Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/6401 E. 2024/10842 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/6401
- Karar No
- 2024/10842
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/101 E., 2022/678 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle meydana gelen iş kazası nedeniyle müvekkilinin sürekli iş göremezliğe uğradığından bahisle 452.458,17 TL maddi, 250.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 14.03.2019 tarih ve 2016/652 Esas, 2019/212 Karar sayılı kararıyla; 26.12.2007 tarihli iş kazasının meydana gelişinde davalı işverenin %100 oranında kusurlu olduğu, kaza nedeniyle davacının %48,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığından bahisle davacı lehine 452.558,17 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 14.03.2019 tarihli kararına karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 19.12.2019 tarih, 2019/2655 Esas, 2019/1947 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Dairemizin 15.12.2020 tarih ve 2020/7004 Esas, 2020/7191 Karar sayılı kararı ile davalının sair temyiz itirazları incelenmeksizin somut olayda rücuan tazminat dosyası celp edilip içerisindeki bozma ilamında belirtilen maddi olgu gözetilerek kusur oran ve aidiyetinin belirlenmesi yönünde iş kazasının olduğu meslek kolu ile iş ve işçi güvenliği konusunda uzman bilirkişi kurulundan yeniden kusur raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurmasının hatalı olduğu, kabul ve uygulamaya göre de İlk Derece Mahkemesince davacının maddi tazminat isteminden 100,00 TL fazlasına hükmedilmesi sonucu talebin aşılmasının yerinde olmadığından bahisle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 19.10.2022 tarih, 2021/101 Esas, 2022/678 Karar sayılı kararla iş kazasının meydana gelişinde davalı işverenin %90, davalı işverenin dava dışı iki işçisinin %5'er oranında kusurlu olduğu, kaza nedeniyle davacının %48,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığından bahisle davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu, zamanaşımının söz konusu olduğunu, kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden eksik inceleme sonucu karar verildiğini, pasif dönemin davacının yaşlılık aylığı almaya başladığı tarihten itibaren hesaplanması gerekirken 2024 yılı sonundan başladığını, SGK kayıtlarına göre, davacının 26.12.2007-21.01.2009 tarihleri arasında istirahatli olduğu ve çalışmadığı anlaşılmaktadır. Davacının bu dönemde raporlu olduğu bu dönemde %100 maluliyeti olduğu kabul edilmelidir. Zarar hesaplamasında, rapor düzenleme tarihine kadar gerçekleşen zararın bilinen veriler gözetilerek ve iskonto edilmeden somut olarak; rapor düzenleme tarihinden sonraki zararın da bilinen son gelir (kazanç) esas alınıp %10 oranında artırılmak ve iskonto edilmek suretiyle hesaplanması öngörüldüğünden, hesaplama buna göre yapılmalıdır. Bu şekilde hesaplama yapılması gerekirken yanılgılı şekilde hükme esas alınan hesap raporunu kabul etmiyoruz. bilirkişi tarafından pasif dönem zarar hesabında gelir ve damga vergisi istisnası dikkate alınmadan hesaplama yapıldığını, rücuan tazminat dava dossyasında aldırılan 10.02.2019 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen ilk peşin sermaye değerinin hiç nazara alınmadığını, mahsup yapılmaksızın davacının bakiye zararının hesaplandığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelerle temyiz edenin sıfatına temyizin kapsam ve nedenlerine göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, davacı tarafın Dairemizce bozulmasına karar verilen ilk karara karşı temyiz yoluna başvurmadığı, İlk Derece Mahkemesince Dairemizin bozma ilamına uyulduktan sonra rücuan tazminat dava dosyasının celp edildiği, rücu dava dosyasının Dairemizce bozulmasından sonra o dosyada alınan kusur raporuna karşı taraf vekillerinin 24.06.2021 tarihli celsede beyanlarının alındığı, davacı vekilinin “..rücu dosyası için kusur raporu alınmıştır. Bu dosya için de dikkate alınmasını talep ederiz kusur raporundaki iki kişiye verilen kusur oranlarının tarafımızla bir ilgisinin olmayıp davalı şirket ile söz konusu şahısların arasındaki rücu ilişkisine dayanmaktadır. Önce ki tüm beyanlarımızı tekrarla davanın kabulüne karar verilmesini talep ederiz” şeklinde beyanda bulunduğu, yibe davalı vekilinin “İskenderun 2. İş Mahkemesinde açılan davada müvekkil şirkete yüzde 90 oranında kusur yüklenmiştir. Bu kapsamda müvekkil şirketin kabul anlamına gelmemek kaydı ile bu hususta karar verilmesini talep ederiz” şeklinde beyanda bulunduğu, hal böyle olunca mahkemece yeni bir kusur raporu alınmaksızın dosyanın hesap raporu düzenlenmek üzere bilirkişiye tevdi edildiği, alınan 13.10.2021 tarihli hesap raporunda davacının maddi zararının 683.239,25 TL, devamında davalı itirazı üzerine aynı bilirkişiden alınan 25.04.2022 tarihli hesap raporunda davacının maddi zararının 526.545,08 TL olarak belirlendiği, temyiz incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde “…Yargıtay bozma kararı doğrultusunda, davacı vekilinin itiraz beyanları ile davalı vekilinin itiraz dilekçeleri ve gelen müzekkere cevapları dikkate alınarak yeniden hesaplama yapılarak rapor düzenlenmesi için bilirkişiye tevdi edilmiş, 25.04.2022 tarihli ek hesap bilirkişisi raporu ile davacının talep konusu maluliyeti sebebiyle uğradığı toplam maddi zararın geçici iş göremezlik zararı ile birlikte 628.720,90 TL olduğu, SGK Başkanlığından davacıya bağlanan maluliyet aylığının peşin sermaye değerinin sorularak hesaplanan miktardan mahsubunun gerektiği yönünde rapor tanzim etmiştir.Ek rapor hükme esas alınmıştır.” şeklinde açıklama yapıldığı, gerekçenin devamında mahkemenin “Davacının 26.12.2007 tarihinde İsdemir A.Ş.'de saat 03:36 sıralarında geçirdiği iş kazası nedeni ile yaralandığı, Adli Tıp Kurumu 19.10.2017 tarih 1586 Karar sayılı Genel Kurul raporunda davacının E cetveline göre %48,2 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin bildirilmesi ile maluliyetinin %48,2 olduğunun belirlendiği, Mahkememizce alınmış olup hükme esas alınan kusur bilirkişi heyet raporuna göre davacınının kusursuz olup davalı işverinin %100 kusurlu olduğu, davacının 14.01.2019 tarihli ek hesap bilirkişisi raporu ile belirlendiği üzere maluliyeti sebebiyle uğradığı toplam maddi zararın 628.720,90 TL olduğu, SGK'nın maluliyet yönünden yapılan yazılma sonucunda 2009 yılı gelirinin 975,09 TL olması gerektiği ancak sistemsel olarak PSD hesaplamasının mümkün olmadığının belirtildiğinden 10.02.2019 tarihli aktüerya bilirkişisi uzman raporu dikkate alınarak davacının %48,2 maluliyet oranına göre gelire giriş tarihi itibariyle SGK tarafından bağlanması gereken iş kazası gelirinin ilk peşin sermaye değerinin 176.262,73 TL olduğu anlaşılmakla bunun mahsubu sonucunda davacının 452.558,17-TL maddi tazminata hak kazandığı anlaşılmıştır.” şeklinde açıklama yapıldığı, karar ve ilam harcı konusunda yapılan hesaplamada, alınması gereken karar ve ilam harcı eksik hesaplandığı gibi davalı tarafından aşamalarda yatırılan bakiye karar harcının göz önünde bulundurulmadığı anlaşılmaktadır. Anayasamızın 141 inci maddesinde, yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bu kapsamda yargılamanın açık olarak yapılması ve yargılamanın sonunda verilen kararın da açıkça belirtilmesi esastır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 28 inci maddesinde de bu husus belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294 üncü maddesinde hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi; "(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. (2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır." şeklinde açıklanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 nci maddesinde de, bir Mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği "(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar. a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır. Buna göre bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst Mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, .../ Arslan, .../ ..., Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Yine 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 8 inci maddesi bir hükmün bozulmasını mütaakip verilecek hükümlerden yeni bir hüküm gibi karar ve ilam harcı alınır ve bozulan hükümden evvelce alınmış olan karar ve ilam harcı, mütaakip hükme ait harçdan mahsup olunur.“ hükmünü içermektedir. Somut olayda temyiz incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde hükme dayanak alındığından bahsedilen 25.04.2022 tarihli bilirkişi ek hesap raporunda davacının maddi zararı 526.545,08 TL olarak hesaplanmış olmasına karşın gerekçede anılan raporda davacının peşin sermaye değeri tenzil edilmemiş haliyle 628.720,90 TL maddi zararının olduğunun belirlendiğinin açıklanması dosya kapsamı ile uyumlu olmadığı gibi, aynı gerekçenin devamında ilk peşin sermaye değerinin tenzili ile davacının 452.558,17 TL maddi tazminata hak kazandığının belirtilmesi gerekçenin paragraflarını kendi içerisinde çelişkili olması sonucunu doğurmuştur. Bunun yanında alınması gereken karar ve ilam harcı hesaplanırken eksik hesaplama yapıldığı, yine davalı tarafından aşamalarda İlk Derece Mahkemesinin ilk kararına karşı istinaf yoluna başvurulurken yatırılan bakiye karar harcının gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370'inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1-Temyiz incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının 4 üncü sayfasının 3 ve 4 üncü paragraflarının tamamen silinerek yerlerine geçmek üzere "Her ne kadar mahkememizce bozma ilamına uyulmasından sonra alınan 13.10.2021 tarihli bilirkişi hesap raporunda davacının maddi zararı 683.239,25 TL ve aynı bilirkişiden alınan 25.04.2022 tarihli hesap raporunda 526.545,08 TL olarak belirlenmiş ise de davacı tarafın Mahkememizin 14.03.2019 tarihli ilk kararına karşı temyiz yoluna başvurmadığı, bu nedenle davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, bozma kararından sonra yapılan değerlendirmede davacının kusur durumunda bir değişiklik olmadığı, bu nedenle bozmadan önce hükme dayanak alınan 10.01.2019 tarihli hesap raporuna itibar edilmesi gerektiği, bu haliyle davacının iş kazasından kaynaklı, ilk peşin sermaye değeri tenzilatı yapılmamış şekilde, 628.720,90 TL olarak hesaplanan maddi zarar tutarından %48,20 sürekli iş göremezlik oranına göre belirlenen 176.262,73 TL ilk peşin sermaye değerinin mahsubu sonucunda davacının 452.458,17 TL maddi tazminata hak kazandığı anlaşılmıştır.” ibarelerinin yazılması, 2-Hüküm fıkrasının karar ve ilam harcına ilişkin 3 numaralı bendinin tamamen silinerek yerine geçmek üzere "3-Alınması gereken 34.322,91 TL harçtan davacı tarafça yatırılan peşin harç ve ıslah harcı 8.520,96 TL ile davalı tarafından 07.05.2019 tarihli sayman mutemedi alındısı ile yatırılan 22.393,28 TL bakiye karar harcı toplamı 30.914,24 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.408,67 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına," ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 12.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.