Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2019/9838 E. 2023/2541 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2019/9838
- Karar No
- 2023/2541
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Resmi belgede sahtecilik, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması HÜKÜMLER : Mahkûmiyet Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2015 tarihli ve 2014/52 Esas, 2015/815 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında; 1.Resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi ve 54 üncü maddeleri uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsadere ve hak yoksunluklarına, 2. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 267 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, Karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyizi; hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, bozulması gerektiğine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1.29.08.2013 tarihinde hakkında yakalama kararı olan sanık ...'nın Ankara otobüs terminalinde polis ekipleri tarafından yakalandığı, sanığın kendisinin ... olmadığını belirterek üzerinde kendisine ait fotoğraf olan ...'a ait nüfus cüzdanını polislere ibraz ettiği, yapılan araştırma üzerine alınan 06.01.2014 tarihli bilirkişi raporuna göre fotoğraf üzerinde soğuk mühür izinin bulunduğu bu haliyle aldatma kabiliyetini haiz olduğunun belirtildiği sanığın bu şekilde atılı suçları işlediğinden bahisle kamu davası açıldığı anlaşılmıştır. 2. Sanığın savunmasında, atılı suçlamayı dolaylı olarak kabul ettiği belirlenmiştir. 3. Mahkemesince nüfus cüzdanı aslının duruşmaya getirtilerek incelenmiş olduğu görülmüştür. 4. Sanığın nüfus ve adli sicil kaydının dosya içerisinde mevcut olduğu belirlenmiştir. 5. Mahkemesince sanık hakkında resmi belgede sahtecilik ve başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçlarının sübut bulduğu kabul edilerek temyiz incelemesine konu mahkumiyet hükümleri kurulmuştur. IV. GEREKÇE A. Sanık Hakkında Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden 1. Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2015 tarihli ve 2014/52 Esas, 2015/815 Karar sayılı kararında, kolluk tutanakları, bilirkişi raporu, sanığın tevilli ikrara yönelik savunması ile dosya kapsamından sanığın üzerine atılı suçun sübuta ermesi nedeniyle verilen mahkûmiyet hükmünde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir, ancak; Sanık hakkında kurulan hükümde, adli emanetin 2013/9861 sırasında kayıtlı suça konu nüfus cüzdanının dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmesi gerekirken müsaderesine karar verilmesi nedeniyle hukuka aykırılık bulunmuştur. B. Sanık hakkında Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden 5237 sayılı Kanun'un 268 inci maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşması için; failin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, aynı Kanun'un 267 nci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan iftira suçunun oluşması için ise, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (5326 sayılı Kanun) “Kimliği bildirmeme” başlığını taşıyan 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası ise “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idari para cezası verilir.” hükmünü haiz olup, bu kabahat fiili ile 5237 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark, beyanın resmi belge düzenlenmesi sırasında yapılıp yapılmadığıdır. Kamu görevlisinin, görevi nedeniyle resmi belge düzenlediği sırada yalan beyanda bulunulması halinde 5237 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesi uygulanacaktır. Resmi belge düzenlenmesi sırasında olmayıp da kamu görevinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak sorması durumunda, kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde 5326 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca idari para cezası verilmesi gereklidir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; olay tarihinde kolluk görevlilerince yakalanan sanığın görevli polis memurlarına kendisini ... olarak tanıtarak ... adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanını ibraz ettiği, polisin daha öncesinde sanığı takip etmesinden dolayı gerçek kimliğinin ... olarak tespit ettiği somut olayda resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı; bununla birlikte sanığın, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemediği, başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz, kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullandığı gerçek kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun'un 268 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun unsurlarının da oluşmayacağı, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak" kabahatini oluşturduğu gözetilmeden hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR A. Sanık Hakkında Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2015 tarihli ve 2014/52 Esas, 2015/815 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasından "TCK'nın 54/1 maddesi uyarınca" ibaresinin çıkartılması ve "ZORALIMINA" ibaresinin çıkartılarak yerine "dosyada delil olarak saklanmasına" cümlesinin yazılması suretiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, B. Sanık hakkında Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenle Ankara 16. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2015 tarihli ve 2014/52 Esas, 2015/815 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden,1412 sayılı Kanun'un 321 inci maddesi uyarınca hükmün, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy birliğiyle, BOZULMASINA; ancak sanığın eylemine uyan 5326 sayılı Kanun’un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında öngörülen idari para cezasının miktarına göre, 5326 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde yazılı zamanaşımının, eylemin gerçekleştiği 29.08.2013 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta 1412 sayılı Kanun'un 322 ve 5326 sayılı Kanun'un 24 üncü maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kanun'un 20 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.04.2023 tarihinde karar verildi.