Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/11099 E. 2023/11076 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/11099
- Karar No
- 2023/11076
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1980 E., 2023/2283 K. KARAR : Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Anadolu 18. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/355 E., 2022/141 K. Taraflar arasındaki ödeme emrinin iptali ve menfi tespit istemine ilişkin davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, davalı idare tarafından 2013/102758 takip numaralı dosya kapsamında müvekkilleri hakkında düzenlenen 09.12.2015 tarihli ödeme emrinin zaman aşımına uğramış olması nedeniyle iptali ile menfi tespite karar verilmesini talep etmiştir. Bu dava; davacı şirket yönetim kurulu üyeleri ... ve ... hakkındaki davadan tefrik edilmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili, hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, davacı aleyhine 6183 sayılı Kanun'un 58 inci maddesi gereğince %10 haksız çıkma tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Anadolu 21. İş Mahkemesi'nin 2016/71 E. - 2016/269 K. sayılı ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, Maltepe SGM'nin 2013/102758 takip numaralı ödeme emrine konu alacakların zamanaşımına uğradığı değerlendirilebilecek ise de davacı şirket yönünden yukarıda açıklanan bilgiler doğrultusunda zamanaşımını kesen sebeplerin bulunduğu, bu haliyle davacı şirket tüzel kişiliğinin ödeme emrine konu alacaklar bakımından yasal sorumluluğunun devam ettiği anlaşılmakla bilirkişi raporu doğrultusunda davanın reddine, cevap dilekçesi ile kötüniyet tazminatı talep edildiği anlaşılmakla 6183 sayılı Kanun'un 58/5 maddesi gereğince dava konusu ödeme emrindeki asıl alacağın %10'u oranında davacı şirketin kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, "Davanın reddine, Dava konusu ödeme emrindeki asıl alacağın %10 oranında davacı şirketin kötüniyet tazminatına hükmedilmesine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; dava konusu prim borçlarının zamanaşımına uğradığını, davalı Kurum tarafından zamanaşımını kesen en yakın tarihli işlemin 19.01.2004 tarihinde yapıldığını, dosyada mübrez belgelerden 05.09.2003, 29.06.2006, 28.07.2008 ve 08.09.2008 tarihlerinde yapılan yapılandırma taleplerinde yalnızca tek imzanın mevcut olduğunu, ancak müvekkil şirketin o dönemlerde çift imza ile temsil edildiğini, bu durumda tek imza ile imzalanan belgelerin müvekkil şirket açısından geçerli olmayacağından dolayı müvekkil şirketin yapılandırma taleplerinin yok hükmünde olduğunu, bu nedenle 01.01.2009 tarihi itibariyle borçların zaman aşımına uğradığını, davanın kabulü gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Dosyanın incelenmesinde; davanın, tahsisen borçlu şirket yönetim kurulu üyelerine gönderilen 2013/102758 takip numaralı ödeme emrinin iptali kapsamında olduğu, davacı şirket yönünden düzenlenmiş 2013/102758 takip numaralı ödeme emrinin bulunmadığı, hakkında ödeme emri düzenlenmeyen davacı şirketin dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı anlaşıldığından, Mahkemece hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davacı şirketin ödeme emrine konu alacaklar bakımından yasal sorumluluğunun devam ettiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ayrıca; 6183 sayılı AATUHK 58/5 fıkrası Anayasa mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 20217119 E., 2022/48 K. sayılı kararı ile anayasaya aykırı bulunarak iptal edildiğinden, Mahkemece, 6183 sayılı Kanun'un 58/5 maddesi gereğince takibe konu alacağın %10 zamla tahsiline karar verilmesi de hatalı olmuştur. Ne var ki bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, HMK'nın 355 inci maddesi ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla" gerekçesiyle; "A) Davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ... Anadolu 18. İş Mahkemesi'nin 05.04.2022 tarihli, 2020/355 Esas - 2022/141 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, Hukuki yarar yokluğundan davanın reddine, istinaf başvurularının esastan reddine" karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesinde öne sürdüğü gerekçelerle davanın kabulü ile kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ödeme emrinin iptali ve menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Tüzel kişi işverenlerin ortak ve yetkililerinin kamu alacaklarından sorumluluğu, 6183 sayılı Kanun'un 35 inci mükerrer 35 inci mülga 506 sayılı Kanun'un 80 inci ve bazı maddeleri dışında 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinde düzenlenmiştir. 506 sayılı Kanun'un 80/12 nci maddesi, “sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” hükmünü öngörmüş, 5510 sayılı Kanun'un 88/20 nci maddesi de bazı farklar dışında anılan maddeye paralel düzenleme getirmiş olup, “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” hükmünü öngörmüştür. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun'un 80/11 inci maddesinde, “Sigorta primlerini haklı sebepleri olmaksızın, birinci fıkrada belirtilen süre içerisinde tahakkuk ve tediye etmeyen kamu Kurum ve kuruluşların tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri mesul muhasip, sayman ile tüzelkişiliği haiz diğer işverenlerin üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri Kuruma karşı, işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar” hükmü öngörülmüştür. Anılan madde hükmüne göre, tüzel kişiliği haiz özel kuruluşta görev yapan kişinin primlerin ödenmesinden işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olabilmesi için, primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili, üst düzey yöneticisi olması zorunludur. Yerleşmiş Yargıtay uygulamaları ile öğretide kabul edildiği üzere "üst düzey yönetici" kavramından anlaşılan şirketin mali ve idari konularında tek başına emir ve tasarruf yetkisine sahip özel şekilde kendisine yetki verilen kişidir. Türk Ticaret Kanunu'nun 317 nci maddesine göre anonim şirketlerde şirketi yönetmek ve temsil etmek yönetim kuruluna aittir. Anonim şirkette primlerin ödenmesinde müteselsilen sorumlu üst yönetici ve yetkiliden söz edebilmek için primlerin tahakkuk ve ödenmesinde yetkili üst düzey yönetici olması, yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcısı gibi unvan taşıması veya temsil ve ilzam yetkisine sahip yönetim kurulu üyesi olması gerekir. Bunun dışında kalan ve şirketin idare veya mali işlerinde doğrudan söz sahibi veya yetkili olmayan kişilerin işveren ile birlikte müşterek sorumluluğu düşünülemez. 5510 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi ile ilgili 108/1-c maddesinde, Kanun'un 88 inci maddesinin 01.07.2008 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiş olup, bu tarihten sonra tahakkuk eden prim borçları hakkında 5510 sayılı Kanun'un 88/20 nci maddesi ile “Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” şeklinde düzenlenme getirilmiştir. Yapılan bu düzenleme ile tüzel kişiliği haiz özel kuruluşta görev yapan yönetim kurulu üyelerinin primlerin ödenmesinden işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları açıkça belirtilmiştir. Yukarıdaki düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, 01.07.2008 tarihinden önce tahakkuk eden prim borçları bakımından, işveren ile birlikte müteselsilen sorumluluk koşullarının oluşması için, işveren kamu kurum ve kuruluşu ise kamu görevlilerinin tahakkuk ve tediye ile görevli olması, tüzel kişiliğe haiz diğer yetkilisi ve kanuni temsilci sıfatıyla işveren tüzel kişiliği temsil ve ilzama yetkili bulunulması gerekir. Ancak, sonradan yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesi burada bir ayrıma giderek özellikle şirket yönetim kurulu üyelerinin, temsil ve ilzam yetkisi aranmaksızın (haklı sebepleri olmazsa) müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklarını ayrıca ve açıkça belirtmiştir. Ayrıca belirtilmelidir ki, davanın yasal dayanaklarından olan, 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35 inci maddesinde ise asıl borçlu hakkında yapılan yasal takip ve araştırmalar sonucu kamu alacağının tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde, yasal temsilcisine ödeme emri çıkarabileceği bildirilmiş ise de sorumluluk bakımından, 6183 sayılı Kanun'un, 506 ve 5510 sayılı Kanunlara göre genel Kanun niteliği dikkate alınmalı ve özel kanun niteliğinde olan 506 sayılı Kanun'un 80 inci maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddedeki şartlar bakımından davacı hakkında öncelikle değerlendirme yapılması gerektiği açıktır. 3. Değerlendirme 1)Eldeki dava, ödeme emrinin iptali ve menfi tespit istemine ilişkin olup davanın reddine karar verilmiş ise de verilen hükmün eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Somut olayda, ödeme emrinin iptali ile birlikte menfi tespit talebinde de bulunulmakla davacının davayı açmakta hukuki yararı olduğundan esasa girilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.