Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/4070 E. 2023/7284 K.
Konu: Hizmet Ve Sigorta Başlangıç Tarihinin Tespiti
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/4070
- Karar No
- 2023/7284
- Karar Tarihi
- Konu
- Hizmet Ve Sigorta Başlangıç Tarihinin Tespiti
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3624 E., 2022/3993 K. KARAR : Esastan Red İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/650 E., 2022/392 K. Taraflar arasındaki hizmet ve sigorta başlangıç tarihinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket bünyesinde inşaat ekibi olarak grup şeklinde çalıştığını, çalıştığı dönemde sigortasının eksik yatırıldığını veya hiç yatırılmadığını, müvekkilinin tüm inşaatlarda istisnasız çalıştığını, müvekkilinin çalıştığı dönemdeki teşvikten faydalanmak üzere kimi zaman teşvik için çalışan sayısı sınırlı tutulmak üzere sigortalandığını, genel olarak sigortasız çalıştırılmasının başlıca nedenlerinden birinin de bu olduğunu, davalı şirkete ait işyerinde 1989-2010 tarihleri arasında çalıştığını ve sigorta başlangıç tarihinin tespiti ile bu süreler içerisinde yatırılmayan primlerin davalı tarafından yatırılmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili, davanın 1989-2010 yılları arasına ait hizmet tespiti davası olduğunu, iş bu davaki taleplerin 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı madde hükmü çerçevesinde zamanaşımına uğradığını, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaları kabul etmediklerini, davacının çalıştığı sürelerin SGK'ya bildirilen süreler olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Fer'i müdahil vekili, Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin emsal nitelikte olan 2018/23 Esas, 2018/469 Karar sayılı dosyasında verilen karar ile bu karara ilişkin Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 2019/7017 Esas - 2020/540 Karar sayılı ilamına göre ve yine Mahkemenin 2019/357 Esas, 2021/353 Karar sayılı dosyasında verilen karar ile bu karara ilişkin Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 2022/1913 Esas - 2022/7780 Karar sayılı ilamına göre toplanan deliller ve değerlendirmeler ışığında; somut olayda dava konusu dönemde, davacı adına davalıya ait işyerinden kısmi ve kesintili çalışmaların bildirilmiş olduğu, davacının kendi beyanına göre de hizmet akdinin 1989 yılında başladığı, 2010 yılında sona erdiği, 5510 sayılı Kanun'un 86 ve 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinde yeralan 5 yıllık hak düşürücü süre hizmetin bittiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde gerçekleştiği, davacının davaya konu ettiği çalışmalarının kesintisiz ve blok olarak devam ettiğine dair mahkememizce re'sen yapılan araştırma sonucunda yeterli delil elde edilemediği gibi davacının da iddiasını kanıtlayamadığı, davacının sicil dosyası içerisinde hak düşürücü süreyi kesen herhangi bir unsurun da bulunmadığı anlaşılmakla hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde, İlk Derece Mahkemesi kararının hatalı olduğunu, usul ve yasaya aykırı karar verildiğini beyan ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda; davacı adına davalıya ait işyerinden kısmi ve kesintili çalışmaların bildirilmiş olduğu, davacının kendi beyanına göre de hizmet akdinin 1989 yılında başladığı, 2010 yılında sona erdiği; 5510 sayılı Kanun'un 86 ve 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinde yeralan 5 yıllık hak düşürücü süre, hizmetin bittiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde gerçekleştiğinden; davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesi usul ve yasaya uygun olup davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığını, davanın ispat edildiğini beyanla davanın kabulü ile kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet ve sigorta başlangıç tarihinin tespitine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1-Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesi olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihi de kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21-43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. 2)Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davalar, sonuç itibariyle sigorta primlerinin işverenden tahsilini ve kurum kayıtlarının düzeltilmesini de gerektireceğinden gerçek işveren ve kurum kayıtlarında işveren olarak görünen kişilerin de belirlenerek davaya katılmaları sağlanmalı, bu yöndeki işyeri bilgi ve belgelerine ulaşılması, bir başka anlatımla, davanın sübutu, kanıtlama yükümlülüğü ve verilen kararın infazı açısından, husumetin tüm işverenlere birlikte yöneltilmesi zorunludur. 3)6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir. Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir. HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir. 4) Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir. 3. Değerlendirme 1.Eldeki davada, davacı, 1989- 2010 tarihleri arasında davalı şirkete ait inşaatlarda çalıştığı sürelerin tespitini talep etmiş Mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş ise de verilen karar yanılgılı değerlendirmeye dayalı bulunmuştur. Dosya kapsamında, davacının 15.01.1995-28.02.1995 tarihleri arasında 1013249 sicil numaralı Datmar Tur. işyerinden, 01.03.1997-30.04.1997 tarihleri arasında 46641 sicil numaralı İnprodek işyerinden, 17.09.1997-30.10.1997 tarihleri arasında 1035231 sicil numaralı İnprodek işyerinden, 01.11.1997-05.11.1998 tarihleri arasında 1036162 sicil numaralı Oktuğ Yenal işyerinden, 17.12.1999-29.12.1999 tarihleri arasında 1012574 sicil numaralı Mehmet Ünal işyerinden, 01.02.2000-16.11.2000 tarihleri arasında 1051559 sicil numaralı OHS İş Ort. İşyerinden, 02.07.2003-08.07.2003 tarihleri arasında 1003146 sicil numaralı Alarko İş Ort. işyerinden, 16.05.2007-30.09.2007 tarihleri arasında 1119616 sicil numaralı Özdoğanlar şirketi işyerinden, 16.08.2008-31.08.2008 tarihleri arasında 1051749 sicil numaralı Güntaş İnş. İşyerinden, 18.11.2008-08.01.2009 tarihleri arasında 1108801 sicil numaralı Hürkan İnş. İşyerinden, 21.11.2008-31.01.2009 tarihleri arasında 1135824 sicil numaralı İnprodek işyerinden, 16.07.2010-03.09.2010 tarihleri arasında 1188589 sicil numaralı İbrahim Ateş işyerinden sigorta bildirimlerinin yapıldığı; davalı işyerinden verilen 01.03.1997, 17.09.1997 ve en son 21.11.2008 tarihli işe giriş bildirgeleri bulunduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda, davacı 1989-2010 tarihleri arasında davalı işverenin inşaatlarında çalıştığını iddia ederek dava açmış ise de bu tarih aralığında belirtilen dava dışı şirketlerden sigorta bildirimleri yapıldığı görülmekle; davacının bu işyerleri ile ilgili beyanları alınmalı, bu işyerlerinin davalı şirket ile bağlantısı sorulup davacıdan bu dönemlerin iptalini isteyip istemediği sorulmalı, iptalini istiyorsa bu işverenler de davaya dahil edilerek delilleri sorulmalı, davacının kesintisiz olarak çalışıp çalışmadığı belirlenmeli, bu şirketlerin davalıya ait olduğu iddia ediliyorsa bu şirketler ile davalı işveren arasında yapılan sözleşmeler getirtilmeli, bu işverenler ayrı birer işveren olup davacının iddia ettiği sürekli çalışmanın kesildiğinin anlaşılması halinde her bir dönem yönünden hak düşürücü süre ile ilgili değerlendirme yapılması gerektiğinden ayrı ayrı dönemlerde davacının davalı işyerlerinden işe giriş bildirgesi bulunup bulunmadığı, yani 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesiyle atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nde belirtilen belgelerin bulunup bulunmadığı araştırılarak bu belgelerden birinin verilmesinin hak düşürücü süreyi engelleyeceği dikkate alınarak değerlendirme yapılmalı ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,22.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.