Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/7208 E. 2012/20790 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/7208
Karar No
2012/20790
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 2009/152-2012/46

Dava, hizmet süresinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde istemin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalı Kurum ve davalı işverenler vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Somut olayda; davacı, davalı işverenlerden ... nezdinde 05.02.1989 - .01.11.1997 tarihleri arasında ve davalı işverenlerden ... Akü ve Otomotiv San. ve Tic. Ltd. Şti nezdinde 01.11.1997 – 20.04.2005 tarihleri arasındaki meslek hastalığından raporlu olduğu günler haricindeki kesintisiz çalışmalarının tespitini talep etmiştir. Mahkemece, Kuruma bildirilen süreler ve yaz aylarında bir aylık pamuk tarlasındaki çalışmaları dışlanarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemenin hükmü, 1995 yılı ve öncesine ilişkin çalışma, eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup, çalışma gün sayısında maddi hesap hataları yapılması ve çalışmanın kabul edildiği dönemlerin açık ve net olarak belirtilmemesi nedeniyle infaza elverişli değildir. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında; davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; davalı işverenlerden ...’a ait işyerinden verilen 1990, 1991 ve 1992 yıllarına ilişkin 4 aylık sigorta primleri dönem bordrolarının, bir kısmında davacının adı soyadı karşısında, davacının sigorta sicil numarası olan 1458.... yerine, 1458.... numaralı sigorta sicil numarasının yazdığı, yine dönem bordrolarının bir kısmında 1458.... sigorta sicil numarası karşısında ... ad ve soyadı yazıldığı gözetildiğinde, söz konusu bordrolardaki kişinin davacı olup olmadığı, bu çalışmaların davacıya ait olup olmadığı saptanmalı; davacının, 1995 yılı ve öncesine ilişkin çalışmalarının fiili, gerçek ve kesintisiz olup olmadığı araştırılmalı; işverenlerden ...’ın bordrolarında 1995 yılı ve öncesinde kayıtlı kişiler ile, gerektiğinde, çalıştığı yerdeki komşu işyerinde çalışan kişiler saptanarak re’sen bilgi ve görgülerine başvurulmalı; davalı işverenler nezdinde kesintisiz olduğu iddia edilen çalışmanın kesintili olup olmadığı irdelenmeli; davalı işyerinde tespiti istenen dönemde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığını araştırılmalı, eğer, inceleme yapılmışsa belgeleri getirtilmeli; yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı; böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip, takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca, HMK. 297. maddesi çerçevesinde infazda tereddüt yaratmayacak şekilde karar verilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak, elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum ve davalı işverenler vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılar ... ve ... Akü Otomotiv San.Tic.Ltd.Şti.'ne iadesine, 06.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/7208, K. 2012/20790, T. 06.11.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-7208-e-2012-20790-k-632688d06114