Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/7901 E. 2024/10034 K. – Hizmet Tespiti
Konu: Hizmet Tespiti
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/7901
- Karar No
- 2024/10034
- Karar Tarihi
- Konu
- Hizmet Tespiti
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/238 E., 2024/93 K.
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 1991 Kasım ayı ile 17.02.2015 tarihi arasında davalı ... Plastik ve ... Sanayi A.Ş.'de sürekli olarak çalıştığı, 30.04.2006 tarihinde davalı şirkette çalıştığı esnada emekliliğe hak kazandığı, ancak çalışmaya devam ettiği, davacının tüm bu çalışma süresi boyunca işveren tarafından sigortasının yapıldığını ve sigorta primlerinin ödendiğini zannettiği, ancak 17.02.2015 tarihinde işten ayrıldıktan sonra T.C. Sosyal Güvenlik Kurumunun resmi sitesinden hizmet dökümünü aldığında emeklilik tarihi olan 30.04.2006 tarihinde işten çıkmış gibi gösterilerek bu tarihten işten ayrıldığı tarih olan 17.02.2015 tarihine kadar sigorta primlerinin yatırılmadığını fark ettiği, bu süreç boyunca davacının maaşı ...'ın ... müşteri numaralı hesabına yatırıldığı, bu durum davacının maddi kayba uğramasına neden olduğu iddiasıyla davacının davalı işyerinde 30.04.2006 - 17.02.2015 tarihleri arasında Kuruma eksik bildirilen çalışmalarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP 1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı süresi geçtikten sonra dava açıldığı, hem 506 ve hem de 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre prim ile ilgili davaların tespiti istenen dönemden beş yıl içerisinde açılması gerekli olduğu, bu nedenle zaman aşımı süresi geçtikten sonra açılan prime ilişkin davaların görülmesi mümkün olmadığı, davacının SGK'ya bildirilmeyen dönem için ücret aldığına ilişkin beyanını kabul etmediği, davacı afaki olarak almadığı bir ücreti beyan ederek daha fazla prim kazancı sağlamak istediği, davacının bu taleplerinin yersiz olmasının en büyük delili yine kendi beyan ve durumu olduğu, davacının işe giriş bildirgesindeki imzaların kendisine ait olduğu, davacı işe giriş bildirgelerine kendisi imza attığı ve bildirimin Kuruma bildirildiği, davacının iddia ettiği ücretlerin kendisine ödenmesi için hiçbir neden olmadığı, davacı emekli olduğu tarihten sonraki dönem çalışması emeklilik destekleme primi ödenmek suretiyle Kuruma bildirildiği, davacının iddia ettiği döneme ilişkin çalışması olmadığı gibi bu çalışmaları birinci dönem kıdem tazminatı ödenmek ve ikinci dönem emekli olma sebebi ile sona erdiği, son dönem çalışmasının ise emekli olarak da destekleme primine dahil olarak çalıştığı, ayrıca bu son döneme ilişkin olarak akdinin henüz fesih edilmediği, davacının eksik prim ödendiğinden bahsetmesine rağmen aldığını iddia ettiği, ücretleri belirtmemesinin ilginç olduğu, davacının aylık ne kadar ücret aldığını bildirmesi her ay için veya en azından her yıl için bildirmesi gerektiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı adına iddia edilen tarihte işe giriş bildirgesinin verilmemiş olması, davacı adına bildirge ve bordroların verilmemiş olması, iş yerinde fiili olarak çalışmadığına karine teşkil ettiği, davanın sadece tanık beyanları ile ispatlanmasının mümkün olmadığı, tanık dinlenmesi halinde ise tanıkların bordroda ismi geçen aynı veya komşu işyeri çalışanları olmasının gerektiği, Kurum kayıtlarının aksini ispatlar yazılı delil ibrazının zorunlu olduğu, davacının iddia ettiği tarihte işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığı, ne iş yaptığı, ücreti, o tarihte kaç yaşında olduğu, ne iş yaptığı hususlarının resen araştırılmasının gerektiği, davacının sigortalılık hizmetlerinin tespitini istediği dönemde sosyal yardımlaşma vakıflarından yardım alıp almadığının araştırılmasını talep ettikleri, davacının dava ettiği dönemde sosyal yardımlaşma vakıflarından yardım aldığının tespiti halinde bu dönemde sigorta çalışmasının bulunamayacağının kabulü gerekeceği, hizmet akdi ve fiili çalışmanın varlığının hangi kanıt ve olgularla belirleneceği üzerinde durulmasının gerektiği, hizmet akdi ve çalışmayı kanıtlayacak belgeler; işe giriş bildirgesinin yanında, sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunun, çalışma tarihleri ile birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile sosyal sigorta işlemleri yönetmeliğinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgeler olduğunu, bu belgelerin olmaması halinde sigortalılıktan söz edebilmek ve hizmet akdi ile çalışmanın varlığını kabul etmenin mümkün olmadığı, davacının hizmet akdi ile çalışmasının gerçekliliğinin belirlenebilmesi amacıyla hizmet akdi ile çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıt olarak işyerinde tutulması gerekli dosya, puantaj kayıtları, ücret bordroları, vergi dairesine verilen muhtasar beyannameleri ile Kurumdaki belge ve kayıtlardan yararlanılmasının gerektiği, müfettiş raporları, davacının vergi kayıtları meslek odası ve sicil kaydı olup olmadığının araştırılması, hizmet akdi ve gerçek çalışma olgusu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde belirlenmesinin gerektiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEMESİ İLK KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından 05.07.2018 tarihli ve 2016/83 Esas, 2018/227 Karar sayılı kararla davacının 30.04.2006 - 17.02.2015 tarihleri arasındaki çalışmasının tespitini talep ettiği, oysa davacının 01.07.2008 - 16.02.2015 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı hususunda bir anlaşmazlık bulunmamakta olup zaten Kuruma bu sürelerdeki çalışmalar tam olarak bildirildiği, bu bakımdan dava konusu dönemin 30.04.2006 - 01.07.2008 tarihleri arasında olduğu, davacı tarafın, dava dilekçesinde davacının ücretinin bankaya yatırıldığını beyan etmiş ise de taraflarca bildirilen bankalara yazılan yazılarda dava konusu döneme ilişkin herhangi bir ödeme tespit edilemediği, ayrıca tanık beyanlarından davalı işyerinde elden ödeme bulunmadığı ödemelerin bankadan yapıldığının sabit olduğu, bunun yanında davacı tarafın iddia ettiği ve dava konusu dönemden öncesi ve sonrası dönemde de aynı görevde çalışmış olması nedeniyle sabit olduğu üzere davacının, davalı şirkette plastik bölüm müdürü olarak çalıştığı, böyle bir önemli görev yürüten bir işçinin dava konusu gibi uzunca bir dönemde şirkete ilişkin herhangi bir belgede isminin yer almaması hayatın olağan akışına uygun görülmediği, zira işyerinde yapılan incelemesinde de dava konusu döneme ilişkin herhangi bir belgeye rastlanmadığı, davacının ilk dönem çalışması 30.04.2006 tarihinde emeklilik nedeni ile sona erdiği, davacının emeklilik nedeni ile işten ayrılma isteğine ilişkin dilekçesi davalı tarafça dosyaya sunulduğu, ayrıca emekli olmak için mevcut işyerindeki işten ayrılmak yasal zorunluluk olduğu, bu bakımdan davacının 30.04.2006 tarihinde işten kendi isteği ile ayrıldığının sabit görüldüğü, zira emeklilik talebinde bulunup bundan faydalananın davacı olduğu, yine davacı gibi işyerinde önemli bir görev icra eden bir işçinin bu kadar uzun bir süre bilgisi dışında sigortasız çalıştırılmış olması da hayatın olağan akışına aykırı görüldüğü, bazı tanık beyanlarında davacının kesintisiz çalıştığı belirtilmiş ise de yukarıda yapılan tespitler, tanık beyanlarının bu konuda birbirini desteklememesi yine dava konusuna yakın dönemde fabrikanın taşınmış olması nedeniyle tanıkların bir kısmının davacının çalıştığı bölümden önce ya da sonra taşınmış olması bu konuda, çalışma süreleri konusunda tam bir beyanda bulunamayacak olmaları karşısında salt tanık beyanlarının davayı ispatlamaya yetmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 05.07.2018 tarihli ve 2016/83 Esas, 2018/227 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf yoluna başvurmuş ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 09.07.2020 tarihli ve 2018/2775 Esas, 2020/799 Karar sayılı kararı ile Mahkeme gerekçesi ve dosya kapsamına göre davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 09.07.2020 tarihli ve 2018/2775 Esas, 2020/799 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 22.06.2021 tarihli ve 2020/8934 Esas, 2021/8680 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...Eldeki dava dosyasında, davacıya 01.05.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, davacının davalı işyerinde yaşlılık aylığı bağlanmadan önce 01.11.1992 - 30.04.2006 tarihleri arasında, yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra ise 01.07.2008 - 16.02.2015 tarihleri arasında geçen hizmetinin Kuruma bildirilmiş olduğu, davacı adına yaşlılık aylığı bağlanmasından sonra sigortalılık primine esas kazancın asgari ücret düzeyinde kaldığı, her ne kadar davacının 'Plastik Bölüm Müdürü' olarak çalıştığı iddia edilmiş ise de davacının mesleki tecrübelerinden istifade amaçlı yaşlılık aylığı sonrasında da davalı işyerinde çalıştırıldığı, Mahkemece davacının 'yönetici' olduğunun kabulü ile açıklanan şekilde davanın reddedilmesine karar verilmesinin bu yönüyle olaya tam olarak uymadığı, dinlenen bordrolu tanık anlatımlarıyla da davacının gerçek ve fiili çalışmalarının doğrulanmış olduğu, bununla birlikte ihtilaf konusu dönemde davacının ücretinin elden mi yoksa banka kanalı ile mi ödendiği hususunun her türlü şüpheden uzak bir biçimde belirlenmeden sonuca gidildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılacak iş, dava konusu dönemde davacının ücretinin elden mi, banka kanalı ile mi ödendiği hususunun aydınlatılmasına yönelik olarak ihtilaf konusu dönemde davalı işyerinin 'Plastik Bölümü'nde müdür, amir, şef, ustabaşı gibi görevliler ve o bölümde çalışan diğer kişiler tespit edilerek duruşmalarda dinlenmeli, tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir..." 2.İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 30.04.2006 - 17.02.2015 tarihleri arasındaki çalışmasının tespitini talep ettiği, oysa davacının 01.07.2008 - 16.02.2015 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı hususunda bir anlaşmazlık bulunmamakta olup zaten Kuruma bu sürelerdeki çalışmalar tam olarak bildirildiği, bu bakımdan dava konusu dönemin 30.04.2006 - 01.07.2008 tarihleri arasında olduğu, davacı tarafın, dava dilekçesinde davacının ücretinin bankaya yatırıldığını beyan etmiş ise de taraflarca bildirilen bankalara yazılan yazılarda dava konusu döneme ilişkin herhangi bir ödeme tespit edilemediği, ayrıca tanık beyanlarından davalı işyerinde elden ödeme bulunmadığı ödemelerin bankadan yapıldığının sabit olduğu, bunun yanında davacı tarafın iddia ettiği ve dava konusu dönemden öncesi ve sonrası dönemde de aynı görevde çalışmış olması nedeniyle sabit olduğu üzere davacının, davalı şirkette plastik bölüm müdürü olarak çalıştığı, böyle bir önemli görev yürüten bir işçinin dava konusu gibi uzunca bir dönemde şirkete ilişkin herhangi bir belgede isminin yer almaması hayatın olağan akışına uygun görülmediği, zira işyerinde yapılan incelemesinde de dava konusu döneme ilişkin herhangi bir belgeye rastlanmadığı, davacının ilk dönem çalışması 30.04.2006 tarihinde emeklilik nedeni ile sona erdiği, davacının emeklilik nedeni ile işten ayrılma isteğine ilişkin dilekçesi davalı tarafça dosyaya sunulduğu, ayrıca emekli olmak için mevcut işyerindeki işten ayrılmak yasal zorunluluk olduğu, bu bakımdan davacının 30.04.2006 tarihinde işten kendi isteği ile ayrıldığının sabit görüldüğü, zira emeklilik talebinde bulunup bundan faydalananın davacı olduğu, yine davacı gibi işyerinde önemli bir görev icra eden bir işçinin bu kadar uzun bir süre bilgisi dışında sigortasız çalıştırılmış olması da hayatın olağan akışına aykırı görüldüğü, bazı tanık beyanlarında davacının kesintisiz çalıştığı belirtilmiş ise de yukarıda yapılan tespitler, tanık beyanlarının bu konuda birbirini desteklememesi yine dava konusuna yakın dönemde fabrikanın taşınmış olması nedeniyle tanıkların bir kısmının davacının çalıştığı bölümden önce ya da sonra taşınmış olması bu konuda, çalışma süreleri konusunda tam bir beyanda bulunamayacak olmaları karşısında salt tanık beyanlarının davayı ispatlamaya yetmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. VI.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı ile aynı dönemde ve taşınma öncesinde aynı yerde çalışan bordro tanıklarının davayı doğruladığı, bir kısım tanıkların davacı gibi müdür pozisyonunda çalışanların elden ödeme alıp almadığını bilmediğini beyan ettiği, dosyada mübrez 06.04.2017 tarihli tutanaktan da anlaşılacağı üzere davacıya ait 30.04.2006 - 01.01.2008 dönemine ilişkin depoda görev yapması münasebetiyle satış faturalarına ilişkin sevk irsaliyelerinin, bordrolarının, cari hesap özetlerinin, ... Bank ekstrelerinin, üretim plan ve vardiya çizelgelerinin ve PDKS kayıt ve puantaj çizelgelerinin zamanaşımı sebebiyle mevcut olmadığının şirketin muhasebe müdürü ve insan kaynakları müdürü tarafından belirtildiği, dolayısıyla davacının isminin hiçbir belgede yer almıyor olma sebebinin belirtilen tarihlerdeki evrakların zamanaşımı sebebiyle temin edilememiş olması olduğu ve bu hususun davacının davalı iş yerinde çalışmadığına kanaat getirmek için somut bir delil teşkil etmediği, davacının emeklilik sonrasında tecrübelerinden istifade etmek amacıyla çalıştırılmış olup özellikle her evrakta isim veyahut da imzasının aranmasının makul olmadığı, tanık beyanları ile davanın ispat edildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının 30.04.2006 - 17.02.2015 tarihleri arasında davalı işveren adına tescilli işyerinde hizmet akdine tabi çalıştığının tespitine ilişkindir. 1.506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği, anılan Kanun'un 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6. maddesi gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği ise anılan Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine göre hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılmakla ve 7. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca çalışmaya başladıkları tarihten ibaren edinilir. Söz konusu sigortalılık niteliği anılan Kanun'un 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca hizmet akdinin sonlandığı tarihte sona erer. 2.Anayasa'nın 60. maddesinde yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
3.Bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu Mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). 4. Somut olayda, uyulan bozma ilamında; davacının yaşlılık aylığı almaya başladıktan sonra, mesleki bilgi ve deneyimlerinden yararlanmak amacıyla davalı işyerinde çalıştırılmaya devam ettiği belirtilmiştir. Mahkemenin, davacının “yönetici” olduğu kabulüne dayanarak davayı reddetmesi, bozma ilamındaki değerlendirmelere tam olarak uygun bulunmamıştır. Ayrıca bordrolu tanıkların beyanları, davacının işyerinde fiilen çalıştığını doğrulamaktadır. Bununla birlikte, davacının söz konusu dönemdeki ücretinin elden mi yoksa banka aracılığıyla mı ödendiği hususu, şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulmadan karar verilmiştir. Bozma ilamında ayrıca, davacının süreç boyunca “müdür” olarak çalıştığı yönündeki iddiası dikkate alınarak, bazı unvan sahibi kişilerin tanık olarak dinlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Mahkemece bir kısım unvanlı kişiler tanık olarak dinlenmiş ve davanın reddine karar verilmiştir. 5.Ne var ki dava, kamu düzenini ilgilendirdiğinden, Mahkemenin kendiliğinden araştırma yükümlülüğü kapsamında delilleri re'sen toplaması gerekmektedir. Bozma ilamında da açıkça belirtildiği üzere, davacının fiili olarak çalıştığı sabittir. Bu nedenle, çalışmanın süresi ve niteliği ayrıntılı şekilde ortaya konmalıdır. Bu kapsamda, işyerinin taşınmasından önceki dönemlere ait bordrolar temin edilmeli, davacının hangi birimde çalıştığı dikkate alınarak, onun çalışma düzenine vakıf olabilecek tarafsız çalışanlar belirlenmeli ve tanık sıfatıyla dinlenmelidir. Davacının, uyuşmazlık konusu dönemde ne tür bir iş yaptığı ve ne kadar süreyle çalıştığı hiçbir tereddüt ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. 6.Öte yandan, sosyal güvenlik destek primi; kişiye yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra, bu aylık kesilmeden yeniden çalışabilmesi için ödenmesi gereken prim türüdür. Davacıya yaşlılık aylığı bağlandığı tarihte yürürlükte olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “Yaşlılık aylığı alanların yeniden çalışmaları” başlıklı 63. maddesi uyarınca; (A) bendinde, yaşlılık aylığı almakta iken çalışmaya başlayan kişilerin aylıklarının, sadece bu çalışma nedeniyle ve bu çalışma ile sınırlı olarak kesileceği; (B) bendinde ise, yeniden sigortalı olarak çalışılması halinde, sosyal güvenlik destek primi ödenmeye devam edilerek yaşlılık aylığının kesilmeksizin sürdürüleceği düzenlenmiştir. Ayrıca maddenin son fıkrasında, yaşlılık aylığı almakta iken yeniden çalışmaya başlayan sigortalının, 63. maddenin (A) ya da (B) bendi hükümlerinden hangisinden yararlanacağı konusunda bir tercih hakkına sahip olduğu anlaşılmaktadır. 7.Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ile ortaya çıkan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulduğunda; öncelikle, davacıya talebi açıklattırılmalı, isteminin 506 sayılı Kanun'un 63/A maddesi kapsamında yaşlılık aylığı kesilerek tüm sigorta kollarına tabi çalışma tespiti mi, yoksa, 63/B kapsamında sosyal güvenlik destek primine tabi çalışmanın tespiti mi olduğu hususu netleştirilmeli, davacının istemi dikkate alınmak suretiyle, sosyal güvenlik destek primine tabi çalışma sürelerinin 506 sayılı Kanun'a göre sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyeceği hususu da gözetilerek, uyuşmazlık konusu hizmet tespitine yönelik talep hakkında bir değerlendirme yapılmalı, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde yeterli araştırma yapılarak varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. 8. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 22.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.