Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/3859 E. 2025/13352 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/3859
- Karar No
- 2025/13352
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1184 E., 2024/2412 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 9. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/160 E., 2022/151 K.
Bölge Adliye Mahkemesinin kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü; I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının eski eşiyle 2004 yılında boşandığını, boşandığı tarihten itibaren babasından dolayı ölüm aylığını aldığını, ancak davalı Kurum tarafından müvekkilinin aylığının boşandığı eşi ile fiilen birlikte yaşadığı iddiasıyla kesildiğini ve kesildiği tarihe kadar ödenen ölüm aylıklarının da iadesinin istenildiğini, müvekkilinin eski eşiyle boşandığı tarihten beri hiç görüşmediğini ve aynı evde ikamet etmediğini, hatta farklı illerde ikamet ettiklerini, müvekkilinin kanser hastası olduğunu ve bakıma muhtaç bulunduğunu, başka bir gelirinin de olmadığını belirterek, bu nedenlerle müvekkilinin davalı Kuruma borcunun olmadığının tespitine, müvekkilinin kesilen ölüm aylığının kendisine iadesine ve müvekkiline yeniden ölüm aylığı bağlanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili özetle; 1. Tahkikat aşamasında dinlenen tüm tanık beyanları ve gelen tüm yazılı belgeler davacının eski eşi ... ile birlikte yaşamadığı olgusunu net olarak ortaya koyduğunu, 2.Davacının Gaziantep ili İslahiye ilçesi ... köyüne ara sıra gelmesindeki nedenin de kendisinin memleketinin ... köyü olması ve akrabalarının, kardeşlerinin ve çeşitli aile fertlerinin hala orada yaşaması olduğunu, 3.Adana Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacının 01.08.2003 tarihli ev kira sözleşmesini ...olarak imzalamasının davanın ve istinaf başvurusunun reddine gerekçe yapılmasının da hatalı olduğunu, davacı boşandıktan sonra hemen kimliğini değiştirmediği için boşanmadan kısa bir süre sonra imzalanan kira sözleşmesinde eski ve boşanmadan önceki soyadının yazılmasının hayatın olağan akışına uygun olduğunu, 4. Dosyada, davacının eski eşiyle birlikte yaşamadığını gösteren onlarca yazılı delilin mevcut olduğunu, 5. Davacının bir takım rahatsızlıkları bulunması nedeniyle sık sık hastaneye gitmesi olağan bir durum olup, davacı Islahiye’de bulunan akrabalarının yanına gittiğinden burada hastane ve ASM giriş kaydının bulunmasının da eski eşiyle birlikte yaşadığı olgusunu ispat aracı olarak kullanılmaması gerektiğini,keza, ...'ın Adana’da hastane giriş kaydının olması ile burada bulunan eczanelerden ilaç almış olmasının fiili birlikteliği göstermeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, boşandığı eşiyle birlikte yaşamadığını belirterek aylığının kesilmesine yönelik tesis edilen Kurum işleminin iptali ile borçtan sorumlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96. madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5510 sayılı Kanun'un 56. maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki Sosyal Güvenlik Kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır. Anılan 56. maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “Sosyal Güvenlik Kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun'da “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56. maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir. Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56. maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasanın 20, 5510 sayılı Kanun'un 59, 100, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28, 45, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3, 45 – 53, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6, 24 – 33, 189, 190, 191, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 19, 20. maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğünden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. Eldeki davada, yapılan araştırma, borç dönemi (23.10.2008-25.12.2019) dikkate alındığında, davacı ile boşandığı eşinin boşanma tarihinden itibaren tüm sürede birlikte yaşadığını kesin biçimde ortaya koyacak nitelikte değildir. Denetim elemanlarınca davacının, boşandığı eşinin evinde fiilen görüldüğü ve tanık ...’nin beyanında birlikte yaşadıkları belirtilmiş olsa da, bu davacı ile boşandığı eşinin tüm süre boyunca birlikte yaşadıklarını göstermemektedir. Mahkemece bu kapsamda, davacının ikamet adresleri olan ... Mahallesi ... Sokak No:1 ve ...Sokak No:20/1 ve davacının boşandığı eşinin iş yeri adresi olarak Ticaret Sicil Müdürlüğünden celbedilen kayda göre ... Sokak No:1 adreslerinde zabıta marifetiyle araştırma yapılmalı, davacının 11.03.2007 tarihinde beyan ettiği adres ile boşandığı eşinin iş yeri adresinin aynı olması hususu araştırılmalı, apartman sakinleri, var ise kapıcı, yönetici ve komşular tespit edilerek beyanlarına başvurulmalı, davacı ile eski eşinin hangi tarihten itibaren birlikte yaşamaya başladıkları açık ve tereddütsüz şekilde belirlenmeli, elde edilen tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.