Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/11131 E. 2024/11255 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/11131
- Karar No
- 2024/11255
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/584 E., 2024/404 K.
Taraflar arasındaki 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak, yaşlılık aylığı tahsisi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 01.10.1987 - 14.02.2007 tarihleri arasında Türk Silahlı Kuvvetlerinde muvazzaf subayı olarak 19 yıl 4 ay 14 gün TSK'ya hizmet verdiği, 14.02.2007 tarihinde itibariyle özel bir havayolu şirketinde çalışmaya başladığı, 20.03.2014 tarihinde Emekli Sandığına tabi hizmetleri ile Sosyal Güvenlik Kurumu bünyesinde geçen hizmetlerini birleştirilmesi, yaşlılık aylığı almaya hak kazandığı tarihin de kendisine bildirilmesini Kurumdan istediği, 05.06.2014 tarihinde Kurum tarafından hizmetlerinin birleştirildiği yönünde işlem yapıldığı, davacıya 04.05.2016 tarihinden itibariyle yaşlılık aylığı bağlandığı, ancak 25.10.2016 tarihinde Pendik SGK tarafından gönderilen yazı ile emeklilik işlemlerinde hata yapıldığı, bağlanmış olan aylığın iptal edildiği ve ödenen aylıkların yersiz ödeme olarak tahsil edileceğini bildirildiği iddiasıyla davacının Türk Silahlı Kuvvetlerindeki hizmetlerine karşılık mevcut olan fiili hizmet zamlı suresinin ilk sigortalı olduğu tarihten 506 sayılı Kanun'un Ek 39. maddesi uyarınca geri çekilerek yaş haddinden indirilmesine ve emeklilik başvurusuna hak kazandığı tarihin 04.05.2016 olduğunun tespiti ile bu tarih itibari ile yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; dava açılmadan önce davacının Kuruma başvurması gerektiği, Kurum tarafından altmış gün içerisinde cevap verilmez ise talebin ret oldunduğu, ancak o zaman dava açılabileceği, Kurum tarafından yapılan işlemlerin yasal olduğu, davanın açılmasına Kurumun sebebiyet vermediği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.İLK DERECE MAHKEMESİ İLK KARARI İlk Derece Mahkemesi tarafından 27.12.2018 tarihli ve 2016/610 Esas, 2018/669 Karar sayılı kararla davacının 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile davacının sigortalı çalışmalarının bildirildiği ... sicil sayılı işyerinden ayrılarak anılan tarihte Kuruma yazılı dilekçe ile başvurarak tahsis talebinde bulunduğu, davacının 01.10.1987 - 14.02.2007 tarihleri arasında 19 yıl 4 ay Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığına tabi hizmeti ile teğmenliğe nasb ettiği 15.09.1991 tarihi ile istifa ettiği tarih olan 14.02.2007 tarihleri arasında 3 yıl 10 ay 8 gün fiili hizmet zammı süresine sahip olduğu, davacının 23.05.2002 tarihi itibari ile sahip olduğu fiili hizmet süresi zammının ise 2 yıl 8 ay 23 gün ( 963 gün) olduğu, davacının Emekli Sandığı'na tabi hizmet süresinin 6974 gün olduğu, SSK'ya tabi hizmet süresinin 3232 gün olduğu, fiili hizmet süresi zammının (963 gün) eklenmesi ile toplam hizmet süresinin 11169 gün olduğu, 04.05.1969 doğum tarihli erkek sigortalı olan davacıya 506 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanabilmesi için 25 yıl sigortalılık süresi, 48 yaş ve 5225 gün prim ödeme şartının yerine getirilmesi gerekmekte olup, 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile davacının 29 yıl 6 ay 7 gün sigortalılık süresine sahip olduğu görülmekle yaşlılık aylığı için aranan 25 yıl sigortalılık süresi şartını sağladığı, 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile davacının 11169 gün prim ödeme gün sayısına sahip olduğu görülmekle yaşlılık aylığı için aranan 5225 gün prim ödeme şartını sağladığı, 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile davacının 47 yaşında olduğu, davacının sahip olduğu fiili hizmet süresi zammının (963 gün) yaş haddinden indirilmesi halinde davacının tahsis talep tarihi itibari ile 45 yaş, 3 ay, 10 gün yaşına sahip olması halinde yaşlılık aylığı için aranan yaş şartını sağlayacağı, davacının 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile 47 yaşında olması nedeni ile yaş koşulunu da sağladığı gerekçesiyle açılan davanın kabulüne, davacının, TSK daki hizmetine karşılık mevcut olan fiili hizmet zammı süresinin sigortalı olduğu tarihten 506 sayılı Kanun'un Ek 39. maddesi uyarınca geri çekilerek yaş haddinden indirilmesine ve emeklilik başvurusunun yapmaya hak kazandığı 04.05.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı için aranan koşulları sağladığı ve bu tarih itibariyle yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir. IV.İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 27.12.2018 tarihli ve 2016/610 Esas, 2018/669 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf yoluna başvurmuş ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi tarafından 09.07.2020 tarihli ve 2019/245 Esas, 2020/1053 Karar sayılı kararla 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile davacının sigortalı çalışmalarının bildirildiği ... sicil sayılı işyerinden ayrılarak anılan tarihte Kuruma yazılı dilekçe ile başvurarak tahsis talebinde bulunduğu, davacının 01.10.1987 - 14.02.2007 tarihleri arasında 19 yıl 4 ay Kamu Görevlileri Emeklilik Daire Başkanlığı'na tabi hizmeti ile teğmenliği nasb ettiği 15.09.1991 tarihi ile istifa ettiği tarih olan 14.02.2007 tarihleri arasında 3 yıl 10 ay 8 gün fiili hizmet zammı süresine sahip olduğu, davacının 23.05.2002 tarihi itibari ile sahip olduğu fiili hizmet süresi zammının ise 2 yıl 8 ay 23 gün (963 gün) olduğu, davacının Emekli Sandığı'na tabi hizmet süresinin 6974 gün oluğu, SSK'ya tabi hizmet süresinin 3232 gün olduğu, fiili hizmet süresi zammının (963 gün) eklenmesi ile toplam hizmet süresinin 11169 gün olduğu, 04.05.1969 doğum tarihli erkek sigortalı olan davacıya 506 sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanabilmesi için 25 yıl sigortalılık süresi, 48 yaş ve 5225 gün prim ödeme şartının yerine getirilmesi gerektiği, 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile davacının 29 yıl 6 ay 7 gün sigortalılık süresine sahip olduğu görülmekle yaşlılık aylığı için aranan 25 yıl sigortalılık süresi şartının sağladığı, 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile davacının 11169 gün prim ödeme gün sayısına sahip olduğu görülmekle yaşlılık aylığı için aranan 5225 gün prim ödeme şartını sağladığı, 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile davacının 47 yaşında olduğu, davacının sahip olduğu fiili hizmet süresi zammının (963 gün) yaş haddinden indirilmesi halinde davacının tahsis talep tarihi itibari ile 45 yaş, 3 ay, 10 gün yaşına sahip olması halinde yaşlılık aylığı için aranan yaş şartını da sağlayacağı, davacının 04.05.2016 tahsis talep tarihi itibari ile 47 yaşında olması nedeni ile yaş koşulunu da sağladığı anlaşıldığından gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 09.07.2020 tarihli ve 2019/245 Esas, 2020/1053 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 29.03.2022 tarihli ve 2020/8759 Esas, 2022/4534 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur: "...Mahkemece, 2829 sayılı Yasa kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Yasa kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı 'fiili hizmet zammının' tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Yasanın Ek 39'uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Yasada yer alan 'fiili hizmet zammının', iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Yasanın 11. Kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Yasanın 32.vd. maddelerinde düzenlenmiş 'fiili hizmet zammının', 506 sayılı Yasadaki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken 'itibari hizmet' süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Yasa kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Yasa kapsamında hak kazanılan 'fiili hizmet zammının' kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Yasanın 60. ve geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." 2.İlk Derece Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak 08.11.2022 tarihli ve 2022/351 Esas, 2022/546 Karar sayılı karar ile 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun'un 60 ve Geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihinden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği anlaşıldığından hukuki dayanaktan yoksun olduğuna kanaat getirildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. 3.İlk Derece Mahkemesinin 08.11.2022 tarihli ve 2022/351 Esas, 2022/546 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 21.03.2023 tarihli ve 2023/3294 Esas, 2023/2836 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur: "...4.Mahkemece bozmaya uyulmuş ise de, bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, tahsis yapılmasına ilişkin davalarda, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun 'Usul ekonomisi ilkesi' başlıklı 30 uncu maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir. Eldeki dava bakımından, öncelikle bozmaya uygun şekilde uygulama yapılmalı ve davacının tahsis koşullarını gerçekleştirip gerçekleştirmediği hususu irdelenmeli sonucuna göre davacının tahsis talep tarihi itibari ile koşulları sağlayıp sağlamadığı hususu belirlenmeli ve davacının talebi de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..." 4.İlk Derece Mahkemesi tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı şartlarını yerine getiren davacının, 48 yaşını doldurduğu 04.05.2017 tarihi itibari ile yaşlılık aylığı için aranan tahsis koşullarına sahip olduğu, davacının 48 yaşını doldurduğu 04.05.2017 tarihini takip eden aybaşı olan 01.06.2017 tarihinden itibaren davacıya yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti yönünde fazlaya ilişkin talep reddedilmek suretiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davacının, 04.05.2017 tarihi itibari ile yaşlılık aylığına hak kazandığının ve 01.06.2017 tarihinden itibaren davacıya yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. VI.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacıya yaşlılık aylığı bağlanması gereken tarihin hatalı belirlendiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; Kuruma müracaat şartının yerine getirilmediği, Kurum işlemlerinin yerinde olduğu, davacının tahsis koşullarının mevzuata aykırı belirlendiği, eksik inceleme ile karar verildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet süresi zammı dikkate alınarak, yaşlılık aylığı tahsisine ilişkindir. 1. Mahkemeler, iddia ve savunma çerçevesinde tespit ettikleri maddi vakıaları, söz konusu maddi vakıaların hukuki niteliğini, uygulanan hukuk kurallarını, bunun nedenlerini ve hüküm fıkrasıyla bağlantısını gerekçeyle açıklarlar. Böylece tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri, mahkeme kararlarının denetlenebilmesi ve toplumun da yargı kararlarının sebeplerini öğrenmesi sağlanır. 2. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ise de gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Ancak Anayasanın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılacağı hükmü konulmuştur. Bu sayede mahkeme kararlarının gerekçeli olması ve kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarının sağlanması amaçlamaktadır.
3.Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı da gerekçeli karar zorunluluğunu içermektedir. Gerekçeli karar, tarafların kararı denetleyebilmesini ve üst mahkemelere başvuru yolunu etkin şekilde kullanabilmesini sağlar. Bu doğrultuda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde, hükmün kapsamına ilişkin olarak kararın gerekçesinin yazılması zorunlu kılınmıştır. Aynı maddede, hükmün tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesiyle birlikte ulaşılan hukuki sonucun açık ve anlaşılır biçimde ifade edilmesi gerektiği belirtilmektedir. 4.Gerekçeli kararlar, yargı erkine duyulan güvenin artırılmasının yanı sıra, mahkemelerin karar verirken nesnel ve tutarlı bir hukuki değerlendirme yapmalarını da temin eder. Bu durum, sadece bireysel hakların korunması açısından değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün sağlanması bakımından da hayati öneme sahiptir. Dolayısıyla mahkemelerin verdiği her kararın gerekçeli olması, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez bir unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. 5.Somut olayda; İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de bilirkişinin tahsis koşullarına ilişkin değerlendirmesine atıf yapılmakla yetinilmiş olup davacının 5434 sayılı Kanun kapsamında fiili hizmet süresi zammının yaş haddinden indirilip indirilmediği, sigorta başlangıç tarihinden de indirilip indirilmediğine ilişkin bir gerekçeye yer verilmemesi Mahkeme kararlarının gerekçeli olmasına ilişkin zorunluluk ve ilkelere aykırıdır. 6.Öte yandan uyulan bozma ilamlarında belirtildiği üzere 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan 'fiili hizmet zammının' kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun'un 60 ve Geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermemektedir. Bu çerçevede, öncelikle davacının 01.10.1987 olan sigorta başlangıcı esas alınarak, 506 sayılı Kanun’un Geçici 81. maddesinin (B) bendi uyarınca 23.05.2002 tarihi itibarıyla sigortalılık süresi ve tabi olduğu yaşlılık aylığına ilişkin koşullar belirlenmelidir. Daha sonra, fiili hizmet süresi zammı yalnızca prim gün sayısına ve tabi olduğu yaşına eklenerek, davacının hangi tarihte yaşlılık aylığı almaya hak kazandığı saptanmalı ve bu tarih ile talep tarihi esas alınarak aylık bağlanmasına karar verilmelidir. Ancak Mahkemece, bu ilkelere aykırı olarak tahsis koşullarının hatalı biçimde belirlenmesi isabetsizdir. 7. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 19.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.