Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/11918 E. 2026/5749 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/11918
- Karar No
- 2026/5749
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/475 E., 2025/551 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/417 E., 2024/667 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmek ve de duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 28.04.2026 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacılar adına Av. .. geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili özetle; davacıların murisinin davalı şirkete ait aracı kullandığı sırada meydana gelen trafik iş kazası nedeniyle hayatını kaybettiğini, davalı işveren şirketin kazanın meydana gelmesinden sorumlu olduğunu ileri sürerek davacı eş .. için 115.243,32 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi, davacı çocuk .. .. için 49.458,66 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, davacı çocuk .. .. için 180.132,74 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili aşamalarda davacı eş yönünden maddi tazminat istemini 1.022.269,60 TL'ye arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince verilen ilk kararda davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacı eş lehine 40.000,00 TL, davacı çocukların her biri lehine ayrı ayrı 30.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin bu ilk kararına karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, kusur ve hesap raporları arasındaki çelişki ile geçici ödeme hükmü yönünden yapılan değerlendirme sonucunda İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra İlk Derece Mahkemesince alınan kusur raporunda, davalı işveren şirketin kusursuz olduğu, davacılar murisinin %15, dava dışı diğer araç sürücüsü ..’in %85 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiş; alınan hesap raporunda davacı eşin maddi zararı 1.022.269,60 TL olarak belirlenmiştir. İlk Derece Mahkemesinin son kararında, hükme esas alınan kusur raporunda davalı işveren .. .. San. ve Tic. A.Ş.'nin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de müteveffanın şirket aracını kullandığı sırada kaza geçirdiği dikkate alınarak işverenin Trafik Mevzuatı ve Borçlar Kanunu gereğince kusursuz sorumluluğu bulunduğu, bu nedenle bilirkişi raporundaki kusur değerlendirmesinin dikkate alınmadığı, davalı işverenin müteveffaya atfedilen kusur oranı dışında sorumlu olduğu gerekçesiyle davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacı eş lehine 40.000,00 TL, davacı çocukların her biri lehine ayrı ayrı 30.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin son kararına karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A.Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin iş kazasından hukuki sorumluluğu bulunmadığını, sonradan alınan bilirkişi raporları ile SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı raporunda iş sağlığı ve güvenliği ile trafik mevzuatı yönünden alınması gereken tüm tedbirlerin alındığının ve şirketin kusursuz olduğunun tespit edildiğini, buna rağmen davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, TBK’nın 66. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca kurtuluş kanıtının gerçekleştiğini, müvekkili şirketin çalışanını seçme, eğitme, talimat verme, gözetim ve denetim yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, bu nedenle adam çalıştıran sıfatıyla da sorumlu tutulamayacağını, kazanın şirketin eyleminden değil, müteveffa ile diğer araç sürücüsünün trafik kuralı ihlallerinden kaynaklandığını, bu nedenle illiyet bağının zarar gören ve üçüncü kişinin ağır kusuru ile kesildiğini ve işverenin tazmin sorumluluğu bulunmadığını, Mahkemenin TBK’nın 66. maddesini hatalı uyguladığını, kurtuluş beyyinesini hiç değerlendirmeden yalnızca şirket aracının kullanılıyor olmasına dayanarak sorumluluk yüklediğini, SGK denetim raporu ile iki ayrı bilirkişi heyeti raporunda şirketin kusursuz olduğunun açıkça tespit edilmesine rağmen bu raporların dikkate alınmadığını ve kararın dosya kapsamına aykırı olduğunu, şirketin kusursuz olduğunun tespit edilmesine rağmen önceki karardaki manevi tazminat miktarlarının aynen korunmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, kusur ve sorumluluk bulunmadığından manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin önceki bozma kararının müvekkili aleyhine sonuç doğurduğunu, bozma sonrasında kusursuzluk tespit edilmesine rağmen ödemek zorunda kalacağı tazminatın artmasının hukuka aykırı olduğunu ve bu yönün Anayasa Mahkemesi önünde değerlendirilmesi gerektiğini, İlk Derece Mahkemesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının gerekçesiz olduğunu, HMK’nın 27... . maddeleri ile Anayasa’nın 141. maddesine aykırı biçimde savunmalar ve deliller tartışılmadan yalnızca kusursuz sorumluluk gerekçesiyle hüküm kurulduğunu, duruşmalı temyiz incelemesi yapılması gerektiğini, şirketin tüm tedbirleri aldığı ve hangi hukuki gerekçeyle sorumlu tutulduğunun açıklığa kavuşturulabilmesi için duruşma açılmasının zorunlu olduğunu, sonuç olarak davanın tamamen reddine, bunun mümkün görülmemesi hâlinde kararın bozulmasına ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın gönderilmesine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin olup, çözülmesi gereken temel sorun; davalı işverenin kusursuz olduğunun belirlendiği, kazanın tamamıyla müteveffa sigortalı ve dava dışı üçüncü kişinin kusurlu davranışlarından kaynaklandığı somut olayda, sırf murisin davalı işverene ait aracı kullanması nedeniyle davalı işverenin kusursuz sorumluluğu yoluna gidilip gidilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamından, hükme esas kusur raporunda davacılar murisinin %15, dava dışı diğer araç sürücüsü ..’in %85 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, mahkemece davalı işverenin kusursuz sorumluluk hükümleri doğrultusunda hüküm altına alınan tazminat tutarlarından sorumlu tutulduğu, davacı yanın bu karara karşı kanun yoluna başvurmadığı anlaşılmaktadır. İşverenin iş kazasından kaynaklanan tazminat sorumluluğu kural olarak kusur sorumluluğuna dayanmakla birlikte, somut olayın özelliğine göre işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi sıfatıyla kusursuz sorumluluğun gündeme gelmesi de mümkündür. Ne var ki kusursuz sorumluluk, illiyet bağından bağımsız ve mutlak bir sorumluluk hâli değildir. Zarar ile sorumluluğu doğurduğu ileri sürülen faaliyet veya tehlike arasında uygun illiyet bağının bulunması, kusursuz sorumluluk hâllerinde dahi sorumluluğun zorunlu unsurudur. Nitekim 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 86. maddesinin birinci fıkrasında, işleten veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin; kendisinin veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilerin kusuru bulunmaksızın ve araçtaki bir bozukluk kazayı etkilemiş olmaksızın, kazanın mücbir sebepten veya zarar görenin yahut üçüncü kişinin ağır kusurundan ileri geldiğini ispat etmesi hâlinde sorumluluktan kurtulacağı düzenlenmiştir. Bu düzenleme, işletenin tehlike esasına dayalı sorumluluğunun dahi uygun illiyet bağı ile sınırlı olduğunu göstermektedir. Somut olayda, kazanın, murisin sevk ve idaresindeki aracın emniyet şeridinde bulunduğu sırada, dava dışı üçüncü kişinin sevk ve idaresindeki aracın arkadan çarpması sonucu meydana geldiği; oluşa ve kusur durumuna göre zararın davalı işverenin kusurundan veya davalı işverenin sorumluluk alanındaki bir araç bozukluğundan değil, muris ile dava dışı üçüncü kişinin kusurlu davranışlarından kaynaklandığı, hükme esas alınan kusur raporunda da davalı işveren şirketin kusursuz olduğu, müteveffa sigortalının %15, dava dışı araç sürücüsünün ise %85 oranında kusurlu bulunduğu yönünde görüş bildirildiği görülmektedir. Bu aşamada davacılar tarafından kusur belirlemesine yönelik bir kanun yolu başvurusu bulunmadığından, davalı işveren şirketin kusursuz, murisin %15, dava dışı araç sürücüsünün %85 kusurlu olduğuna ilişkin kusur kabulü davacılar yönünden kesinleşmiştir. Kesinleşen bu kusur dağılımı karşısında, artık davalı işverenin kazanın meydana gelmesinde kusurlu olup olmadığı değil, bu kusur oranları karşısında davalı işveren ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Hâl böyle olunca, kusur durumu ve olayın gerçekleşme biçimi birlikte değerlendirildiğinde, zararın müteveffa sigortalı ve dava dışı üçüncü kişinin kusurlu davranışlarından ileri geldiği, bu nedenle davalı işveren yönünden uygun illiyet bağının kesildiği kabul edilmelidir. Tüm bu açıklamalar karşısında; olayın meydana gelmesinde davalı işverene atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı, zararın müteveffa sigortalı ile dava dışı üçüncü kişinin kusurlu davranışlarından kaynaklandığı ve bu nedenle davalı işveren yönünden uygun illiyet bağının kesildiği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, murisin şirket aracını kullanıyor olmasından hareketle davalı işverenin trafik mevzuatı ve Borçlar Kanunu hükümleri gereğince kusursuz sorumluluğunun bulunduğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmüştür. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 4.Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 5.Davalı avukatı yararına takdir edilen 40.000 TL duruşma avukatlık ücretinin davacılara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.