Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/1423 E. 2024/12679 K. – İş Kazasından

Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/1423
Karar No
2024/12679
Karar Tarihi
Konu
İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 50. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1619 E., 2023/1581 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 35. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/108 E., 2023/262 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz, davacılar vekili tarafından katılma yoluyla temyiz edilmek ve de davalı vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 10.12.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü murafaalı temyiz eden davalı adına Av. ... ile davacılar adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili meydana gelen iş kazası nedeniyle davacılar murisinin vefat ettiği, kazanın oluşumunda davalının kusurlu olduğundan bahisle asıl dava dosyasında eş için 769.643,77 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, çocuk için 60.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, birleşen dava dosyasında anne için 205.288,63 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, baba için 144.263,84 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılar murisinin vefatı ile sonuçlanan iş kazasının meydana gelişinde ... sigortalının %30, davalı işverenin %70 oranında kusurlu olduğu, son alınan bilirkişi hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 1.226.761,09 TL olarak hesaplandığı ne var ki davacı eşin maddi tazminat isteminin 769.643,77 TL olduğu kabulünden hareketle davacı eşin maddi tazminat isteminin talebiyle bağlı kalınmak suretiyle kabulüne, eşin manevi tazminat isteminin kabulüne, davacı çocuk lehine 45.464,36 TL maddi tazminat ödenmesine, davacı çocuğun manevi tazminat isteminin kabulüne, birleşen dava dosyası yönünden anne ve baba lehine 40.000,00'er TL maddi, 50.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından bahisle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ Davacılar vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde özetle; temyiz tarihi itibariyle asgari ücretin değişmiş olduğunu, yeni bir bilirkişi incelemesi yapılarak tazminatın güncel asgari ücret miktarı esas alınarak yeniden hesaplanması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, zamanaşımının söz konusu olduğunu, tüzel kişiler hakkında uzamış ceza zamanaşımı uygulanmasının mümkün olmadığını, müteveffanın %100 oranında kusurlu olduğunu, itiraz ettikleri kusur raporlarının hükme esas alındığını, haklı itirazları değerlendirilmeden talep ettikleri deliller toplanmadan oluşturulan kusur raporlarının dayanak yapılarak oluşturulan hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, müteveffanın yola çıkış saatinin 06:00 olduğu gibi bir emir, talimatın müvekkili şirket tarafından verilmediği sabitken herhangi bir delile dayanmayan bu tespiti içeren kusur raporuna itibar edilmesinin doğru olmadığını, müteveffanın teknik eleman olduğunu, itibar edilen kusur raporunu hazırlayan bilirkişilerin müteveffayı yük ve yolcu taşımacılığı yapan şoför olarak değerlendirmesi ve buna göre çalışma ve araç kullanma sürelerini takdir etmelerinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müteveffanın somut olayda ne bir yolcu ne de bir yük taşıdığını, müteveffanın belirttiği şekilde saat 06.00 sularında yola çıktığı iddiaları delillendirilememesine rağmen, ısrarla bu saat üzerinden değerlendirme yapılmasının usule aykırı olduğunu, bilirkişilerin 18 buçuk saatlik bir süreden bahsetmekle beraber müteveffanın görevlendirildiği işin ne zaman son bulduğu, ne kadar dinlendiği, yola ne zaman çıktığı gibi hususları değerlendirmediğini, çalışanın 18 buçuk saat boyunca aralıksız çalışıp araç kullandığını varsayarak bir değerlendirme yapmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, müteveffanın dava konusu olay günü yalnızca Ankara Adliyesindeki arıza için görevlendirildiğini, işinin öğle saatlerinde bitip tanık anlatımlarıyla da sabit olduğu gibi 15:00'de yola çıktığı göz önüne alındığında kazanın oluş saatine göre müteveffanın iş gücünün aşırı ve dengesiz kullanmadığının açık olduğunu, kaza saatinin 00.30 olduğu, müteveffanın yola saat 15.00 civarında müvekkili şirketin temsilcisinin yanından dinlenmiş bir biçimde çıktığının sabit olduğunu, bu hususlar ortadayken Ankara ve olay yeri arasındaki sürüş süresinin dahi hesaplanmadığını, söz konusu olay mahallinin Ankara'dan yaklaşık 2 saat mesafede yer aldığını, arada geçen yaklaşık 7 buçuk saat boyunca müteveffanın çalışmadığını, iş gücünü kullanmadığını, bu hususlar açıkken geçen tüm bu sürelerde bilirkişilerin sanki müteveffanın sürekli müvekkilinin talimatıyla çalıştığı şeklinde yapılan değerlendirmelerin son derece hatalı olduğunu, müteveffanın işinin öğlen saatlerinde sonra erdiğini, bölge müdürüyle birlikte dinlenip, yemek yiyip saat 15.00 sularında yola çıktığını, kaza saati ile yola çıkış saati arasında sürüş mesafesine göre aşırı bir fark bulunduğunu, bilirkişilerin sabah yola çıkış saatinde yalnızca davacı iddialarına göre değerlendirme yaparken iş bitiş ve yoldan dönüş saatlerindeki tanık anlatımlarını değerlendirmekten kaçınmasının son derece taraflı ve hakkaniyetten uzak kusur raporu oluşmasına neden olduğunu, dava konusu olay günü yapılan teknik hizmetin ve işin kaçta bittiğinin Ankara Adliyesine müzekkere yazılarak sorulmasını talep etmelerine rağmen İlk Derece Mahkemesinin bu yönde bir ara karar oluşturmadığını, bu nedenle delilleri toplanmadan kusur raporu oluşturulduğunu, bu şekliyle hatalı düzenlenen kusur raporunu hükmüne esas olarak alan İlk Derece Mahkemesi ve Bölge adliye Mahkemesi kararlarının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hükme esas olarak alınan kusur raporunda araç ile şehir dışına gidiş dönüşü kapsayan çalışmalara yönelik bir planlamanın olmadığı yönündeki tespitlerin son derece yanlış olduğunu, ... çalışan dahil ilgili sene içerisinde Ankara'da tüm konaklama kayıtlarının celbi halinde durumun tespit edilen şekilde olmadığının açıkça ortaya çıkması mümkünken, Mahkemece bu taleplerinin değerlendirmediğini, davalı müvekkilinin Ankara'da misafirhanesi olan Bölge Müdürlüğünün bulunduğunu, hükme esas olarak alınan kusur raporunun dosyada mevcut SGK müfettiş raporu, trafik kaza raporu, ceza davasında ve son olarak Sigorta Tahkim Komisyonunda alınan bilirkişi raporlarıyla %100 oranında çelişkili olduğunu, İlk Derece Mahkemesince davacı eşin evlenme ihtimalinin rapor tarihine göre hesaplanması nedeniyle düşük hesaplandığını, eşin evlenme ihtimalinin kaza tarihine göre hesaplanması gerektiğini, müteveffanın babasının birleşen dava dosyası açılmadan önce dosyada tanık olarak dinlendiğini, sonradan birleşen dava dosyasının davacısı konumuna geldiğini, bu durumun HMK’ya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. VI.DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE a. Taraf vekillerinin davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında kurulan hüküm dışındaki diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110. maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacılar vekilinin asıl dava dosyasında eş için 769.643,77 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, çocuk için 60.000,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi, birleşen dava dosyasında anne için 205.288,63 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, baba için 144.263,84 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesi'nce son alınan bilirkişi hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 1.226.761,09 TL olarak hesaplandığı ne var ki davacı eşin maddi tazminat isteminin 769.643,77 TL olduğu kabulünden hareketle davacı eşin maddi tazminat isteminin talebiyle bağlı kalınmak suretiyle kabulüne, eşin manevi tazminat isteminin kabulüne, davacı çocuk lehine 45.464,36 TL maddi tazminat ödenmesine, davacı çocuğun manevi tazminat isteminin kabulüne, birleşen dava dosyası yönünden anne ve baba lehine 40.000,00'er TL maddi, 50.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 08.11.2023 tarihli kararı ile istinaf yoluna başvuran tarafların istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibariyle temyizde kesinlik sınırının 238.730,00 TL olduğu gözetildiğinde, taraf vekillerinin davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında kurulan hüküm dışındaki diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının miktardan ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. b. Taraf vekillerinin davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, Mahkemece alınan 22.04.2022 tarihli kök hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 573.348,38 TL, davacı çocuğun maddi zararının 43.724,58 TL olarak hesaplandığı, taraf vekillerinin bilirkişi hesap raporuna süresinde itiraz ettikleri, 12.09.2022 tarihli birinci ek hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 769.643,77 TL, davacı çocuğun maddi zararının 38.068,52 TL, davacı annenin maddi zararının 205.288,63 TL, davacı babanın maddi zararının 144.263,84 TL olarak hesaplandığı, birinci ek hesap raporunun taraf vekillerine 17.09.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilinin rapora süresinde itiraz ettiği, davacılar vekili rapora itiraz etmediği gibi bu rapor doğrultusunda talep artırıp takip eden celsede davanınkabulüne karar verilmesini talep ettiği, 12.09.2022 tarihli ikinci ek hesap raporunda davacı eşin maddi zararının 1.226.761,09 TL, davacı çocuğun maddi zararının 45.464,36 TL, davacı annenin maddi zararının 294.683,96 TL, davacı babanın maddi zararının 200.303,45 TL olarak hesaplandığı İlk Derece Mahkemesince davacılar anne ve baba yönünden Yargıtay içtihadı birleştirme kararı doğrultusunda anne ve baba lehine uygun bir tazminata hükmedildiği, eş ve çocuk yönünden ise ikinci ek hesap raporunun hükme esas alındığı, İlk Derece Mahkemesi gerekçeli karar başlığında davacı çocuğun gösterilmediği, yine asıl dava dosyasının davacıları eş ve çocuk olduğu halde asıl dava dosyasının davacılarının eş, anne ve baba olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı) Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-b maddesine göre hüküm tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini içermelidir. Somut olayda, davacıların birinci kök hesap raporuna yönelik bir itirazları olmadığı halde İlk Derece Mahkemesince ikinci ek hesap raporuna itibar edilmek suretiyle eşin maddi tazminat talebinin taleple bağlı kalınmak suretiyle kabul etmesi ve yine çocuk lehine 45.464,36 TL maddi vermesi davalı lehine oluşmuş usuli kazanılmış hakkı ihlal etmiştir, ne var ki davacı çocuğun maddi tazminat istemi hakkında kurulan hükmün kesinlik sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca İlk Derece Mahkemesi gerekçeli karar başlığında davacı çocuğun gösterilmemiş olması, asıl dava dosyasının davacıları eş ve çocuk olduğu halde asıl dava dosyasının davacılarının eş, anne ve baba olarak gösterilmesi de yerinde görülmemiştir. Ne var ki bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Taraf vekillerinin davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında kurulan hüküm dışındaki diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının ayrı ayrı miktardan REDDİNE, 2.Taraf vekillerinin davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazları yönünden İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının; A.Gerekçeli karar başlığının asıl dava dosyasına ilişkin bölümünde yer alan; "Davacılar : 1-... - ... Mah. ... Sok No: ..., .../İstanbul :2- ... - ... Mah. ... Sok No: ..., .../İstanbul Vekilleri : Av. ... - [...] UETS Av. ... - [...-...-..] UETS" ibarelerinin yazılması, B.Hüküm fıkrasının davacı eşin maddi tazminat istemi hakkında kurulan hükme ilişkin 1 numaralı bendinin tamamen silinerek yerine geçmek üzere; "1-)Davacı eş ...'nun maddi tazminat talebinin kabulü ile 769.643,77 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihi olan 27.03.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine," ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililerine iadesine, Davacılar avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, Davalı avukatı yararına takdir edilen 28.000,00 TL avukatlık parasının davacılara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2024/1423, K. 2024/12679, T. 10.12.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2024-1423-e-2024-12679-k-92c3fd68e7dd