Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/5550 E. 2024/10858 K. – İş Kazasından

Konu: İş Kazasından Tazminat İstemi

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/5550
Karar No
2024/10858
Karar Tarihi
Konu
İş Kazasından Tazminat İstemi

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/27 E., 2019/81 K. KARAR : Kısmen Kabul, Kısmen Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Karşıyaka 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2007/116 E., 2016/326 K. Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince Bölge Adliye Mahkemesinin esas hakkında verdiği karar bozulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca Direnme değişik gerekçe ile kabul edilerek sair temyiz itirazları incelenmesi yönünden dosyasının dairemize gönderilmesine karar verildiği, davalı vekilinin temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep ettiği, duruşma talebi kabul edilerek; duruşma yapılmak üzere tayin olunan 12.11.2024 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafaalı temyiz eden davalı adına gelen olmadığı, davacı adına Av. ...'ın geldiği, gelenlerin yüzüne karşı murafaaya başlanarak, sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra murafaaya son verilerek; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde 1996 yılından itibaren kalite kontrol formeni olarak çalışmaya başladığını, 07.12.2001 tarihinde malzeme istifinin üzerinde demirlerin sertlik kontrolünü yaparken düşmesi sonucunda iş kazası geçirdiğini, iki kolunun iki yıl alçıda kaldığını, kol dirseklerine platin takıldığını, kaza nedeniyle uzun süre çalışamadığını, uzun yıllar tıbbi ve psikolojik tedavi gördüğünü, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 28.06.2016 tarihli ıslah dilekçesinde ise maddi tazminat talebini 119.336,58 TL’ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dikkatsizliği nedeniyle kazanın meydana geldiğini, müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, talep edilen manevi tazminat miktarının sebepsiz zenginleşmeye sebep olacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 22.09.2016 tarihli ve 2007/116 Esas, 2016/326 Karar sayılı kararı ile; meydana gelen iş kazası nedeniyle Kurum tarafından tespit edilen %33 malûliyet oranına davalı işveren tarafından itiraz edilmesi üzerine malûliyet oranının tespiti istemiyle açılan Karşıyaka 2. İş Mahkemesinin 2008/40 Esas sayılı dosyasında Yüksek Sağlık Kurulunca belirlenen %23,2 malûliyet oranına itiraz üzerine Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından malûliyet oranı %21,2 olarak tespit edildikten sonra raporlar arasındaki çelişki nedeniyle alınan Adli Tıp Genel Kurulunun 21.11.2013 tarihli raporunda davacının %23,2 oranında malûl kaldığının belirlenmesi sonucunda verilen davanın kabulüne dair kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, eldeki davada alınan bilirkişi raporlarında davalı işverenin %75, davacı işçinin %25 kusurlu olduğunun tespit edildiği, kesinleşen malûliyet oranı gözetilerek Kurum tarafından bağlanması gereken peşin sermaye değeri belirlenerek hesap raporu alındığı, davacının bilirkişi hesap raporu doğrultusunda ıslah talebine ilişkin davalı tarafından süresinde zamanaşımı def’inde bulunduğu, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemli davalarda zamanaşımı süresinin fail ve zararın öğrenildiği tarihten itibaren on yıl olduğu, 14.02.2007 tarihinde açılan eldeki davada iş kazasının 07.12.2001 tarihinde meydana geldiği, dolayısıyla davanın açıldığı tarihte zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı, davalı işverenin malûliyet oranına itirazı nedeniyle açılan malûliyet tespit davasının 16.09.2014 tarihinde sonuçlandığı, Adli Tıp Genel Kurulu raporundan da anlaşılacağı üzere malûliyet oranının kazanın meydana geldiği tarih esas alınarak tespit edildiği, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin emsal kararları gözetildiğinde zamanaşımının başlangıç tarihinde hastalığın gelişiminin tamamlandığı tarihin dikkate alındığı, somut olay yönünden böyle bir durumun söz konusu olmadığı, olayla birlikte zararın öğrenildiği, Hukuk Genel Kurulunun 10.06.2015 tarihli ve 2014/282 Esas, 2015/1548 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere zararın kapsam ve tutarının belli olmamasının zamanaşımı süresinin başlamasına engel olmadığı, zararın öğrenilmesinin zararın kapsamını değil zararın varlığının öğrenilmesi anlamını taşıdığı, bu itibarla davacının 07.12.2001 tarihinde geçirdiği kaza sonucunda fiili ve zararı öğrenmesi nedeniyle ıslah tarihi itibariyle ıslahla artırılan miktar yönünden maddi tazminatın zamanaşımına uğradığı, ayrıca tarafların sosyal ve ekonomik durumu ile olaydaki kusuru dikkate alındığında 25.000,00 TL manevi tazminatın hüküm altına alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1.000,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, maddi tazminata ilişkin ıslah dilekçesiyle artırılan miktara yönelik talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 09.01.2017 tarihli ve 2016/111 Esas, 2017/16 Karar sayılı kararı ile; meydana gelen iş kazası nedeniyle Kurum tarafından tespit edilen %33 malûliyet oranına davalı şirket tarafından itiraz edilmesi üzerine malûliyet oranının tespiti istemiyle 17.04.2008 tarihinde açılan Karşıyaka 2. İş Mahkemesinin 2008/40 Esas sayılı dosyasının eldeki davada bekletici sorun yapıldığı, Karşıyaka 2. İş Mahkemesinin 16.09.2014 tarihli ve 2008/40 Esas, 2014/243 Karar sayılı kararı ile davacının iş kazası nedeniyle malûliyet oranının %23,2 olduğunun tespitine dair verilen kararın Yargıtay tarafından 16.11.2015 tarihinde onandığı, 17.04.2008 tarihinde malûliyetin tespiti davası açıldığından zamanaşımının kesildiği ve eldeki davada İlk Derece Mahkemesince 22.09.2016 tarihinde karar verildiği gözetildiğinde ıslahla artırılan miktarın zamanaşımına uğramadığı, zira Hukuk Genel Kurulunun 15.05.2015 tarihli ve 2013/21-2035 Esas, 2015/1345 Karar sayılı kararının da aynı doğrultuda olduğu, ayrıca kusur oranlarına ilişkin davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerektiği, bilirkişi kusur ve hesap raporlarının denetime elverişli olduğu, İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat yönünden verilen kararın isabetli olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun zamanaşımı yönünden kabulüne, diğer istinaf sebepleri yönünden reddine, maddi tazminat istemi yönünden davanın kabulü ile 119.336,58 TL maddi tazminat tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat yönünden davanın kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...1- Manevi Tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar için kesinlik sınırının karar tarihi itibariyle 41.530,00 TL olduğu açıktır. Dava dilekçesinde davacı tarafın 40.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, yerel mahkemece verilen 22.09.2016 tarihli kararda davacı lehine 25.000,00 TL manevi tazminata hükmediliği, taraf vekillerinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen 09.01.2017 tarihli yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ilişkin kararda manevi tazminat yönünden yerel Mahkeme kararında olduğu gibi 25.000,00 TL’ye karar verildiği ve bu kararın davalı vekilince temyize getirildiği dikkate alındığında, hükmedilen manevi tazminat miktarının karar tarihi itibariyle 41.530,00 TL’lik temyiz sınırının altında kaldığı açıktır. O halde Bölge Adliye Mahkemesinin manevi tazminata ilişkin kararının temyiz kabiliyeti olmayıp, davalı vekilinin temyiz itirazlarının H.M.K.'nun 362/1-a maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Maddi Tazminata Yönelik Temyiz İtirazlarının incelenmesinde, dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenler ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine, Dava, davacı sigortalının iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince; 119.336,58 TL maddi ve 25.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 07.12.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Somut olayda, davalı şirket tarafından işletilen işyerine 07.12.2001 tarihinde tır ile gelen bağ halindeki demirlerin tavan vinci ile yükleme bölümüne istif edildiği sırada işyeri formeninin davacıya istif üzerine çıkarak etiketleri ve malzemenin sertliğini kontrol etmesi emrini vermesi üzerine, davacının 2,5 m yükseklikteki bu istifin üzerine çıkıp öne doğru eğilerek istif edilen demirlerin kontrolünü yaptığı sırada demirlerin esnemesi üzerine dengesini kaybedip istifaden zemine düşmesi neticesinde her iki kolundan yaralandığı gerçekleşen bu iş kazası nedeniyle davacının maluliyet oranının SGK tarafından %33 olarak tespit edilmişken, davalı tarafından açılan maluliyet oranının tespitine ilişkin Karşıyaka 2. İş Mahkemesinin 2008/40 esas 2014/243 karar sayılı davasında alınan Yüksek Sağlık Kurulunun 16.04.2010 tarihli kararında maluliyet oranın %23,2, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurlundan alınan 25.02.2011 tarhili raporunda maluliyet oranın %23,2, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 21.11.2013 tarihli raporunda da maluliyet oranın %23,2 olarak tespit edilmesi üzerine mahkemece verilen 16.09.2014 tarihli kararda maluliyet oranının %23,2 olarak tespit edildiği anlaşılmıştır. İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında; zamanaşımı süresi gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125 inci maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 146 ncı maddesi gereğince haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.05.2017 tarih ve 2016/21-1600 Esas – 2017/937 Karar sayılı ilamında da işaret olunduğu üzere, bazı hallerde gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. Bu bağlamda herhangi bir eylemden ... zararın tümü bir birlik teşkil eder, birbiriyle ilgisi olmayan bağımsız zararların bir toplamı olarak görünmez, dolayısıyla zararın kapsamı ve tutarının belli olmaması zamanaşımının başlamasına engel oluşturmaz. Başka bir ifadeyle, zararın öğrenilmesi onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamındadır. Zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hal ve şartların öğrenilmesi, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterlidir. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık, “gelişen durum” ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hallerde zararın kapsamını belirleyecek husus gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır. Önemle belirtilmelidir ki, burada sözü edilen “gelişen durum” kavramı uygulamada çoğu kez yanlış anlaşıldığı şekilde, ... zararın kapsamının zarar görence tam olarak öğrenilmesinin herhangi bir nedenle geciktiği (Örneğin, buna ilişkin bilirkişi raporunun geç alındığı) durumlara ilişkin olan, böylesi bir durumu ifade eden bir kavram değildir. Başka bir anlatımla, gelişen durum kavramı salt zarar doğuran işlem ya da eylemin sonuçlarının gelişmesini ve bu nedenle zarar görenin bu konularda bilgi sahibi olabilmesinin zorunlu olarak bu gelişmenin tamamlanacağı ana kadar gecikmesini ifade eder (Hukuk Genel Kurulu'nun 06.11.2002 gün ve 2002/4-882 E., 2002/874 K. sayılı kararı). Bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya dönüldüğünde; gelişen bir durumun ya da müstakbel (gerçekleşecek-gelecek) bir zararın söz konusu olmadığı tüm dosya içeriğinden ve özellikle davacının maluliyetine ilişkin rapor ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Somut olayda, 07.12.2001 tarihli iş kazası neticesinde her iki kolunda kırık olacak şekilde yaralanan davacı bakımından değişen ve gelişen durumun olmadığı ve davacının maluliyet oranındaki farklılığın maluliyet oranın değerlemesinden kaynaklı olduğu ve zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu ortadadır. Hal böyle olunca, yerel Mahkeme kararındaki kabulde olduğu gibi ıslaha karşı davalı vekili tarafından süresi içerisinde ileri sürülen zamanaşımı def'inin kabul edilerek, ıslah dilekçesi ile istenilen maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde ıslaha itibar edilmek suretiyle olayla uyumlu olmayan Hukuk Genel Kurulu Kararına işaretle karar verilmesi hatalı olmuştur. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2015 tarihli ve 2013/21-2035 Esas, 2015/1345 Karar sayılı kararında haksız fiilin unsurlarından biri olan uğranılan zararın tespitinde işçinin sürekli malûliyet oranının belirlenmesinin önem taşıdığının vurgulandığı, malûliyet oranının tespiti istemiyle 17.04.2008 tarihinde açılan Karşıyaka 2. İş Mahkemesinin 2008/40 Esas sayılı dosyasının eldeki davada bekletici sorun yapıldığı, Karşıyaka 2. İş Mahkemesinin 16.09.2014 tarihli ve 2008/40 Esas, 2014/243 Karar sayılı kararı ile davacının iş kazası nedeniyle malûliyet oranının %23,2 olduğunun tespitine dair verilen kararın Yargıtay tarafından 16.11.2015 tarihinde onandığı, öte yandan bozma kararında zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hâl ve şartların öğrenilmesinin zararın öğrenilmiş sayılması için yeterli olduğunun belirtildiği, malûliyet oranına ilişkin sorun bulunması hâlinde bozma kararında belirtilen bu unsurların oluşmayacağının açık olduğu, özellikle malûliyet oranında belirsizlik olduğu takdirde davanın ciddi ve objektif şekilde desteklenmeyeceği ve gerekçenin oluşmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. C. Hukuk Genel Kurulu Kararı 1. Direnme Kararın süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır. 2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.02.2024 tarih ve 2019/(21)10-408 E- 2024/127 K sayılı kararında özetle; Somut olayda 07.12.2001 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde iki kolundan yaralanan davacının 1.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminat istemiyle 15.02.2007 tarihinde açtığı eldeki davada Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığının 18.07.2003 tarihli raporu ile olayın iş kazası olduğu sonucuna varıldığı, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacı sigortalıda sağ dirsek kırığı ve sol dirsek kırıklı çıkığı olduğundan (E) cetveline göre % 33 oranında iş göremez duruma girdiğine karar verildiği, davalı vekilinin itirazı üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca verilen 16.04.2010 tarihli kararda malûliyet oranının Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 07.01.2010 tarihli sağlık kurulu raporundan itibaren azalması kaydıyla (E) cetveline göre %23,2 olduğunun ve başka birinin sürekli bakımına muhtaç bulunmadığının tespit edildiği, bu karara itiraz edilmesi üzerine 3. Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan 25.02.2011 tarihli raporda davacının (E) cetveline göre % 21,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının belirtildiği, raporlar arasındaki çelişki nedeniyle alınan Adli Tıp Genel Kurulunun 21.11.2013 tarihli raporunda ise davacının (E) cetveline göre % 23,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağına karar verildiği, öte yandan Kurum tarafından tespit edilen %33 malûliyet oranına davalı şirket tarafından itiraz edilmesi üzerine 17.04.2008 tarihinde malûliyet oranının tespiti istemiyle açılan davada Karşıyaka 2. İş Mahkemesinin 16.09.2014 tarihli ve 2008/40 Esas, 2014/243 Karar sayılı kararı ile davacının iş kazası nedeniyle malûliyet oranının %23,2 olduğunun tespitine dair verilen kararın temyiz incelemesi sonucunda 16.11.2015 tarihinde Yargıtay tarafından onandığı, ayrıca yargılamada %23,2 malûliyet oranı esas alınarak hazırlanan hesap raporu doğrultusunda davacı vekilinin maddi tazminat talebini 28.06.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile 116.722,00 TL’ye yükselttiği, davalı vekilinin de ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgular bir arada değerlendirildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesince davalı işveren tarafından davacının tespit edilen iş göremezlik oranına itiraz edilerek malûliyet oranının tespiti istemiyle açılan dava nedeniyle zamanaşımının kesildiği kabul edilmiş ise de eldeki davada zamanaşımı süresinin kesildiğinin kabul edilmesine olanak bulunmamaktadır. Ancak davalının itirazı üzerine açılan malûliyet oranının tespiti davasının onanarak kesinleştiği 16.11.2015 tarihinde zararın kapsamı yani zararlandırıcı olayın değil bedensel zararın niteliği ve unsurları öğrenildiğinden ıslah dilekçesi ile talep edilen maddi tazminatın zamanaşımına uğradığından söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle direnme kararı bu değişik gerekçeyle yerindedir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. B.Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ıslah edilen maddi tazminat alacağının zamanaşımına uğradığını, kaza tarihi ve malûliyet oranının tespitinin üzerinden 10 yıldan fazla süre geçtikten sonra ıslah talebinde bulunulduğunu, tedavi sürecine bağlı olarak gelişen bir durumun bulunmadığını belirterek direnme kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Destek tazminatı alacağından sorumluluk ve tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan kanun hükümleri gözetildiğinde 818 sayılı Borçlar Kanunun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı kanunun 41, 42, 43, 44, 45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunun 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55 ve 420 inci maddesi hükümleridir. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, kusur oran ve aidiyetleri ile sürekli iş göremezlik oranının tespiti ve giderek maddi tazminatın hesabının dosya içeriği ile Dairemizce belirlenen ilkelere uygun olması, temyiz edenin sıfatı ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir VII. KARAR 1.Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının temyiz kapsam ve nedenleri gözetilerek reddiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 2. Aşağıda dökümü yapılan bakiye karar harcının ilgiliden tahsiline, 3. Davalının temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep etmiş olması nedeniyle davacının dairemizde icra edilen duruşmada kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap edilen 28.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/5550, K. 2024/10858, T. 12.11.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-5550-e-2024-10858-k-a544cb97c5bd