Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/2186 E. 2023/2429 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/2186
Karar No
2023/2429
Karar Tarihi

... MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1963 E., 2021/1837 K. ... KARAR : Kısmen Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/378 E., 2019/257 K. Taraflar arasındaki davacının davalı işveren yanında 01.09.1990-26.04.2016 tarihleri arasında geçen çalışmaları nedeniyle itibari hizmet süresi ile fiili hizmet süresi zammının tespiti ve yaşlılık aylığı tahsisi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalıların istinaf isteminin kabulü ile kararın kaldırılmasına ve davanın kısmen reddine, kısmen reddine ilişkin karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkilinin 01.09.1990-26.04.2016 tarihleri arasında ... bünyesinde 506 sayılı Kanun'un Ek 5 ve 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi kapsamında galvaniz proses elemanı olarak çalıştığını, 25.04.2016 tarihinde kuruma başvurarak fiili hizmet sürelerinin hesaplanarak çalışma süresine eklenmesini, yaş haddinden indirim yapılmasını ve yaşlılık aylığına hak kazandıysa emekli edilmesini talep ettiğini, müvekkilince yapılan başvurunun kurumca reddedildiğini, müvekkilinin 01.09.1990-26.04.2016 tarihleri arasındaki çalışmaları yönünden 506 sayılı Kanun'un Ek 5 maddesi ve 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi kapsamında fiili hizmet süresi olarak tespiti ile yaş haddinden indirim yapılmasını ve bu suretle yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde; itibari hizmet kapsamında olduğu belirtilen ... A.Ş.'nin davaya dahil edilmesi gerektiğini, davacının fiili hizmet zammına hak kazanıp kazanmadığı belirlenmeden, dava açmasında hukuki yarar bulunmadığını, fiili hizmet zammına hak kazandığının tespiti halinde emeklilik işlemlerinde bu sürelerin dikkate alınacağını ve diğer koşullarından gerçekleşmesi halinde davacıya yaşlılık aylığı bağlanacağını, itibari hizmetin 506 sayılı Kanun'un ek 5 ve 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinde düzenlendiğini, çalıştığı işyeri ve yasada yazılı işlerde fiilen çalıştığının ispatlanması gerektiğinden beyanla davanın reddini talep etmiştir. 2.Dahili davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; davacının 08.01.2015 tarihinden 25.04.2016 tarihine kadar müvekkili nezdinde çalıştığını, prim ödemelerinin eksiksiz olarak müvekkilince bildirildiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...1-a)01.09.1990-26.03.2007 tarihleri arasındaki hizmet bildirimi bakımından davacının itibarı hizmet süresinden yararlanması mümkün olmadığından bu dönem itibariyle talebin reddine, B) ... işyeri nolu nakliye işyerinden bildirim yapılan 05.12.2008-31.12.2008 tarihleri arasında 27 gün, 21.06.2010-21.02.2011 tarihleri arasında 241 günlük çalışması süresi bakımından davacının çalışması fiili hizmet süresinden sayılmayacağı için bu süreler yönünden talebin reddine, C)01.10.2008-04.12.2008 tarihleri arasında 64 gün, 01.01.2009-20.06.2010 tarihleri arasında 530 gün, 22.02.2011-07.01.2015 tarihleri arasında 1386 gün, 01.03.2015-26.04.2016 tarihleri arasında 416 gün olmak üzere toplam 2396 günlük çalışma 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi gereğince fiili hizmet süresi olarak bildirilmekle bu süreler bakımından dava açmakla hukuki yarar bulunmadığından reddine, 2-İtibarı hizmet sürelerine göre davacının emeklilik yaşının 50 yıl 9 ay 29 gün olduğu ancak yaşlılık aylığı bağlanması için yaş şartını yerine getirmediğinden dolayı yaşlılık aylılığı kazandığı yönündeki talebin reddine, dair karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kendisi hakkında dava devam ederken 20.12.2018 tarihinde (51 yaşında) yeniden tahsis talebinde bulunulduğunu, anılan tarihte davacının yaş şartını sağladığını, ilk derece Mahkemesince bu hususun dikkate alınmadığını, ilk derece Mahkemesinin 01.09.1990 – 26.03.2007 tarihleri arasına ilişkin değerlendirmesinin hatalı olduğunu beyanla ilk derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Davacı vekilince ilk derece Mahkemesinin 01.09.1990 – 26.03.2007 tarihleri arasına ilişkin değerlendirmesinin hatalı olduğu beyan edilerek istinaf talebinde bulunulmuşsa da; yukarıda anılan Anayasa Mahkemesi kararı ve Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrası ile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği ilkesi gereğince anılan istinaf talebi isabetli değildir. Öte yandan; istinaf dilekçesinde dava devam ederken 20.12.2018 Tarihinde tahsis talebinde bulunulduğu belirtilmiş ise de her davanın açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilmesi gerekmekte olup bu yöndeki istinaf talebi de yerinde bulunmamıştır. Ancak; her ne kadar ilk derece Mahkemesince hüküm fıkrasının 2 numaralı bendinde "...davacının emeklilik yaşının 50 yıl, 9 ay ve 29 gün olduğu" belirtilmişse de; söz konusu süre, bilirkişi heyeti tarafından, davacının 05.12.2008 – 31.12.2008 ve 21.06.2010 21.02.2011 tarihleri arasındaki hizmetlerinin (6962) sicil numaralı işyerinden bildirilmesi gerektiğinin kabulü ve dolayısıyla fiili hizmet süresi zammından faydalandırılması durumunda yapılan hesaba göre belirlenen yaş koşuluna ilişkindir. Fakat; ilk derece Mahkemesince, hizmetlerin "nakliye işyerinden" bildirildiği gerekçesiyle, hüküm fıkrasının 1-B bendinde bu süre yönünden talebin reddine karar verilmiştir. Reddedilen sürenin fiili hizmet süresi zammı yönünden hesaba katılmasıyla belirlenen yaş şartının hüküm fıkrasında belirtilmesi hatalı olmuştur. Bu itibarla; 6100 sayılı Kanun'un 355 inci maddesinde yer alan ve incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, ancak kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bunun kendiliğinden gözetileceği yönündeki düzenleme çerçevesinde yapılan incelemede; ilk derece Mahkemesince reddedilen dönemin hesaba katılması sureti ile belirlenen ve hüküm fıkrasının 2 inci fıkrasında yer alan yaşlılık aylığının yaş koşuluna ilişkin kısmın çıkartılmasıyla aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; ... 2. İş Mahkemesi'nce verilen 12.09.2019 Tarih ve 2016/378 E., 2019/257 K. sayılı sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince kaldırılmasına, 1-A) 01.09.1990 - 26.03.2007 tarihleri arasındaki hizmet bildirimi bakımından davacının itibari hizmet süresinden yararlanması mümkün olmadığından bu dönem itibariyle talebin reddine, B)1295228 işyeri nolu nakliye işyerinden bildirim yapılan 05.12.2008 - 31.12.2008 tarihleri arasında 27 gün, 21.06.2010 - 21.02.2011 tarihleri arasında 241 günlük çalışması süresi bakımından davacının çalışması fiili hizmet süresinden sayılmayacağı için bu süreler yönünden talebin reddine, C) 01.10.2008 - 04.12.2008 tarihleri arasında 64 gün, 01.01.2009 - 20.06.2010 tarihleri arasında 530 gün, 22.02.2011 - 07.01.2015 tarihleri arasında 1.386 gün, 01.03.2015 - 26.04.2016 tarihleri arasında 416 gün olmak üzere toplam 2.396 günlük çalışma 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi gereğince fiili hizmet süresi olarak bildirilmekle bu süreler bakımından dava açmakla hukuki yarar bulunmadığından reddine, 2-Yaşlılık aylığı koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından bu yöndeki talebin reddine, dair karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilin 01.09.1990 ile 26.03.2007 tarihleri arasındaki çalışmalarının, itibarı hizmet süresi olarak hak ve olanaklarından yararlanacağı iş kolu olarak, 04.10.2006 tarihli 2002/157 E. – 2006/97 K. sayılı Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile olanaklı olduğuna ancak ilgili Anayasa Mahkemesi kararının geriye yürüyemeyeceğini bu sebeple de ,müvekkilin işbu çalışmalarının itibarı hizmet süresi olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davası reddedilmiş ise de, 27.03.2007 tarihli Resim Gazetede yayımlanan Anayasa Mahkemesi Kararı ile getirilen düzenleme, müvekkili lehine düzenleme olup uygulanmasının doğru olduğu olacağı kanaatinde olduğunu, bu konuda Yargıtay ve son Danıştay kararında lehe düzenlemelerin davacı lehine uygulanması gerektiğini belirterek, hak kaybına uğradığı kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının davalı işveren yanında 01.09.1990-26.04.2016 tarihleri arasında geçen çalışmaları nedeniyle itibari hizmete hak kazanıp kazanmadığı ile buna göre itibari hizmet süresinin ve fiili hizmet süresi zammının tespiti gerekip gerekmediğine ve tahsis istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, mülga 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi hükümleridir. 3. Değerlendirme 1.İtibari hizmet süresi, ağır ve yıpratıcı işlerde çalışanların erken yıpranmaları nedeniyle daha erken emekli olabilmeleri için kanun koyucu tarafından belirlenmiş erken emeklilik sağlayan düzenlemelerden biridir. İtibari hizmet süresi fiilen olmayan ancak kanun koyucu tarafından verilen imkân nedeniyle varsayılan bir sürenin sigortalılık süresine eklenmesi şeklinde ortaya çıkmış ve 506 sayılı Kanun kapsamında düzenlenmiştir. 2.Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesinde, anılan Kanuna göre sigortalı sayılanların, aşağıda sayılan görevlerde geçen sigortalılık sürelerine, bu sürelerin her tam yılı için hizalarında gösterilen sürelerin sigortalılık süresi olarak ekleneceği belirtildikten sonra, maddenin (IV) numaralı bendinde “Sigortalılar” başlığı altında “Azotlu gübre ve şeker sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo binalarında çalışanlar” sözcüklerine yer verilmiş, bu bende ilişkin “Hizmetin Geçtiği Yer” başlıklı kısımda ise “1.) Çelik, demir ve tunç döküm, 2.) Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde, 3.) Patlayıcı maddeler yapılmasında, 4.) Kaynak işlerinde çalışanlarda.” sıralaması yapılmıştır. Anlaşılacağı üzere, itibari hizmet süresi hak ve olanağından yararlanmak için, maddede yazılı fiziksel koşullarla birlikte iş kolu ve iş yeri şartlarının da gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmaktadır. 3.İtibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektiren olgunun sanayi kolları farklı olsa da belli, ağır, riskli ve sağlığa zararlı işlerin yapılması olduğu, bu nitelikte işleri yapan kişilerin aynı durumda olmadıklarının ileri sürülemeyeceği ve aynı hukuksal durumda bulunanların farklı kurallara tabi tutulmasının Anayasa’nın eşitlik ilkesine yer veren 10. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle, anılan bentte yer alan “Azotlu gübre ve şeker sanayii” ibaresi, 27.03.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 gün ve 2002/157 Esas - 2006/97 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. 4.Ayrıca; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 16.05.2000 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 18.02.2000 gün ve 1997/1 Esas - 2000/1 Karar sayılı kararında, anılan ek 5. maddede öngörülen itibari hizmet süresinin, salt sigortalılık süresine eklenmesi gerekeceği, ayrıca bu sürenin fiili prim ödeme gün sayısına eklenmesinin söz konusu olamayacağı açıklanmıştır. 5.Diğer taraftan; 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 4-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu ancak, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanun'un geçici 7 nci maddesi hükmünde "Bu Yasanın yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun'un geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Yasa hükümlerine göre değerlendirilirler" hükmü ve genel olarak Yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem yönünden davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesidir. 6.Eldeki davada ise, davacının isteminin 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci ve 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi kapsamında olduğu anlaşılmakta olup, mahkemece yapılan değerlendirmede “Azotlu gübre ve şeker sanayii” ibaresinin, 27.03.2007 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 04.10.2006 gün ve 2002/157 Esas - 2006/97 Karar sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmesi nedeniyle sadece bu dönem sonrası bakımından ve davacının yaptığı galvaniz proses elemanı işinin niteliğinin dikkate alınmaksızın inceleme yapıldığı anlaşılmakta olup, davacı hakkında 506 sayılı Kanun'un Ek 5 inci maddesinin IV üncü fıkrası hükümlerinde yer alan "2.Zehirli boğucu yakıcı öldürücü ve patlayıcı gaz asit boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde" çalışanlar bakımından davacının iddiasına konu 27.03.2007 öncesi dönem hakkında herhangi bir irdeleme ve tahkikatın bulunmaması isabetsiz olup, usul ve yasaya aykırıdır. 7. Kabule göre de, 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi kapsamında bulunmayan sürelerin bu kapsamda olduğu kanaati ile fiili hizmet süresi hesabında dikkate alınması ile tahsis talebinin bu kapsamda irdelenmesi ile yazılı şekilde esas alınması mümkün olmayan hesaba dayalı olarak karar verilmesi de isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/2186, K. 2023/2429, T. 14.03.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2022-2186-e-2023-2429-k-42fe5bde7203