Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/2992 E. 2024/8920 K. – Rücuen Tazminat
Konu: Rücuen Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2992
- Karar No
- 2024/8920
- Karar Tarihi
- Konu
- Rücuen Tazminat
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi SAYISI : 2022/317 E., 2023/676 K. Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA 1.Davacı Kurum vekili asıl dava dilekçesinde özetle; müdürlüklerince işlem gören ... Mermer ve Maden İşletmeleri Üretim, İhracat ve Ticaret A.Ş.'nde çalışan ...'ın 25.04.2005 tarihinde geçirmiş olduğu kaza sonucunda yaralandığı ve Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğüne göre %40 maluliyet oranınında maluliyetinin tespit edildiği, kaza olayının 506 sayılı Kanun'un 11/A fıkrasının a ve b bendleri gereğince iş kazası olduğu, kaza nedeniyle sigortalı için Kurumlarınca 224,24 TL hastane masrafı, tedavi süresince 877,90 TL geçici iş göremezlik ödeneği tediye edildiği, iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalının kendisine de 75.402,65 TL peşin sermaye değerli gelir bağlandığı, yapılan tüm ödemeler sonrasında Kurumları toplam zararının 76.504,79 TL olduğu, kaza sonrasında Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığı Müfettişi tarafından yapılan tahkikat sonucunda düzenlenen rapor ile meydana gelen kazada işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareket ettiği tespit edilen işverenin kusurlu bulunduğu, bu nedenle iş kazası sonrasında kurumlarınca yapılan masraf ve bağlanan geliri 506 sayılı Kanun'un 26/1 maddesi gereğince kusurlu işveren şirkete rücu etmeleri gerektiği iddiasıyla fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla kurumlarınca rücuen tazminat talebine konu olan toplam 1.102,14 TL masrafın ödeme tarihleri itibariyle 75.402,65 TL gelirin 12.10.2006 onay tarihi itibariyle işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı işveren şirketin kusur oranı da göz önüne alınarak şimdilik %20 ye tekabül eden toplam 15.300,96 TL sinin davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 2.Birleşen davada davacı Kurum vekili dava dilekçesinde özetle; fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla Kurumlarınca rücuen tazminat talebine konu olan toplam 1.102,14 TL masrafın ödeme tarihleri itibariyle 75.402,65 TL gelirin 12.10.2006 onay tarihi itibariyle işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalı işveren şirketin kusur oranı da göz önüne alınarak şimdilik %20 ye tekabül eden toplam 15.300,96 TL sinin davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın açmış olduğu davayı kabul etmedikleri, davacının davasını kendi Kurum müfettişinin eksik ve hatalı ve hatta Kurum lehine yanlı bir incelemesi sonucu yarattığı yanılgılı ve hatalı bir durum nedeniyle açmış olduğunu düşündükleri, bir iş kazası varlığının tespit olunabilmesi için bunun iş yerinde gerçekleşmesi gerektiği, iş yerinde gerçekleşen bir olaydan fiilen o işyerinde çalışan işyeri yöneticilerinin mutlaka haberlerinin olacağı, işyerine fiilen çalışan işveren vekili ya da işyeri yöneticilerinin herhangi bir bilgilerinin olup olmadığının da o kişilere böyle bir durumun var olup olmadığının sorularak bilinebileceği, davacı Kurum müfettişinin ise bu kişilere sorduğu tek bir sorunun olmadığı, eksik ve tek taraflı yapılan inceleme sonucunda, gerçeği yansıtmayan bir raporun ortaya çıktığı, eksikliklerin ise kazaya uğradığını beyan eden kişinin beyanları ile giderilmeye çalışıldığı, bu durumun taraflarınca kabul edilemeyeceği, davaya konu olayın müfettiş raporuna taraflı ve yanlı yansıtıldığı gibi olmadığı, kazaya uğradığı iddia eden ...'ın 25.04.2005 günü mesaisini tamamlayarak paydos saati geldiğinde köyüne istirahate gittiği, mesai saatleri içinde hiçbir kaza ya da olayın olmadığı, tanık ...'in beyanında; "akşam mesai bitiminde birlikte ayrıldık, çalışma saatlerimizde herhangi bir kaza olayı olmadı" diyerek mesai sonuna kadar aynı yerde ve aynı anda birlikte olduklarını, kazaya uğradığını iddia eden ...'ın kaza geçirmediğini açıkça ifade ettiği, akşam saatlerinde ve gece boyunca evinde veya köyünde olan ...'ın ertesi günü mesaisine, mesai başladığı saatte geldiği ve işyeri hekimi ...'e dün mesai bitiminde işyerinde bir kaza geçirdiğinden bahsetmeksizin sevk alarak Muğla'ya hastaneye gittiği, eğer dava konusu kazanın gerçekten işyerinde ve anlatıldığı gibi 25.04.2005 günü saat 16.30 da gerçekleşmiş ve anlatıldığı gibi ...'ın gözünden sular boşalacak şekilde bir sonuç yaratmış olsaydı o gün o saatte halen işyerinde bulunan işyeri hekimine koşarak gelmesi ve durumu anlatıp tedavi talep etmesi gerekeceği, ancak bunun yapılmayıp köydeki evine gidilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, işyeri hekimine kaza sonrası koşup gelmemesi, tüm akşam ve gece boyunca da gözünün görmediğine veya onun yarattığı acıya aldırmayarak katlanması var sayılsa bile sabah işyeri hekimine geldiğinde ilk söze dün işyerinde mesai bitim sırasında böyle böyle oldu diye anlatması gerektiği, bunu yapmamasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dava konusu olayın bir iş kazası olduğunu kabul etmedikleri, davacının bunu kanıtlaması gerektiği, kendi Kurumları müfettişlerinin yaptığı incelemenin bunun iş kazası olduğunun kanıtı olamayacağı, olayın bu oluşumu içinde iş kazasının olmadığını bildikleri bu olayın iş kazası olarak düşünüldüğü taktirde, kazaya uğradığı belirtilen ...'ın çalışma gücünü %40 oranında kaybettiğine dair tespit ve değerlendirmeyi kabul etmedikleri, belirlenen maluliyet oranına itiraz ettikleri, olan olay nedeniyle %20 bile olsa belirlenen işveren kusurunu kabul etmedikleri, olayın kazaya uğradığını iddia eden kişinin anlattığı gibi bile olmuş olsa, bu durumda bu varsayılan olayın gerçekleşmesinde tek kusurlunun bizzat kendisinin olduğu, işveren davalıya yüklenmek istenen kusura da itiraz ettikleri, kazazede ... için davacı Kurumun yaptığını belirttiği tedavi giderleri kalemlerine ve bunun fiyatlarına, kendisine bağladığını belirttiği aylığın hesaplanan peşin değerine de itiraz ettikleri, bunların her birisinin davacı tarafça kanıtlanmasını bekledikleri, tüm bunların yanı sıra işverenlerin her bir işçileri için sosyal güvenlik primi katkısı sağladıkları, kazaya uğradığı iddia edilen ...'ın davalıya ait işyerinde istirahatlı olduğu günler hariç hiç ayrılmadan ve önceki çalışmasına devam ettiği, halen dahi çalışmaya devam ettiği, iddia edildiği gibi çalışma gücünde %40 lık bir maluliyet olmadığından eskiden yapmakta olduğu işi aynı beceri ile sürdürdüğü, eskiden almakta olduğu ücreti halen dahi almaya devam ettiği, bu durumun açıkça davacı iddialarının yersiz olduğunu gösterdiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.MAHKEME İLK KARARI Mahkeme tarafından 25.09.2013 tarihli ve 2006/354 Esas, 2013/331 Karar sayılı kararla; sigortalı ...'ın 25.04.2005 tarihinde davalı işyerinde geçirdiği iş kazası sonucu, % 9,3 oranında maluliyetinin oluştuğu, alınan usul ve yasaya uygun bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere, davalı şirketin % 75 kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 21.782,22 TL peşin sermaye değerinin onay tarihi 12.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile 658,43 TL geçici iş görmezlik ödeneğinin ödeme tarihi 09.08.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile 168,18 TL tedavi giderinin sarf tarihi 17.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir. IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Mahkemenin 25.09.2013 tarihli ve 2006/354 Esas, 2013/331 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlar ve Dairemizce 17.11.2015 tarihli ve 2015/15425 Esas, 2015/19834 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "...Davaya konu somut olayda; iş kazasına uğrayan sigortalıya 10.08.2005 tarihi itibariyle % 40 sürekli iş göremezlik derecesi üzerinden gelir bağlandığı, yargılama sürecinde alınan SS Yüksek Sağlık Kurulu raporunda ise sigortalının sürekli iş göremezlik derecesinin, azalma kaydıyla 25.08.2010 tarihinden itibaren % 9,3’e düştüğü anlaşılmaktadır. Sürekli iş göremezlik geliri; 506 sayılı Yasanın 19. maddesi hükmü uyarınca zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının meslekte kazanma gücünü en az % 10 oranında yitirmiş olması halinde sağlanan bir sosyal sigorta yardımı niteliğindedir. Buna bağlı olarak, sigortalının, gelir almakta iken sürekli iş göremezlik geliri bağlanmasını gerektiren meslekte kazanma güç kaybı oranının tamamının ortadan kalkması veya % 10 oranının altına düşmesi halinde, kesilen gelir, iş göremezlik derecesine bağlı olan sürekli işgöremezlik gelirinin ilk peşin sermaye değerini doğrudan etkilemektedir. Mahkemece, sürekli iş göremezlik oranındaki düşmeye ilişkin olarak sigortalının itirazı olup olmadığı veya bu konuda dava bulunup bulunmadığı Kurum'dan araştırılarak, sürekli iş göremezlik derecesinin %10 oranı altına düştüğü kesinleşmişse; 10.08.2005 ile 01.09.2010 tarihleri arası fiili ödeme tutarlarının kusur karşılığı ile sınırlı ve gelirin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, iş göremezlik oranındaki değişikliğin kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeksizin ve 01.09.2010 tarihinden sonraki gelirleri de kapsayacak ve tahsis onay tarihinden itibaren faize hükmedilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." 2.Mahkeme tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; davanın 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesine dayanan rücuen tazminat davası olduğu, 05.08.2018 tarihinde meydana gelen iş kazasında işçiye bağlanan gelir ve hastane masrafı ile ilaç masrafları nedeniyle uğranılan Kurum zararının davalıdan tahsili istemine ilişkin olup davanın yasal dayanağı, olay tarihinde yürürlükte bulunan ve 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu olduğu... tüm raporlar itibariyle tarafların kusur durumunun tespiti için dosya bilirkişi heyetine tevdi edilip rapor aldırıldığı, bilirkişi raporunda davalı işveren şirketin %50, dava dışı vardiya sorumlusu ...'ın %25, kazazede işçinin %25 oranında kusurlu olduğuna ilişkin rapor düzenlendiği, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapora itibar edilip bu raporda belirlenen kusur durumlarının belirlendiği, bu nedenle son bilirkişi raporu itibariyle belirlenen kusur dağılımına göre iş bu dava dosyası kararı bağlandığı kusur durumu netleştirildikten sonra zarar hesabı için aktüer bilirkişiden kök ve ek rapor alındığı, belirlenen zarar ve kusur durumları ile 5510 sayılı Kanun'un 21/1-4 maddeleri dikkate alınarak hazırlanan 31.08.2023 tanzim tarihli ek rapora itibar edildiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile 15.851,82 TL sürekli iş göremezlik gelirinin ilk peşin sermaye değerinin onay tarihi 04.02.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla talebinin reddine, davalı tarafından ödenen 7.702,13 TL'ye onay tarihi 04.02.2022 tarihinden ödeme tarihi 29.11.2022 tarihine kadar yasal faiz işletilmesine, birleşen davanın kabulü ile 21.782,22 TL sürekli iş göremezlik gelirinin ilk peşin sermaye değerinin onay tarihi 12.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 658,43 TL geçici iş görmezlik ödeneğinin ödeme tarihi 09.08.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 168,18 TL tedavi giderinin sarf tarihi 17.10.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; raporlar arasında çelişki bulunduğu, kaza tarihi itibariyle davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Kanun değil 506 sayılı Kanun olduğu, tavan hesabı gerekmediği, hesap ve kusur hatası olduğu, sigortalının sürekli iş göremezlik oranının değiştiği, zararı hatalı hesaplandığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazları olduğu, Kuruma yapılan ödemelerin nazara alınması gerektiği, peşin sermaye değerinin ve pasif dönem hesabının hatalı olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, rücuen tazminat istemine ilişkindir. 1.Davacı Kurum, 25.04.2005 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik durumuna giren sigortalı ...'a bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerden oluşan Kurum zararının rücuen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın yasal dayanağının 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi olduğundan bahisle davalının kusurunu %50, dava dışı üçüncü kişi kusuru %25 ve sigortalı kusurunu %25 oranında belirlemek ve gerçek zarar hesabı yaptırmak suretiyle asıl davanın kısmen kabulü ve birleşen davanın ise kabulüne karar verilmiştir. 2.Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 76. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33.) maddesi uyarınca, olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme, yani mevcut hukuk düzeni içerisinde uyuşmazlığın yerini tespit etmek ise Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 74 ve 75. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 25 ve 26.) maddelerine aykırı olmamak şartıyla hâkime aittir. Zararlandırıcı sigorta olayı 25.04.2005 tarihinde meydana gelmiş olup; öncelikle uyuşmazlığın normatif dayanağının 5510 sayılı Kanun mu yoksa 506 sayılı Kanun mu olduğunun tespiti gerekmektedir. 3.Bu kapsamda uyuşmazlığın çözümü, kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kuralların incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Kanunlar, metinlerinde belirtilen tarihte yürürlüğe girer ve buna bağlı olarak hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Kanunların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkileyip etkilemeyecekleri, yani, geçmişe etkili olup olmadıkları ile ilgili mevzuatımızda genel bir hüküm yoktur. Ancak “toplum barışının temel dayanağı olan hukuka ve özellikle kanunlara karşı güveni sağlamak ve hatta kanun koyucunun keyfi hareketlerine engel olmak için öğretide kanunların geriye yürümemesi esası kabul edilmiştir. Buna göre gerek Özel Hukuk ve gerekse Kamu Hukuku alanında, kural olarak her Kanun, ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki zamanda meydana gelen olaylara ve ilişkilere uygulanır; o tarihten önceki zamana rastlayan olaylara ve ilişkilere uygulanmaz. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. (Prof. Dr. Necip Bilge, Hukuk Başlangıcı, 14. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara, 2000, sh:193-194; Prof. Dr. A. ... Gözübüyük, Hukuka Giriş ve Hukukun Temel Kavramları, 18. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara 2003, sh:73). 4.Hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. “Kanunları uygulama durumunda bulunanların da başta Mahkemeler olmak üzere, onları geriye yürür sonuçlar doğuracak yolda yorumlamamakla yükümlüdür.” (Yargıtay HGK; 09.03.1988 tarih ve 1987/2-860 E. 1988/232 K; 13.10.2004 tarih ve 2004/10-528 E. 2004/533 K; 06.04.2005 tarih ve 2005/10-183 E. 2005/241 K; 14.03.2007 tarih ve 2007/3-121 E. 2007/128 K. sayılı kararları). 5.Kanunların geriye yürümemesi kuralının istisnaları arasında; kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydıyla Kanun'un yargılama hukukunu düzenlemesi, kamu düzeni ve genel ahlaka ilişkin olması ve beklenen (ileride kazanılacağı umulan) haklar bulunmaktadır. Tamamlanmış hukuki durumları yeni kanun veya düzenleyici kuralın etkilememesi ve onlar üzerinde hukuki sonuç doğurmaması ise kazanılmış hakları saklı tutma amacı gütmektedir. 6.Anılan istisnalardan olmayan 5510 sayılı Kanun'un 21 ve 76. maddelerinin geriye yürüyeceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Bu nedenle 01.10.2008 tarihinden önce meydana geldiği anlaşılan zararlandırıcı sigorta olayında uyuşmazlığın normatif dayanağının 506 sayılı Kanun olduğunun kabulü gerekir. Dolayısıyla Mahkemenin 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi kapsamındaki değerlendirme ve gerçek zarar hesabına atfen kurduğu hüküm gerekçesi yerinde değildir. 7.Öte yandan; Mahkemece uyulan bozma ilamında belirtildiği üzere sürekli iş göremezlik geliri 506 sayılı Kanun'un 19. maddesi hükmü uyarınca zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının meslekte kazanma gücünü en az % 10 oranında yitirmiş olması halinde sağlanan bir sosyal sigorta yardımı niteliğindedir. Sürekli iş göremezlik gelirinin tutarı ve dolayısıyla eldeki davaya da konu olan bu gelirin ilk peşin sermaye değeri, sürekli iş göremezlik oranına doğrudan bağlıdır. 8.Somut olayda; her ne kadar davacı Kurum tarafından sigortalının iş kazası sonucunda % 40 oranında sürekli iş göremezlik durumuna girdiği iddiasıyla % 40 sürekli iş göremezlik oranına göre hesaplanan ilk peşin sermaye değerinin rücuen tahsili talep edilmiş ise de davacı Kurum ile davalı işverenin de taraf olduğu davada sigortalının sürekli iş göremezlik oranının % 25,2 olarak belirlendiği ve söz konusu kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla sürekli iş göremezlik gelirinin ilk peşin sermaye değerinin söz konusu oran üzerinden belirlenerek davacı Kurumun rücuya esas zararının tespiti gerekir. 9.Ayrıca; dava açıldıktan sonra meydana gelen bir olay nedeniyle dava konusunun ortadan kalkması; eş söyleyişle tarafların, davanın esası hakkında karar verilmesinde hukuki yararının kalmaması halinde, bu olayın hükümde göz önüne alınması ve Mahkemenin, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir. Eldeki davada, davalının 7326 sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun” kapsamından faydalandığı iddia edilerek bir kısım ödeme yapıldığının davacı Kurum ilgili biriminin 10.05.2023 tarihli yazısı ile bildirilmesi karşısında, dava konusunun devam edip etmediği hususunun belirlenmesi ile sonucuna göre bir karar verilmesi gereklidir. 10.Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine, 24.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.