Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/3844 E. 2024/10019 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/3844
Karar No
2024/10019
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2017/660 E., 2018/203 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasındaki iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma kararına direnilerek davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca direnme kararı uygun bulunmakla davalı vekillinin sair temyiz itirazlarının incelemesi için dosya Dairemize gönderilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde 01.10.2002 tarihinde çalışmaya başladığını, 29.09.2004 tarihinde iş kazası geçirdiğini ve ayağından yaralandığını, ayağının hâlen düzelmediğini, işverenin kusurlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 11.05.2015 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 116.722,00 TL’ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin kusurunun bulunmadığını, meydana gelen olaydan sonra davacının ısrarlara rağmen hastaneye gitmekten imtina ettiğini, bir hafta geçtikten sonra ağrı hissettiğini belirtmesi üzerine müvekkili şirket yetkilileri tarafından hastaneye sevk edildiğini, muhtemelen yapılan müdahale neticesinde ayak kemiğinde iltihaplanma olduğunu ve ameliyatlara rağmen iltihabın kurutulamadığını, kazaya davacının dikkatsiz ve kusurlu davranışının neden olduğunu, davacının varsa malûliyeti ile iş kazası arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını, davacıya yapılan tüm tedavi masraflarının karşılandığını, manevi tazminat talebinin de haksız ve fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. BOZMA ÖNCESİ MAHKEME KARARI Mahkemenin 10.11.2015 tarihli ve 2013/16 Esas, 2015/364 Karar sayılı kararı ile meydana gelen iş kazası neticesinde Kurum müfettiş raporunda, dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi kusur raporlarında ve hükme esas alınan 21.12.2014 tarihli heyet raporunda işverenin % 90, işçinin % 10 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği, Kurum tarafından malûliyet oranının % 18 olarak tespit edildiği, bu karara itiraz edilmesi üzerine Yüksek Sağlık Kurulundan alınan raporda da malûliyetin aynı oranda olduğunun bildirilmesi nedeniyle itirazlar doğrultusunda Adli Tıp Kurumundan alınan raporda malûliyetin % 17,2 olduğunun tespit edildiği, bağlanan gelirin peşin sermaye değeri ve yapılan ödemelere ilişkin kayıtlar da gözetilerek düzenlenen 30.04.2015 tarihli hesap raporunda davacının maddi zararının 116.722,94 TL olarak hesaplandığı, yapılan hesaplama doğrultusunda dava ıslah edilmiş olmakla davalı taraf maddi tazminat alacığının ıslah tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığını ileri sürmüş ise de zamanaşımının kesinleşmiş malûliyetinin başlangıcından itibaren hesaplanması gerektiği, olayın oluş şekli, malûliyete yönelik kesinleşme süreci, buna göre genel zamanaşımına yönelik düzenleme gözetildiğinde zararın öğrenilmesinin zararın mahiyeti ve esaslı şartların öğrenilmesi olarak algılanması gerekeceği, zamanaşımı zararın genişliğini tayin edecek husus gelişmekte ise bu gelişme sona ermedikçe başlamayacağından zararı öğrenmenin zararın kesin olarak belirlendiği tarih olduğu ve kesin malûliyetin belirlendiği tarihten itibaren başlaması gerektiğinden somut olayda zamanaşımının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 116.722,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A.Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içind davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 07.02.2017 tarihli ve 2015/22090 Esas, 2017/678 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, kanuni gerektirici nedenlere göre; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava, davacının 29.09.2004 tarihinde gerçekleşen iş kazasına dayanan %17,2 oranındaki maluliyeti nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda 116.722 TL maddi tazminatın ve 30.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacının 29.09.2004 tarihinde gerçekleşen iş kazası nedeniyle % 17,2 oranında malul olduğu, iş kazası nedeniyle davacının % 10 oranında müterafik kusurunun bulunduğunun tespit edildiği, davacı vekilinin 16.01.208 tarihli dava dilekçesi ile, 1.000 TL maddi tazminat ile 200.000 TL manevi tazminat talep ettiği, 30.04.2015 tarihli hesap raporu doğrultusunda davacının maddi tazminat istemini 11.05.2015 tarihli dilekçesiyle 116.722,00 TL’ye arttırdığı, talep artırım dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren davalı vekilinin süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık bu tür davalarda T.B.K' nın 146.maddesi (B.K.’nun 125.md) gereğince uygulanmakta olan 10 yıllık zamanaşımı süresinin hangi tarihte başlatılması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden ... zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir. Davaya konu olayda davacının iş kazası neticesinde gerçekleşen maluliyetinde değişen durum olmadığı açıktır. Somut olayda maddi tazminatın 16.01.2008 tarihli dava dilekçesinde fazlaya ilişkin talep hakları saklı tutularak kısmi dava olarak talep edildiği ortadadır. Bu duruma göre zamanaşımı süresi dava dilekçesi ile talep edilen maddi tazminat yönünden dava tarihi itibariyle kesilerek, bakiye alacak miktarı yönünden işlemeye devam edecektir. Hal böyle olunca, davacı vekilince sunulan 11.05.2015 tarihli ıslah dilekçesi niteliğindeki talep artırım dilekçesine karşı davalı vekilince süresi içinde sunulan zamanaşımı def'inin değerlendirilerek, maddi tazminat istemine ilişkin dava dilekçesinde talep edilen miktarla sınırlı olarak bir karar verilmesi gerekirken; ıslah edilen kısmı da kapsayacak şekilde maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Mahkemece Bozmaya Direnilerek Verilen Karar Mahkemenin 15.03.2018 tarihli ve 2017/660 Esas, 2018/203 Karar sayılı kararı ile davanın açıldığı tarihte davacının sürekli iş göremezlik oranının sabit ve net olmadığı, gördüğü tedavi ve geçirdiği ameliyatlar sonrası iş göremezlik oranının değişkenlik gösterdiği, malûliyetinin 10.03.2011 tarihli raporda % 18; Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 25.04.2014 tarihli raporunda ise değişkenliğe uğrayarak % 17,2 olarak belirlendiği, bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerektiği, somut olayda davacının bedensel zararında artış olmasa da değişkenlik olduğunun sabit olduğu, davacıdan belirsiz olan bedensel zararına ilişkin hemen dava açmasını beklemenin hak arama hürriyetiyle bağdaşmayacağı ve kısa sürede bedensel zararın kesinleşmemesinin sonuçlarını davacıya yüklemenin hakkaniyete aykırı olduğu, bedensel zarara ilişkin doğru tespit yapılması davacının ..., Kurumun ise yasal ve zorunlu görevi olup buna rağmen malûliyet oranının geç kesinleşmesi sonucu ıslahın zorunlu olarak bundan sonra yapılması nedeniyle zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle tazminat hakkının bertaraf edilmesinin olayda kusurlu olduğu sabit olan davalının tazmin sorumluluğundan kurtulması hukuk ve adalet ilkesi ile de bağdaşmayacağı, bedensel zararın gelişim göstermesi cümlesinden sırf zararın artış göstermesi durumunun anlaşılamayacağı davacının bedensel zararında düşüş şeklinde değişim olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. C. Hukuk Genel Kurulu Kararı 1. Direnme Kararın süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır. 2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14/02/2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E., 2024/104 K. sayılı kararında özetle; davanın açıldığı tarihte davacının sürekli iş göremezlik oranının sabit ve net olmadığı, gördüğü tedavi ve geçirdiği ameliyatlar sonrası iş göremezlik oranının değişkenlik gösterdiği, malûliyetinin 10.03.2011 tarihli raporda % 18; Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 25.04.2014 tarihli raporunda ise değişkenliğe uğrayarak % 17,2 olarak belirlendiği, bedensel zararın gelişim gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerektiği, somut olayda davacının bedensel zararında artış olmasa da değişkenlik olduğunun sabit olduğu, davacıdan belirsiz olan bedensel zararına ilişkin hemen dava açmasını beklemenin hak arama hürriyetiyle bağdaşmayacağı ve kısa sürede bedensel zararın kesinleşmemesinin sonuçlarını davacıya yüklemenin hakkaniyete aykırı olduğu, bedensel zarara ilişkin doğru tespit yapılması davacının ..., Kurumun ise yasal ve zorunlu görevi olup buna rağmen malûliyet oranının geç kesinleşmesi sonucu ıslahın zorunlu olarak bundan sonra yapılması nedeniyle zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle tazminat hakkının bertaraf edilmesinin olayda kusurlu olduğu sabit olan davalının tazmin sorumluluğundan kurtulması hukuk ve adalet ilkesi ile de bağdaşmayacağı, bedensel zararın gelişim göstermesi cümlesinden sırf zararın artış göstermesi durumunun anlaşılamayacağı davacının bedensel zararında düşüş şeklinde değişim olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı vekilinin ıslah başvurusunun zamanaşımına uğradığını, hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu, adli yardım talebi reddolmasına karşın harç yatmadığını, ıslahtan sonra dava dilekçesi için peşin harç alındığını, alınan harçlar noksan olduğunu, maaş bordrolarında belirtilen ücretin banka hesabına yattığını banka hesabının getirilerek ücretin tespiti gerektiğini, iş kazası ile kemik iltihaplanması arasında illiyet bağı olmadığını, kazanın kemik iltihaplanmasına yol açıp açmadığının araştırılmadığını, davacıya iş kazasına engel olma kapsamında gerekli eğitim verildiği, asansöre aşırı yük yükleyen davacının kusurlu olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Temyiz incelemesi açısından 6100 sayılı HMK geçici 3/2 maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’nın 427 ilâ 444 üncü maddeleri, dava yığılması yönünden 6100 sayılı HMK'nın 110 uncu maddesi, maddi ve manevi tazminatın belirlenmesi ve hükmedilmesi yönünden; kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanun'un 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 ve 420 nci maddesi hükümleridir. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, kusur oran ve aidiyetleri ile sürekli iş göremezlik oranının tespiti ve giderek maddi tazminatın hesabının dosya içeriği ile Dairemizce belirlenen ilkelere uygun olması, dosya kapsamında harç noksanının bulunmaması da gözetilerek, temyiz edenin sıfatı ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle mahkeme kararının ONANMASINA, 2. Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 3. Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 22.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/3844, K. 2024/10019, T. 22.10.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-3844-e-2024-10019-k-ad8f7013b832