Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/6348 E. 2024/9319 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/6348
Karar No
2024/9319
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/681 E., 2024/333 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 3. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/130 E., 2021/22 K. Taraflar arasındaki yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile kesilmesine ilişkin Kurum işlemlerinin iptali davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 18.07.2014 tarihli tahsis talebine istinaden yaşlılık aylığı alırken davalı Kurum denetim elemanları tarafından yapılan inceleme sonunda ... unvanlı iş yerindeki sigortalı hizmetlerinin iptal edilerek tahsis şartlarını taşımadığı gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesildiği, ödenmiş aylıkların yersiz ödeme kabul edilerek talep edildiği, ölen eşinden aldığı ölüm aylığından kesinti yapıldığı, iptal edilen sürelerdeki sigortalılığının gerçek ve fiili çalışmaya dayandığı, bu süreler iptal edilse dahi yaşlılık aylığı tahsis şartlarını taşıdığı iddiasıyla davalı Kurumun sigortalı günlerinin iptal edilmesi işleminin iptaline, iptal edilen günlerin sigortalı ve prim ödenmiş gün olarak sayılmasına, 2018 yılı Eylül ayında kesilen emekli aylığının yeniden bağlanarak kesilen miktarın iadesi ile kesildiği tarihten itibaren geri ödenmesine, çıkarılan 62.742,27 TL borç miktarının iptaline, ölüm aylığından yapılan kesintinin iptaline, kesildiği tarihten itibaren yasal faizi ile iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 10.10.2019 tarihli duruşmada dava dilekçesini açıklayarak özetle iptal edilen hizmetlerin gerçek olduğuna ilişkin talebinden vazgeçtiğini, talebinin iptal edilen süreler hariç mevcut sigortalılık süreleri ile yaşlılık aylığına müstehak olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığı, ... adlı iş yerindeki bir kısım çalışmaların sahte olması sebebiyle prim günlerinin iptal edildiği ve haksız aldığı emekli maaşının geri istendiği, işleme dayanak denetmen raporu bulunduğu, bu raporun aksi sabit oluncaya kadar geçerli olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından; toplanan delillere, davacının sigorta sicil dosyasına, bilirkişi raporuna ve tüm dosya kapsamına göre davacının 18.07.2014 tarihli tahsis talebine istinaden yaşlılık aylığı alırken davalı Kurum denetim elemanları tarafından inceleme sonunda ... unvanlı iş yerindeki sigortalı hizmetlerinin iptal edilerek tahsis şartlarını taşımadığı gerekçesiyle yaşlılık aylığının kesildiği, davacının iptal edilen sigortalılık süresi ihyası olmadan da mevcut prim ödemeleriyle emekliliğini hak ettiğini iddia ettiği, oysa davacının tahsis talep tarihi öncesinde son 7 yıllık sigortalılığından 1052 gün 4a sigortalılığı olduğu, son 7 yılda 1260 gün 4a sigortalılığının olması gerektiği, bu durumda yaşlılık aylığı tahsis şartlarını taşımadığı, hizmetin birleştirilmesi sonrası 1479 sayılı Kanun kapsamında 9000 gün prim ödeme gün sayısı bulunmaması nedeniyle davacıya yaşlılık aylığı tahsisinin mümkün olmadığı, dolayısıyla Kurum işleminin yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf yoluna başvurmuş ve Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ... SGM'den celbedilen kayıtlara göre ... sicil numaralı iş yerinin ..., ... sicil numaralı iş yerinin . .. ve ... Ürünleri San. ve Tic. Ltd. Şti unvanlı iş yerleri olduğu, iptal sonrası; 01.07.1981-01.03.1983 tarihleri arasında 600 gün askerlik borçlanması, 1987 yılında 240 gün, 1988 yılında 125 gün, 1989 yılında 270 gün, 1990 yılında 300 gün, 1991 yılında 320 gün, 1992 yılında 360 gün, 1993 yılında 360 gün, 1994 yılında 300 gün, 1995 yılında 239 gün, 1996 yılında 210 gün olmak üzere 3324 gün 4/a, 24.01.2000-26.08.2004 tarihleri arasında 1652 gün 4/b, 2009 yılında 54 gün, 2011 yılında 173 gün, 2012 yılında 268 gün, 2013 yılında 360 gün, 2014 yılında 197 gün olmak üzere toplam 1052 gün 4/a olmak üzere tahsis talep tarihi olan 38.07.2014 tarihine kadar 4976 gün 4/a, 1652 gün 4/b sigortalılığı bulunduğu, hizmet süreleri aylık bağlanması için yeterli olmayan davacının hizmet birleştirmesi sonucu aylığa hak kazanabildiği, ancak Bağ-Kur sigortalılığı sonrasında 1260 gün 4/a sigortası bulunmayan davacının iptal edilen süreler sonrası 4/a statüsünden aylığa hak kazanamadığı gibi, hizmet birleştirmesi sonucu 4/b sigortalısı olarak da aylık alamayacağı, davacının ... A.Ş. nezdindeki çalışmalarının Kurum tarafından prim gün sayısına eklenmediği yönündeki iddiasının ayrı bir tespit davası konusu olabileceği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporuna itirazları dikkate alınmadan karar verildiği, 2018-2019 yıllarında ... kurumunda yapılan çalışmanın rapora dahil edilmediği, yıllara göre inceleme yapılmadığı, mahkemenin yeniden rapor alması gerektiği, itirazlarının karar gerekçesinde irdelenmediği, raporda 1981-1996 yılları arasındaki prim ödeme gün sayıları ve toplam çalışma süresinin hatalı hesaplandığı, 1994-1995 yılında ... nezdinde çalışması olup bu günlerin hesaplamaya dahil edilmediği, 2018 ve 2019 yıllarında toplam 208 gün çalışması bulunduğu, en son çalışma yaptığı tarihin hatalı olarak 17.07.2014 olarak gösterildiği, iki yıllık bir çalışmanın yok sayıldığı, askerlik borçlanmasının eklenmediği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti ile kesilmesine ilişkin Kurum işlemlerinin iptaline ilişkindir. 1.Somut olayda; 10.01.1961 doğumlu davacının sigortalılık başlangıç tarihi 01.01.1987 olup, borçlanma süreleri de dahil olmak üzere, 506 sayılı Kanun kapsamında 4362 gün ve 1479 sayılı Kanun kapsamında 1652 gün olmak üzere toplamda 6014 gün prim ödeme süresi bulunmaktadır. 2829 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca yapılan değerlendirmede, son yedi yıllık sürede en fazla sigortalılık süresinin 5510 sayılı Kanun’un 4/1-a (SSK) kapsamında geçtiği tespit edilerek, bu kapsamda davacıya 01.08.2014 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Ancak Kurum tarafından gerçekleştirilen denetim sonucunda, 506 sayılı Kanun kapsamında bildirilen toplam 480 günlük sürenin gerçekte fiili bir çalışmaya dayanmadığı anlaşılmış ve bu süreye ilişkin hizmet bildirimleri 14.01.2018 tarihinde iptal edilmiştir. Bu iptal işlemi sonrası, davacının prim gün sayısı 5237 güne düşmüş olup, bu değişiklikle birlikte son yedi yıldaki en fazla sigortalılık süresi 4/1-b (Bağ-Kur) statüsüne kaymıştır. Bu nedenle, davacının 4/a kapsamında bağlanan yaşlılık aylığı iptal edilmiş, ancak 4/b kapsamında da gerekli tahsis şartlarını sağlamaması sebebiyle kendisine bu kapsamda yaşlılık aylığı bağlanamamıştır. 2.Davacı, davalı ... tarafından tesis edilen sigortalılık kaydının ve bu kayda bağlı olarak bağlanan yaşlılık aylığının iptaline ilişkin işlemlerin hükümsüzlüğünün tespiti ile Kuruma karşı herhangi bir borcunun bulunmadığının belirlenmesi istemiyle dava açmıştır. Yargılama sürecinde, davacı taleplerini açıklayarak, mevcut durumda geçerli olan sigortalılık süreleri esas alınarak kendisine yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini de talep etmiştir. Ancak İlk Derece Mahkemesi, yaptığı değerlendirme sonucunda davacının taleplerini yerinde görmeyerek davanın tümden reddine hükmetmiştir. 3.Yaşlılık aylığı tahsisi, sosyal güvenlik hukukunda sigortalının belli prim günü, yaş koşulunu ve sigortalılık süresini tamamlaması ile hak kazanabileceği bir aylıktır. Bu aylığın bağlanması için gereken koşullar, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) yapılan başvuru tarihine kadar tümüyle gerçekleşmemiş olabilir. Ancak hukuk uygulamasında, açılan davaların yargılama sürecinde bu koşulların tamamlanması halinde, Mahkemelerin bu gelişmeleri dikkate alması mümkündür. Çünkü Sosyal Güvenlik Hukukunda amaç, hak sahiplerinin korunması ve mağduriyetlerin önlenmesidir. Bu nedenle mahkemeler, tahsis şartlarının tamamlandığı bir tarih ortaya çıktığında, bu tarihi esas alarak karar vermelidir. 4.Anayasa'nın 141. maddesi, yargının görevlerinden biri olarak davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını emretmektedir. Bu anayasal ilkeye göre mahkemeler, gereksiz biçimde davaları uzatmamalı ve gereksiz masraflara yol açmamalıdır. Bu düzenleme, vatandaşların adil yargılanma hakkı ve hukuki güvenlik ilkesinin bir gereği olarak yargının sorumluluğuna yüklenmiştir. Özellikle sosyal güvenlik uyuşmazlıklarında, yargının süratli ve etkin karar vermesi hak sahiplerinin korunması açısından ayrı bir önem taşır. Çünkü yaşlılık aylığı gibi sosyal hakların gecikmesi, bireylerin ekonomik ve sosyal durumlarını doğrudan etkileyebilir. 5.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 30. maddesi de hâkimlerin, yargılamayı kabul edilebilir bir süre içinde, düzenli bir biçimde yürütmekle ve gereksiz gider yapılmasını önlemekle yükümlü olduğunu açıkça hükme bağlamıştır. Bu yükümlülük, sosyal güvenlik davalarında daha da büyük bir önem taşır. Zira sosyal güvenlik sisteminin temel amacı, toplumsal risklere karşı bireylerin korunmasıdır. Hâkimin yargılamayı gereksiz yere uzatmaması, özellikle tahsis şartlarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi halinde kararlarını bu durumu gözeterek vermesi, hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur. 6.Sosyal güvenlik hukukunun temel prensipleri arasında sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkeleri yer alır. Bu ilkeler doğrultusunda sosyal sigortalar, bireyin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel haklarının da güvence altına alınmasını hedefler. Dolayısıyla yaşlılık aylığı gibi sosyal haklara erişimin önünde gereksiz bürokratik veya yargısal engellerin bulunması, bu sistemin özüne aykırıdır. Mahkemeler, sosyal güvenlik hukuku ilkelerini gözeterek karar vermek ve sosyal risklere karşı bireyleri koruyan mekanizmanın etkin işlemesine katkı sağlamakla yükümlüdür. 7.Sonuç olarak, yaşlılık aylığı tahsis davalarında tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, mahkemelerce bütün şartların sağlandığı tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine karar verilmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım hem Anayasa’nın ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun öngördüğü yargılamanın sürati ve etkinliği ilkesiyle hem de sosyal güvenlik hukukunun bireyi korumayı amaçlayan yapısıyla uyumludur. Aksi bir uygulama, hak sahiplerinin mağduriyetine yol açar ve sosyal güvenliğin sağladığı anayasal güvenceleri zedeleyebilir. 8.Mahkemece, davacının doğum tarihi olan 10.01.1961 ve sigorta başlangıç tarihi olan 01.01.1987 dikkate alınarak, 506 sayılı Kanun’un geçici 81/C maddesi uyarınca yaşlılık aylığı bağlanma şartlarının değerlendirilmesi ve davacının yargılama sürecinde bu şartları sağlayıp sağlamadığı hususunda inceleme yapılması gerekirken, eksik araştırma ve değerlendirmeyle hüküm kurulması, usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/6348, K. 2024/9319, T. 01.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-6348-e-2024-9319-k-255a89ae8ddb