ilan, fatura, irsaliye ve broşürlerinde kullanarak haksız rekabette bulunduğunu ileri sürerek, müvekkiline ait “...” unvanının davalı tarafından haksız kullandığının tespitine ve unvanı kullanmasının önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkillerini soyadının ... olduğunu, her iki şirketin unvanında ‘...’ kelimesinin bulunmasına rağmen faaliyet yerlerinin farklı olduğunu, şirket ünvanlarında ayırt edici eklerin bulunduğunu, müvekillerinin uzun yıllardır inşaat faaliyeti ile uğraştığını, tescilli ünvanın kullanılmasının haksız rekabet oluşturmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre her iki şirketin ticaret ünvanında “...” kelimesinin bulunmasına rağmen, ünvanda başka kelimelerinde bulunması nedeni ile ticaret ünvanının bu hali ile davalı tarafından kullanılmasnın iltibasa yol açmayacağı, davacının marka veya işletme adına yönelik talebinin bulunmadığı gerekçesyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, ticaret unvanına yapılan tecavüzün tespiti, önlenmesi ve iltibas oluşturan davalı ticaret unvanının değiştirilmesi veya terkini istemine ilişkindir. Mahkemece, her iki şirketin unvanında ‘...’ kelimesinin bulunmasına rağmen, unvanlarda ayırtedici ilavelerin bulunması ve unvanın bu haliyle kullanılmasının iltibasa yol açmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece ulaşılan bu sonuç, dosya içeriğine ve toplanan delillere uygun değildir. TTK’ nun 42. maddesi uyarınca, her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren on beş gün içinde ticari işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil ve ilan ettirmeye mecburdur. Belirtilen maddeye göre tacirin ticaret unvanı kullanması zorunluluktur. TTK'nun 52. maddesine göre ise, usulen tescil ve ilân edilmiş ticaret unvanını kullanma hakkı münhasıran sahibine aittir. Ticaret unvanının korunmasında tescilli unvanın varlığı ve önceliği yeterlidir. Tüzel kişilerin unvanı, sadece sicil çevresinde değil tüm Türkiye sathında korunur. Ticaret unvanın tescili ve korunmasında öncelik hakkı, unvanının 1995 yılında tescil ettirip kullanmaya başlayan davacı tarafa aittir. Davacı tarafın ticaret unvanının çekirdek unsuru ‘...’ kelimelerinden oluşmaktadır. TTK'nun 43/2. maddesi uyarınca, ticaret unvanını aynı sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş olan unvanlardan açıkça ayırt etmeye yarayacak ibarelerin ilavesi zorunludur. Davalı tarafın 2005 yılında tescil edilen ticaret unvanının çekirdek unsuru da ‘...’ kelimesidir. Bu durumda davacı ile aynı alanda faaliyet gösteren davalı şirketçe yapılan sonraki tescilde, ticaret unvanına TTK'nun 43/2. maddesinde belirtilen ayırtedici ilavelerin yapıldığından söz edilemez. TTK’nun 54. maddesi uyarınca, ticaret unvanı kanuna aykırı olarak başkası tarafından tescil edilip kullanılan kimse, bunun men’ini, kanuna uygun şekilde değiştirilmesini veya terkinini isteyebileceğinden uyuşmazlığın bu çerçevede değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.