Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/8137 E. 2022/13407 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/8137
- Karar No
- 2022/13407
- Karar Tarihi
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi No : Dava iş kazasından vefat eden sigortalının hak sahiplerinin tazminat istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma kararına uyularak hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekilinin süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesine göre “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.”hukuki düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda, davacı vekilinin 06.03.2014 tarihli dava dilekçesinde sigortalının hak sahiplerinden olan davacı eş ve çocukların her biri lehine maddi tazminat olarak 500,00 TL’şer maddi tazminat talebinde bulunduğu, 22.04.2015 tarihli ıslah dilekçesiyle bu istemlerini artırarak maddi tazminat olarak ... lehine 91.020,21 TL, Çocuklardan Yusuf lehine 31.518,32 TL ve ... lehine 18.912,51 TL maddi tazminat talep etmiş olmasına karşın, temyize konu iş bu 26.10.2021 tarihli kararda ... lehine 225.316,32 TL, ... Yusuf lehine 26.723,13 TL, ... ... lehine 3.825,50 TL maddi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda davacı ... için maddi tazminatta talep aşımı olacak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. 2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesi, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiğini açıklamıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde: “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir. Buna göre bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (...; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436 ; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E,2012/57 K ;28.09.2012 gün 2012/3-444 E ,2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E,2012/203 K sayılı kararlarında da, benimsenmiştir.Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. Ayrıca Yargıtay'ca bozulan mahkeme kararı ortadan kalkar ve hukukî geçerliliğini yitirir. Bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde olmadığından, bu karara atıf yapılarak hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi, bozulan karardaki gerekçeye atıf yapılması da yasal dayanaktan yoksundur (Hukuk Genel Kurulunun 22.06.2011 tarihli ve 2011/11-344 E., 436 K.; 29.02.2012 tarihli ve 2011/9-754 E., 2012/102 K. sayılı kararları ile Dairemizin 15.01.2020 tarih ve 2019/6901 E- 2020/185 K sayılı ilamı da bu yöndedir) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hükmün tashihini düzenleyen 304.maddesinde “(1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir. (2) Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir.” 305/A maddesinde ise “(1) Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir.” Düzenlemeleri yer almaktadır. Somut olayda Mahkemenin 26.05.2015 tarihli bir önceki kararının davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 03.07.2018 tarih ve 2016/19961 E- 2018/5961 K sayılı kararıyla davalı vekilinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin özetle “ iş kazasına dayalı tazminat davaları ile işçi alacağından kaynaklı her iki dava için izlenecek yöntem ve esas alınacak kıstasların birbirinden tamamen farklı olduğunu gözeterek her iki davanın ayrılması ve yargılamanın birbirinden bağımsız olarak sonuçlandırılmasının gerektiği, davaya konu iş kazası olduğu iddia edilen olayın ... tarafından iş kazası olarak tespit edilip edilmediğinin araştırılması ve giderek bu hususta tespit davası açmak üzere davacıya önel verilmesi, taraflar arasında kusurun aidiyeti konusunda uyuşmazlık bulunduğu da gözetilerek sigortalının işe girişinden önce ve işe girişi sırasında yaptırılan muayenelerine ilişkin kayıt ve belgeleri getirtmek, işverenin periyodik sağlık muayenelerini yaptırıp yaptırmadığı, bu muayenelerde kalp krizi riskine yol açacak rahatsızlıklarına ilişkin bir bulguya rastlanıp rastlanmadığı, kaza tarihinde sigortalının bünyesini zorlayacak bir çalışma yaptırılıp yaptırılmadığı, özellikle yukarıda işaret olunan ... sözleşmesi de dikkate alınmak suretiyle kamyon şoförü olan sigortalı için çalışma sürelerine riayet edilip edilmediğinin araştırılması, olay günü sigortalıyı işyerinde rutin dışında bir gerginlik ve stres içine sokacak bir olayın cereyan edip etmediği belirlenerek, işyeri hekimliği, işgücü sağlığı ve iş güvenliği konularında uzman olan bir kardiyoloğun da içerisinde yer alacağı üçlü bilirkişi heyetinden kusur raporu almak, verilen raporu dosyadaki bilgi ve belgelerle birlikte değerlendirmek ve çıkacak sonuca göre taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da dikkate alınarak bir karar verilmesi yönlerinden” ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozmaya uyularak yargılama yapılmış ise de bozma kapsamı konusunda hatalı değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler ışığında mahkemece, bozma ilamı ile önceki hükmün ortadan kalktığı ve bozma dışı bırakılan hususların yeniden hüküm altına alınması gerektiği gözetilerek davacının tüm talepleri hakkında yeniden infaza elverişli karar verilmesi gerekirken, temyize konu hükmün 26.10.2021 tarihinde tefhim edilen kısa kararında manevi tazminat istemleri hakkında bir karar verilmediği gibi 08.11.2021 tarihinde yazılarak açıklanan gerekçeli kararda da manevi tazminat istemleri hakkında davacının bir önceki kararı temyiz etmemesi nedeniyle davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakları gözeterek olumlu olumsuz bir karar verilmemesi, ayrıca gerekçeli kararın altına verilen tashih şerhiyle “Manevi tazminata ilişkin hüküm kesinleştiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,” şeklinde karar verilmesi de HMK 304 ve HMK 305/A maddelerinde belirtilen düzenlemelere açıkça aykırı olmuştur. 3- Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı Kararı). Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. ..., Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. ...’e ..., ... ... Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 ..., 1974, sayfa 395 vd.) Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Somut olayda davanın esası bakımından da, bozma kararında açıklanan şekilde; kaza tarihinde sigortalının bünyesini zorlayacak bir çalışma yaptırılıp yaptırılmadığı, özellikle 1979 yılında benimsenen ve Ülkemizce de onaylanan Karayolu Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin 153 Sayılı ... Sözleşmesi'nin 5. ve 6. maddelerinde karayolu taşımacılığında sürücü olarak çalışanların azami çalışma saatlerinin belirlendiği, anılan maddelerde hiçbir sürücünün mola vermeksizin ve devamlı olarak dört saatten fazla araç kullanmasına izin verilemeyeceği, her ülkenin yetkili makam ya da kuruluşunun, özel ulusal koşulları dikkate alarak, sözü geçen dört saatlik süreyi bir saatten fazla olmamak üzere artırabileceği, fazla mesai dahil, azami toplam araç kullanma süresinin günde dokuz, haftada kırksekiz saati aşamayacağı dikkate alınmak suretiyle kamyon şoförü olan sigortalı için çalışma sürelerine riayet edilip edilmediğinin araştırılması, olay günü sigortalıyı işyerinde rutin dışında bir gerginlik ve stres içine sokacak bir olayın cereyan edip etmediği belirlenerek, inceleme yapılması, ayrıca kalp krizi neticesinde gerçekleştiği belirtilen ölüm niteliğindeki iş kazası yönünden bozmadan sonra dosya kapsamına giren Nizip Devlet Hastanesi tedavi kayıtlarına göre, sigortalının sağlığında Göğüs Hastalıkları Kliniğindeki muayenesi neticesinde “ Perinatal dönemden kaynaklanan kronik akciğer hastalığının” bulunduğunun anlaşılmasına göre, bu rahatsızlığın, kalp krizinin gerçekleşmesinde etkisinin bulunup bulunmadığının bu kapsamda “bünyesel faktörün” iş kazası olayının gerçekleşmesindeki etkisinin raporda gerekçesiyle uzman hekim bilirkişiler (...) ve İş Güvenliği Uzmanlarından müteşekkil heyet vasıtasıyla tartışılarak, rapor düzenlenmesinin temini gerekirken bu yönde değerlendirme içermeyen bilirkişi heyetlerince düzenlenmiş raporlara itibarla karar verilmesi de uyulan bozma gereğinin yerinde getirilmemesi nedeniyle hatalı olmuştur. Ayrıca önceki bozma kararında da açıkça “usuli kazanılmış hakka” vurgu yapılmasına karşın tespit edilen kusur oranının bir önceki kararın davacı yanca temyize getirilmemiş olması nedeniyle önceki hükme esas alınan 19.03.2015 tarihli hesap raporuna uygulanması (bu rapordan sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerinin rapora yansıtılmaması) ve aynı bozma kararında işaret edildiği gibi davacılara bağlanan gelirlerin rücuya kabil kısımlarının da bu hesaptan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55.maddesi gereğince tenzil edilmesi gerekirken bu yöndeki tespitlere aykırı olarak yapılan hesabın hükme esas alınması da uyulan bozma gereğinin yerinde getirilmemesi nedeniyle hatalı olmuştur. 3- Yargılamanın devamı sırasında 18 yaşını ikmal ederek dava ehliyetini kazanan davacı ...’ın velayeten düzenlenen vekaletle temsil edildiği anlaşılmakla beraber, HMK’nun 77.maddesi kapsamında bu davacıyı temsil eden vekilin vekaletini ibraz etmesinin sağlanması aksi durumun varlığı halinde ise asile yapılacak tebligatla yargılamaya devam edilmesi gerekirken bu yöndeki noksanın yargılama sırasında ikmal edilmemesi ve anılan davacının karar başlığında açıkça gösterilmemesi de usul ve yasaya aykırı olmuştur. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak bu aşamada bozma sebebine göre davalının sair temyiz itirazları incelenmeksizin ilk derece mahkemesince verilen karar bozulmalıdır SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle, bozma sebebine göre bu aşamada davalı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın karşı bozma gerekçesine karşı sonuç itibariyle oybirliğiyle 01.11.2022 gününde karar verildi. (M) KARŞI BOZMA GEREKÇESİ 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “tazminata esas kusur oranı ve kalp krizinde bünyesel faktörlerin değerlendirilmemesi” yönünde bozulması nedeni ile ilk derece mahkemesinin bozmadan sonra hesaplanacak ve hüküm altına alınacak tazminatı, davacının temyiz etmediği dikkate alınarak önceki raporun bilinen ve bilinmeyen dönem başlangıç ve bitiş tarihlerini değiştirmesinin davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. 2. Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira; 3. Maddi tazminat hesapları yapılırken, en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur. 4. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz. 5. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafın itiraz etmediği hesap, karar tarihine en yakın bilinen ücret üzerinden hesaplanmıştır. Bozmadan sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf bozmadan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararı temyiz etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar onanmış olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Sayın çoğunluğun bu yöndeki bozma nedenine katılınmamıştır.