Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2021/16646 E. 2025/5849 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/16646
- Karar No
- 2025/5849
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2008/49 E., 2014/416 K. SUÇLAR : Resmi belgede sahtecilik, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmi temyiz isteğinin reddi, kısmi bozma ,kısmi düşme Bakırköy 8. Ağır Ceza mahkemesinin, 30.12.2014 tarihli ve 2008/49 Esas, 2014/416 Karar sayılı kararının temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü: I. Sanık ...'ın Resmi Belgede Sahtecilik ve Nitelikli Dolandırıcılık Suçlarından Hakkında Kurulan Hükümlere Yönelik Temyiz Talebi Yönünden Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun, 20.11.2020 tarihli ve 2019/2 Esas, 2020/3 Karar sayılı kararında da izah edildiği üzere 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2. maddesinde; “Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.” düzenlemesi ile gerçek kişilere yapılacak tebligat ile ilgili olarak iki aşamalı bir yöntem benimsendiği, öncelikle bilinen en son adrese, MERNİS adresi ile aynı olması durumunda MERNİS şerhi düşülmeksizin, Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre tebliğ yoluna gidilmesi, bu şekilde çıkaılan tebligatın bila tebliğ iade edilmesi durumunda aynı Kanun'un 21/2. maddesi uyarınca MERNİS şerhiyle ve tebligata Tebligat Kanunu'nun 23/1-8 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 16/2. maddesi hükümlerine göre, "Tebligat çıkarılan adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğundan, tebliğ imkansızlığı durumunda, tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre bu adrese yapılması gerektiği" ne dair şerh düşülerek tebliğ işlemlerinin tamamlanması gerektiği anlaşılmış ise de somut olayda; sanığın bilinen adresinin aynı zamanda MERNİS adresi olduğu gözetilerek öncelikle MERNİS şerhi düşülmeksizin 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesi gereği tebligat çıkarılması yerine doğrudan MERNİS şerhi düşülerek tebliğ yoluna gidilmiş ise de tebliğ memurunca; muhatabın mesai saatinde işte olduğu tespit edildiğinden tebligat mahalle muhtarına teslim edilip 2 nolu haber kağıdının kapısına yapıştırıldığı ve komşusu Yeter ...'e haber bırakıldığının mazbataya dercedilmesi karşısında, tebligat işlemlerinin Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre usule uygun şekilde yapıldığı, bu şekilde yapılan tebligat işleminin, tebligat zarfı üzerinde MERNİS adresi olduğu belirtilmesine rağmen aynı Kanun’un 21/2. maddesine göre değil 21/1. maddesine göre yapıldığı, bu nedenle yapılan tebligatın usulüne uygun olduğu anlaşılmakla, Sanık ...'ın yokluğunda verilen ve 20.02.2015 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilen karara karşı, 1412 sayılı CMUK'un 310/1 maddesinde belirtilen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 02.03.2015 tarihinde temyiz isteğinde bulunduğu, sanık hakkındaki hükümlerin, 1412 sayılı CMUK’un 305/1 maddesi gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, sanık ...'ın temyiz isteğinin, 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE, II. Sanık ...'in Nitelikli Dolandırıcılık Suçundan Hakkında Kurulan Hükme Karşı Temyiz Talebi Yönünden Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Suça konu çekin keşide tarihi 30.10.2006 olmasına rağmen 28.08.2006 tarihinde bankaya ibraz edildiği belirlenmekle çekin ileri tarihli keşide edildiğinin kuşkuya yer vermeyecek biçimde anlaşılması, keza taraf beyanlarıyla da suça konu çekin ticari ilişki kapsamında satın alınan ürünler karşılığında verildiği hususunda ihtilaf bulunmaması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmadan edindiği kanaate göre delilleri değerlendiren Mahkemenin takdir ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmediğinden, Tebliğname görüşüne iştirak olunmamıştır. Sanık hakkında hükmolunan adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde hapse çevrileceğine karar verilmiş ise de adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde izlenecek yöntemin, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 106/3 maddesinde belirtildiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 23.01.2018 tarihli ve 2017/12-463 Esas, 2018/20 Karar sayılı kararı uyarınca da bu hususun infaz aşamasında dikkate alınabileceği anlaşıldığından bozma nedeni yapılmamıştır. Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53/3 maddesinin birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen; “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görüldüğünden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. Yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek fiilin sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, III. Sanık ...'in Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Hakkında Kurulan Hükme Karşı Temyiz Talebi Yönünden Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Sanığın yargılama konusu eylemi için 5237 sayılı TCK'nın 204/1 maddesinde öngörülen cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66/1-e hükmü gereği 8 yıllık olağan ve 67/4 maddesi uyarınca 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, zamanaşımını durduran bir nedenin bulunmadığı da gözetildiğinde suç tarihinden temyiz incelemesi tarihine kadar 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmekle hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321/1 maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322/1-1 maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasının, 5271 sayılı CMK'nın 223/8 maddesi gereği gerçekleşen zamanaşımı süresi nedeniyle, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE, 12.05.2025 tarihinde karar verildi.