Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2024/10524 E. 2024/13666 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/10524
- Karar No
- 2024/13666
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/105 E., 2024/115 K. Taraflar arasındaki iş kazası nedeniyle meslekte kazanma güç kaybı oranının ve Kuruma borçlu olmadığının tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... tahsis noda kayıtlı olup halihazırda yaşlılık aylığı aldığı, davacının davalı iş yerinin...'daki iş yerinde 08.04.1996 tarihinde çalışırken saat 24:00 sıralarında iş kazası geçirdiği, ... SSK Hastanesinden verilen 15.10.1999 tarih ve ... sayılı sağlık kurulu raporunda, iş kazasının gözlerine verdiği arazların davacıda % 30,2 oranında işgücü kaybına sebebiyet verdiği gerekçesiyle davacıya sürekli işgöremezlik geliri bağlandığı, kaza sonrasında da aynı iş yerinde çalışmaya devam eden davacının önceleri işveren aleyhine tazminat davası açmadığı, ancak ekonomik kriz nedeniyle fesihten sonra Karşıyaka 3. İş Mahkemesinin 2008/682 Esas sayılı dosyası ile tazminat davası açtığı, iş kazası sonucunda davacının sadece gözlerinde değil, kulaklarında, ruh sağlığında ve vücut bütünlüğünde zaman içinde artan kalıcı başkaca arazlara da sebebiyet vermesine rağmen bunların işgücü kaybında dikkate alınmadığı iddiasıyla iş kazası sebebiyle davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının tespitine, davacının 22.05.2009 tarihinden itibaren davalı SGK'ya işgöremezlik geliri farkı ödeme borcu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II.CEVAP 1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; 08.04.1996 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu meslekte kazanma gücünü % 30,2 oranında kaybeden davacının 20.10.1999 tarihinde yapılan kontrol muayenesi sonucu malüliyet derecesinin % 12,2'ye düşürüldüğü, iş kazası üzerine ÇSGB iş müfettişince 31.10.1996 tarih BÖ 7170 sayılı raporu ile inceleme yapıldığı ve müfettiş raporunda davacı işçinin %50 oranında kusurlu olduğu, sigortalının malüliyet derecesinin 20.10.1999 tarihinde yapılan kontrol muayenesi sonucu %12,2'ye düşürülmüş olduğundan Kurumca yapılan işlemin yerinde olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı işveren vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu kazanın 08.04.1996 tarihinde meydana geldiği, bu nedenle öncelikle zamanaşımına uğradığı, davacının Karşıyaka 3. İş Mahkemesine açmış olduğu 2008/682 Esas sayılı dosyanın halen derdest olup bu dosyada davacının malüliyet derecesinin %12,2'ye düşmüş olduğunun açık olarak tespit edildiği, davacının malüliyet oranının artmak yerine azalma gösterdiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.MAHKEME İLK KARARI Mahkeme tarafından 20.01.2014 tarihli ve 2010/739 Esas, 2014/2 Karar sayılı kararla Adli Tıp Kurumunun 01.07.2013 tarihli 3. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporunda dava konusu olayla ilgili olarak 1960 doğumlu ...'ın 08.04.1996 tarihinde maruz kaldığı iş kazası neticesi meydana geldiği bildirilen arızası 85/9529 karar sayılı Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümleri muvacehesinde fonksiyonel araz bırakmadan iyileşmiş olduğundan, sürekli malüliyet tayinine mahal olmadığı, iyileşme süresinin 08.04.1996 tarihinden itibaren 3 aya kadar uzayabileceği, bu süre zarfında mesleğini icra edemeyeceğine oy birliğiyle karar verildiği ve içeriği itibariyle gerekçeli olup, tüm belgeler incelenip irdelendikten sonra düzenlenen anılan raporda davacının malüliyetinin bulunmadığı anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ 1. Mahkemenin 20.01.2014 tarihli ve 2010/739 Esas, 2014/2 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 15.06.2015 tarihli ve 2014/22103 Esas, 2015/11863 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "08.04.1996 tarihine geçirdiği iş kazası nedeniyle %30,2 oranında sürekli iş göremez hale geldiği ancak, 20.10.1999 tarihinde kontrol kaydı gerektiği kabul edilen davacı hakkında Kurumca yapılan 15.10.1999 tarihli kontrol muayenesi sonrasında kontrol kaydı konulmaksızın aynı orandaki sürekli iş göremezlik derecesiyle gelirler ödenmeye devam edilmekte iken, davacının işveren aleyhine açtığı maddi manevi tazminat davası nedeniyle ve orada davacının sürekli iş göremezlik derecesine yapılan itiraz nedeniyle davalı Kurumca 30.04.2009 tarihli Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden alınan rapor dikkate alınarak, 22.05.2009 tarihli karar ile davacının sürekli iş göremezlik derecesinin azalma kaydıyla %12,2 olduğu kabul edilerek davacı hakkında 22.05.2009 - 21.10.2009 tarihleri arasında yüksek iş göremezlik derecesi ile haketmediği gerekçesi ile fazladan aldığı fark gelirlerin borç olarak tahakkuk ettirildiği anlaşılmakta olup, mahkemece aldırılan Adli Tıp Raporu gereğince davacının iyileştiği kabul edilerek davacının davasının reddine karar verilmiş ise de verilen kararın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Dosyada davacının Kurumun fark gelir borcu çıkartılmasına dair son işlemine itiraz etmesi üzerine, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu'nun 18.06.2010 tarihli kararı ile 22.05.2009 tarihi itibari ile davacının sürekli iş göremezlik derecesinin azalma kaydıyla %12.2 olduğuna dair karar verildiği, Mahkemece yargılama sırasıda aldırılan 18.05.2012 tarihli kararı ile de verilen kararın yerinde olduğu herhangi bir değişiklik gerektirmediği belirtilmiş fakat Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunca alınan kararda davacının Sosyal Sigorta İşlemleri Tüzüğü hükümleri çerçevesinde iş kazası nedeniyle oluşan arazının fonksiyonel arıza bırakmadan iyileştiğinin kabul edildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Davanın yasal dayanaklarından olan 5510 sayılı Kanun'un 19. maddesinde 'İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve engellilik nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az % 10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalı, sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanır. Sürekli iş göremezlik geliri bağlanmış olan sigortalının yeniden tedavi ettirilmesi halinde meslekte kazanma gücünü ne oranda yitirdiği, birinci fıkrada belirtilen sağlık kurullarından alınacak raporlara göre yeniden tespit olunur.' hükmü gereğince meslekte kazanma gücünün tespit edilmesi hususunda öncelikle Kurum nezdinde rapor aldırılmak suretiyle sonuca gidilmesi gerektiği hususu vurgulanmıştır. 5510 sayılı Kanun'un sigortalı sayılanlar ve bunların bakmakla yükümlü oldukları veya hak sahibi çocuklarının çalışma gücü veya meslekte kazanma gücü kayıp oranlarının tespitine ilişkin, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği 01.10.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 11.10.2008 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak; Malûliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği 01.09.2013 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 03.08.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Diğer taraftan, aynı Kanun'un 58 ve 95. maddeleri gereğince meslekte kazanma gücü kaybı ve bedeni çalışma gücü kaybının tespiti bakımından izlenecek yol açıklanmıştır. Buna göre, Kurum sağlık tesislerince düzenlenen raporlara dayanılarak verilen kararlara karşı Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulundan rapor alınmalı, söz konusu kurul raporlarının Kurumu bağlayacağı, ancak, diğer ilgilileri bağlamayacağı dikkate alınarak, itiraz halinde, Adli Tıp Kurumu'ndan alınacak rapora göre karar verilmeli; Yüksek Sağlık Kurulu Raporu ile Adli Tıp Kurumu raporu arasında çelişki bulunması halinde ise, Adli Tıp Genel Kurulu'ndan alınacak raporla, bu çelişki giderilip, varılacak sonuca göre karar verilmelidir. Ne var ki somut olayda, Adli Tıp Kurulunca verilen 01.07.2013 tarihli raporun davacıdaki iyileşme tarihi belirlenmediği, meslekte kazanma gücü kaybının tespiti bakımından 22.05.2009 tarihi sonrası hakkında %12,2 mi yoksa % 0 mı olduğu hususunda yeterli irdelemeyi içermediği gibi, konunun bedeni çalışma gücü kaybı bakımından irdeleme yapıldığı buna göre karara esas alınamayacağı dikkate alınmalıdır. Bu durumda, Mahkemece yapılacak iş; tüm tedavi evrakları da eklenerek öncelikle Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu'ndan davacının meslekte kazanma gücü kaybının tespitine dair yeterli ve infaza elverişli şekilde rapor aldırmak, çelişki vaki olursa bu kez açıklanan yasal prosedür çerçevesinde Adli Tıp Genel Kurulu'ndan alınacak raporla, bu çelişki giderilip, varılacak sonuca göre, davacının Kuruma karşı borçlu olup olmadığının tespiti talebi yönünden da talebi karşılayacak şekilde karar vermekten ibarettir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..." 2.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak 17.07.2020 tarihli ve 2015/232 Esas, 2020/143 Karar sayılı kararı ile mevcut deliller ışığında davacıdan 22.05.2009 - 21.10.2009 tarihleri arasında yüksek iş göremezlik derecesi ile haketmediği gerekçesi ile fazladan aldığı fark gelirlerin borç olarak tahakkuk ettirilmesi işleminin hukuka uyarlı olmadığı gerekçesiyle davacı ...’ın, 08.04.1996 tarihinde geçirdiği iş kazasına bağlı her iki gözde görme kaybı arızası nedeniyle 05.06.2016 tarihinden itibaren %51.0 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının tespiti ile davacıdan 22.05.2009 - 21.10.2009 tarihleri arasında yüksek iş göremezlik derecesi ile haketmediği gerekçesi ile fazladan aldığı fark gelirlerin borç olarak tahakkuk ettirilmesi işleminin hukuka uyarlı olmadığından iptaline karar verilmiştir. 3. Mahkemenin 17.07.2020 tarihli ve 2015/232 Esas, 2020/143 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuş ve Dairemizce 07.12.2021 tarihli ve 2020/9899 Esas, 2021/15546 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur: "Eldeki davada, Mahkemece verilen 20.01.2014 tarihli karar, Dairemizin bozma ilamı ile özetle, 'somut olayda, Adli Tıp Kurulunca verilen 01.07.2013 tarihli raporun davacıdaki iyileşme tarihi belirlenmediği, meslekte kazanma gücü kaybının tespiti bakımından 22.05.2009 tarihi sonrası hakkında %12,2 mi yoksa % 0 mı olduğu hususunda yeterli irdelemeyi içermediği gibi, konunun bedeni çalışma gücü kaybı bakımından irdeleme yapıldığı buna göre karara esas alınamayacağı dikkate alınmalıdır. Bu durumda, mahkemece yapılacak iş; tüm tedavi evrakları da eklenerek öncelikle Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu'ndan davacının meslekte kazanma gücü kaybının tespitine dair yeterli ve infaza elverişli şekilde rapor aldırmak, çelişki vaki olursa bu kez açıklanan yasal prosedür çerçevesinde Adli Tıp Genel Kurulu'ndan alınacak raporla, bu çelişki giderilip, varılacak sonuca göre, davacının Kuruma karşı borçlu olup olmadığının tespiti talebi yönünden da talebi karşılayacak şekilde karar verilmesi…' gereğine işaret edilerek bozulmuştur. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. 'Usuli kazanılmış hak' olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir. (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı) Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK) Eldeki davada ise, bozma gereklerinin yerine getirildiğinden bahsedilmesi mümkün değildir. Davaya konu uyuşmazlıkta esas halledilmesi gereken uyuşmazlık, davacı hakkında daha önceden kontrol kaydı olmaksızın ödenmekte olan gelirin, davalı Kurumun 2009 yılında yaptığı işlemle 22.05.2009 tarihinden itibaren azalma kaydı ile sürekli iş göremezlik derecesinin %12,20 olarak kabul edilmesinin uygun olup olmadığı ile bu orana dayalı olarak davacı hakkında yapılan borç tahakkukunun iptalinin gerekip gerekmediği hususunda olup, bozma sonrasında aldırılan tüm raporlarda 01.10.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 11.10.2008 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre davacının 08.05.2016 tarihinde yapılan muayene tarihinde %51 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin belirtilmesi karşısında, eldeki davada Adli Tıptan uyulan bozma ilamı ve 506 sayılı Kanun'un 109. ve 5510 sayılı Kanun'un 95. maddelerinde belirlenen prosedürün işletilmesi ile davacı hakkında gelirin bağlandığı tarihte yürürlükte olan Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü çerçevesinde irdeleme yapılması ve sürekli iş göremezlik oranının ne olduğu, bu oranda başlangıçta belirlenen orandan azalma olup olmadığının ve olmuş ise azalma tarihinin de tespiti ile %30,20 mi yoksa 22.05.2009 tarihi itibari ile azalma kaydı ile %12,20 mi olduğu hususlarında rapor aldırılması, yine davalı Kurumca davacı hakkında 22.05.2009-21.10.2009 tarihleri arasında fark gelir yönünden yapılan borç tahakkukunun bu çerçevede yerinde olup olmadığı hususunda yapılacak değerlendirme ile sonucuna göre davacının menfi tespit istemi hakkında infaza uygun şekilde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir." 4.Mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyada mevcut doktor raporları ve kurul kararları ile sigortalıya bağlanan sürekli iş göremezlik gelirinin bağlanması veya kesilmesi işleminde herhangi bir katkısı veya etkisi bulunmadığı, sigortalının Kuruma sahte evrak sunmadığı, yalan veya yanıltıcı bir beyanı bulunmadığı gibi, kasıtlı veya kusurlu bir davranışı da söz konusu olmadığı, bu durumda fazla maaş ödenmesinde davacın kasıtlı ve kusurlu davranışı söz konusu olmadığından, davacının sebepsiz zenginleşmede iyi niyetli olduğu kabul edilmesi, 818 sayılı BK’nun 63. maddesi gereğince de kendisine ödenen gelirin iadesi ile sorumlu tutulmamasının günümüz şartlarında geçimini zorlukla sağlayan sigortalıyı güç durumda bırakacağı, sosyal devlet anlayışı ilkelerini de ters düşeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı ...’ın 08.04.1996 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik derecesine başlangıçtan 22.05.2009 tarihine kadar %30,2 oranında, 22.05.2009 – 05.08.2016 tarihlerinde azalma kaydıyla %12,2 oranında 05.08.2016 tarihinden itibaren artma ile %51 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının tespitine, yasal mevzuatta iş kazasından kaynaklanan çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değişmesi sonucunda sigortalılara evvelce ödenmiş bulunan aylıkların geri alınacağına dair herhangi bir hüküm bulunmadığından ve de sigortalıya bağlanan sürekli iş göremezlik gelir değişikliği nedeniyle fazla gelir ödenmesinden davacınnı kasıtlı ve kusurlu davranışı söz konusu olmadığından 818 sayılı BK’nun 63. maddesi gereğince de kendisine ödenen gelirin iadesi ile sorumlu tutulmasının günümüz şartlarında geçimini zorlukla sağlayan sigortalıyı güç durumda bırakacağı sosyal devlet anlayışı ilkelerini de ters düşeceği bu nedenle davacıdan 22.05.2009–21.10.2009 tarihleri arasında yüksek iş göremezlik derecesi ile haketmediği gerekçesi ile fazladan aldığı 1542,89 TL fark gelirlerin borç olarak tahakkuk ettirilmesi işleminin iptaline karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; olay safahatına göre Kurum işleminin yerinde olduğu, işlem tarihlerinde geçerli mevzuat hükümlerinin uygulandığı, bozma öncesi raporla da bu durumun teyit edildiği, Borçlar Kanunu'nun 63. maddesinin uygulanamayacağı, aleyhe gidere hükmedilemeyeceği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle meslekte kazanma güç kaybı oranının ve Kuruma borçlu olmadığının tespitine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, Kurum vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun’un geçici maddelerinde yersiz ödemelerin tahsili konusunda önceki hükümlerin uygulanması gereğine işaret eden herhangi bir kural bulunmadığından sonuç olarak anılan Kanun'un 96. maddesi Kurumun yersiz ödemeden kaynaklanan alacaklarına ilişkin süregelen uyuşmazlıklarda uygulanması zorunlu olduğu gibi bu konuda, geri verilmesi gereken tutarın belirlenmesinde 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun genel hüküm niteliğinde bulunan Borçlar Kanunu'nun 63. maddesinin ya da Medeni Kanun'un 2. maddesinin uygulanma yeri yoktur. 818 sayılı Kanun'un 63. Maddesine göre, haksız (nedensiz ) bir edinimde bulunan kimse, onun geri alınması zamanında elinden çıkmış olduğunu kanıtladığı tutar oranında ret ve geri vermekle yükümlü değilse de, haksız edinimde bulunan, o şeyi kötü niyetle elden çıkarmış veya onu elden çıkarırken sonradan ret ve geri vermeye zorunlu tutulacağını biliyor ise ret ve geri vermekle yükümlüdür. Bir başka anlatımla, iyi niyetli zenginleşen sebepsiz zenginleşme konusunun kendisinden istendiği tarihten önce elinden çıktığını iddia ve ispat ettiği miktar oranında ret ve geri vermeyle yükümlü olmayacak, buna karşın, zenginleşen zenginleşme anında veya sonrasında mal varlığındaki artışın geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığını biliyor veya bilmesi gerekiyor, iyi niyetli sayılmayacaktır. 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesi sebepsiz zenginleşmede geri verme konusunda özel bir düzenleme niteliğinde olup murisin tahsis koşullarının oluşmadığı anlaşıldığında aylık tutarlarının yasal faizi ile birlikte geri alınması mümkün olduğu gibi, ödemeye davalının kasıtlı ve kusurlu davranışının sebep olup olmadığı irdelenerek, 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesine göre, sorumluluğun kapsamı belirlenmelidir. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 24.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.