Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2021/7287 E. 2022/11736 K. – Uygun İlliyet
Konu: Uygun İlliyet Bağı Kesilmiştir.” Gerekçesiyle “davacının
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/7287
- Karar No
- 2022/11736
- Karar Tarihi
- Konu
- Uygun İlliyet Bağı Kesilmiştir.” Gerekçesiyle “davacının
Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi No :
İş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; ilk derece mahkemesince ilâmda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesince davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesince verilen kararın, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.10.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacılar adına Av. ... ... geldi. Davalı adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. I- İSTEM: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisinin 30.07.2015 tarihli iş kazası neticesinde vefat etmiş olması nedeniyle sigortalının eşi ... lehine fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 1.000 TL maddi ve 80.000 TL manevi tazminat, sigortalının çocukları ... lehlerine fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 1.000 TL’şer maddi ve 60.000 TL’şer manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. II- CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müteveffa işçinin ... İnş. Ltd. Şti. çalışanı olduğunu, müvekkili şirketin işveren olmadığını, ... İnş. Ltd. Şti. ile müvekkili firma arasında anahtar teslimi taahhüt edilen iş nedeniyle sözleşme mevcut olduğunu, olayın iş kazası sonucu olmadığını, iş kazası olduğu düşünülse dahi müvekkili şirketin işlenen cinayette hiçbir kusurunun bulunmadığını, müteveffa işçinin cinayet sonucu hayatını kayıp ettiğini ve failin de ceza yargılaması sonucunda ömür boyu hapse mahkum olduğunu, davacıların müvekkili firmaya dava açmasının kötü niyetli olduğunu, davacıların kendi işverenleri olan ... İnş. Ltd. Şti'den tüm maddi ve manevi zararlarını tahsil ettiklerini, davacıların gelire bağlandıklarını belirterek davanın reddini talep etmiştir. III- MAHKEME KARARI: A-İLK DERECE MAHKEME KARARI İlk derece mahkemesince özetle; “Dava konusu iş kazasının taşeron firma yetkilisi ... tarafından, kendi işçisi müteveffa ...'i inşaat sahasında daha önce yapmış olduğu plan doğrultusunda tasarlayarak öldürmesi suretiyle gerçekleştiği sabittir. Davalı şirketin asıl işveren olarak almakla yükümlü olduğu iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile önlenmesi mümkün olmayan, iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri kapsamı dışında kalan, esas itibariyle devletin kamu gücü kullanmak suretiyle önlemekle yükümlü olduğu, ancak tarihin hiçbir döneminde, alınan tüm tedbirlere karşın tamamen önlenmesi mümkün olmamış münferit bir olay (adam öldürme) nedeniyle davalı asıl işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu husus, yukarıda da belirtildiği üzere alınan kusur ve inceleme raporuyla da ortaya konulmuştur. Kusur sorumluluğu bulunmayan davalı şirketin TBK kapsamında kusursuz sorumluğu da bulunmamaktadır. Zira, yukarıda detayları belirtilen münferit olay nedeniyle davalı şirket açısından eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet bağı kesilmiştir.” gerekçesiyle “Davacının davasının reddine,” karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI: Bölge Adliye Mahkemesince “Davacı tarafın istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesine göre Esastan Reddine ” karar verilmiştir. IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ: Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Davaya konu eylemi gerçekleştiren ...’in 3. kişi olarak kabul edilerek eyleminin illiyet bağını kestiğinden bahsedilmeyeceğini, ...’in sigortalının işvereni olduğunu, davalının da asıl işvereni olduğu için kusursuz olarak sorumlu tutulması gerektiğini, 6098 sayılı TBK'nın 66 ve 116 maddelerinde açıkça ''çalışan'' ve ''ifa yardımcısı'' kelimelerinin kullanılması karşısında ... 'in üçüncü kişi olarak kabul edilmesinin Kanun'un olaya yanlış uygulanması sonucunu doğurduğunu, kusur raporlarının hükme esas alınabilmesinin mümkün olmadığını işaretle kararın bozularak kaldırılmasını talep etmiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME: Somut olayda uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için asıl - alt işveren kavramları ile işveren vekilinin sorumluluğunun açıklanması gerekmektedir. 4857 sayılı Kanun'un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) Günümüzde işletmelerin ve iş kapasitelerinin genişlemeleri, işverenin tek başına ve bizzat işi yönetmesini, iş yasalarından ve sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirmesini olanaksız kılmaktadır. Özellikle sermaye şirketi olan tüzel kişi işverenin, zaman zaman toplanarak yönetime dair kararlar alan organlarının, sürekli olarak işleri doğrudan doğruya idare etmesi mümkün değildir. Bu durumda, şirket yönetimine yardımcı olacak gerçek kişilerin işveren vekili olarak iş yerlerinde çalıştırılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinin 4. bendine göre; işveren adına hareket eden ve işin, iş yerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere, işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur. Aynı maddenin 5. bendine göre de İş Kanununda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 12. maddesinin 2. fıkrasına göre işveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini yapan kimse, işveren vekilidir. Bu kanunda geçen işveren deyimi, işveren vekilini de kapsar. İşveren vekili, bu kanunda belirtilen yükümlülüklerinden dolayı işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Gerek İş kanunu Gerekse 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre; bir kimsenin işveren vekili sıfatını kazanabilmesi için; işyerinde işveren adına hareket etmesi ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alması gerekir. Bu düzenlemeler ışığında, şayet işyeri işveren vekilince yönetiliyorsa, maddelerde gösterilen "işveren" deyiminin yerine "işveren vekili" deyimi ikame olunacak ve işverenin sorumlu olduğu durumun sonuçlarına işveren vekili de katlanmak zorunda kalacaktır. İş Kanunun, işveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı muamele ve yüklemlerinden doğrudan doğruya işverenin sorumluluğunu kabul eden ilgili maddesi, işveren ile işveren vekili arasında doğrudan doğruya temsil ilişkisi bulunduğunu gösterir. Şu hâlde işveren vekili işveren adına ve hesabına hareket eden ve yaptığı hukuki işlemler ile onu alacaklı ve borçlu kılan kimsedir. Bu anlamda işveren vekili teknik yönden bir işveren temsilcisidir. Sonuç itibariyle, iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında; iş kazasında kusuru olduğunun tespiti halinde, işveren vekili de, işveren yanında zarardan sorumlu olacaktır. Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay incelendiğinde, davalı şirketin üstlendiği stadyum inşaatı işinin, alçı, sıva, boya ve dekorasyon işlerini dava harici ... İnş. Taah .... San. Tic. Ltd Şti’ne verdiği, sigortalı ...’in bu şirkette alçı sıva ustası olarak çalıştığı, bu şirketin müdürünün ise ... olduğu, sigortalı ile ... arasında borç para ilişkisi nedeniyle husumet bulunduğu, olay günü sigortalının stadyum inşaatı işyerinde çalışması esnasında, bu husumetleri nedeniyle ... ile tartıştığı ve günün ilerleyen saatlerinde ...’in sigortalı ile bir araya gelip diğer işçilerin çalıştıkları alandan uzaklaştıkları, akabinde sigortalının mesai bitiminde işyerinde bulunamadığının anlaşılması üzerine yapılan soruşturma neticesinde, olay günü sigortalı ve işçilerin çalışma alanı olan bloktan uzaktaki başka bir blokta ...’ın kafasına, demir çubukla vurarak ölümüne sebep olduğunun anlaşıldığı, Ceza Davasında kasten öldürme suçu nedeniyle haksız tahrik hükümleri uygulanmaksızın mahkumiyetine karar verildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, olayın iş yerinde gerçekleştiği ve bir iş kazası olduğu, ... tarafından da yapılan tahkikat neticesinde olayın iş kazası olarak kabul edildiği, dosya kapsamında alınan ve birbirini doğrulayan iki bilirkişi heyeti raporunda da olayın %100 oranında kusurlu ... eylemi ile gerçekleştiği olayda başka kusuru bulunan kimse bulunmadığının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Açıklanan bu oluşa göre, davalı ... AŞ’nin stadyum inşaatı kapsamında asıl, dava harici .... Tic. Ltd. Şti.’nin ise alt işveren olduğu, öldürme eylemini gerçekleştiren dava harici ...’in ise alt işveren ... Şirketinin müdürü ve dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre şirket adına işin sevk ve idaresini yürüten işveren vekili olduğu açıktır. O halde, 4857 sayılı Kanunun 2/4. ve 5510 sayılı Kanunun 12/2.maddeleri kapsamında, dava harici alt işveren .... Tic. Ltd. Şti.’nin, %100 kusurlu eylemi gerçekleştiren kendi işveren vekili olan ...’in kusurundan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, devamla davalı asıl işveren davalı ... AŞ’nin de, 4857 sayılı Kanunun 2/7. ve 5510 sayılı Kanunun 12/6.maddeleri kapsamında alt işverenin sorumlu olduğu %100 kusurdan kanunen sorumlu olması gerektiğinin anlaşılmasına göre; davalı şirketin, davaya konu adam öldürme niteliğindeki iş kazasından sorumlu olduğu açıktır. Mahkemece yapılan bu açıklamalar gözetilmeksizin yazlı şekilde işveren vekili ...’in üçüncü kişi kabulü ve bu kişinin illiyet bağını kesen eylemiyle davalı asıl işverenin sorumlu olmadığının kabulüyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur. O halde mahkemece yapılacak iş davalının açıklanan şekilde kanuni sorumluluğunun bulunduğunu gözeterek, davacının tazminat istemleri hakkında bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak ve bu aşamada bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak; İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi kararının HMK’nın 373/1 maddesi gereği kaldırılarak temyiz edilen ilk derece mahkemesi hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, davacı avukatı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma Avukatlık parasının davalıya yükletilmesine, 04.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.