Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/16037 E. 2012/14056 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/16037
Karar No
2012/14056
Karar Tarihi

Mahkemesi :Ankara 12. İş Mahkemesi No :1037-227 ... adına Av.... İle TRT Kurumu Genel Müdürlüğü adına Av. ... ve SGK Başkanlığı Adına Av. ... aralarındaki dava hakkında Ankara 12. İş Mahkemesinden verilen 08.05.2012 gün ve 1037-227 sayılı hükmün, Dairemizin 05.10.2010 gün 1458/12928 sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmiştir. Bozma sonrası, Mahkemenin verdiği 08.05.2012 gün ve 1037 /227 sayılı karar ile önceki kararında 6100 sayılı HMK’nın 373/(5). maddesi uyarınca direndiği anlaşılmış olmakla ve direnme üzerine yapılacak işlemlerin neler olduğu 6100 sayılı HMK’nın 373’ncü maddesinin (5). fıkrasında; “İlk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi kararında direnirse, bu kararın temyiz edilmesi durumunda inceleme, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır. (6) fıkrasında da; “(6) Hukuk Genel Kurulunun verdiği karara uymak zorunludur.” şeklinde ifade edilmiş olmakla birlikte 5 Temmuz 2012 gün ve 28344 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 40. maddesi ile 5521 sayılı Kanuna eklenen Geçici 2’nci maddedeki;“ Bölge adliye mahkemelerinin, 5235 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, Yargıtayın bozma kararlarına karşı verilen direnme kararının temyizi halinde dava dosyası, önce kararı veren daireye gönderilir. Direnme kararları daireler tarafından öncelikle incelenir. Kararı veren daire, direnmeyi yerinde görürse kararı düzeltir; yerinde görmezse talebi on gün içinde Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna iletir.” şeklindeki düzenleme karşısında, direnme kararının süresi içinde temyizen incelenmesi davalılar avukatlarınca talep edilmesi üzerine, düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Dava, 01.03.1996-25.06.1998 arası dönemde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerin tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar verildiği, hükmün Dairemizce; “5510 sayılı Yasanın Geçici 7. maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20’ nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir.” hükmü uyarınca, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olduğu kabul edilmelidir. Anılan madde hükmüne göre; Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Maddenin açık ifadesi karşısında, davacının tespitini istediği sigortalı çalışmalarının sona erdiği tarihten sonra Emekli Sandığına tabi olarak çalışmasını sürdürmesinin hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı açıktır. Hukuk Genel Kurulunun 02.05.1997 tarih ve 1997/10-142 Esas 1997/406 Karar sayılı kararında da bu husus açıkça belirtilmiştir. Somut olayda, davacının 25.06.1998 tarihinde Emekli Sandığına tabi olarak çalışmaya başladığı, sigortalı çalışmasının sona erdiği 25.06.1998 tarihinden sonra davanın 03.08.2006 tarihinde açıldığı ve beş yıllık hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçmiş olduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.” gerekçesiyle bozulduğu, ancak, direnme üzerine Hukuk Genel Kurulu’nun 27.04.2011 gün ve 2011/10-52 Esas 2011/221 Karar, 28.09.2011 gün ve 2011/10-441 Esas 2011/574 Karar, 07.12.2011 gün ve 2011/10-641 Esas 2011/741 Karar sayılı ilamlarında da vurgulan; “Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; sigortalının, 506 sayılı Yasa kapsamında çalışmakta iken, aynı işyerindeki çalışmasının 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Yasasına tabi olarak kesintisiz olarak devam etmesi halinde, hak düşürücü sürenin; bu çalışmalardan hangisinin sona erme tarihi başlangıç alınarak hesaplanacağı; buna bağlı olarak eldeki davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı, noktasında toplanmaktadır.Hemen belirtmelidir ki, çalıştırılanlar, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 3. maddesinde belirtilen istisnalardan olmamak kaydıyla, 2. maddede öngörülen koşulların varlığı halinde kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten başlayacağına ilişkin norm, sigortalının kayıt altına alınabilmesi ile sonuç doğurur. Bildirimsiz geçen çalışmaların tespitine ilişkin dava koşulları ise 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesinde tanımlanmıştır. Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte tespit edilen belgelerinin Kuruma verilmemiş ya da çalışmaların Kurumca saptanamamış olması ile anılan davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmış olmasıdır.Kural olarak; sigortalı, bildirimsiz kalan çalışmalarının tespitini, hak düşürücü sürenin işlemeye başladığı, hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içerisinde isteyebilir. Bu hak düşürücü sürenin; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca saptanamayan sigortalılar yönünden geçerli olacağı açıktır. Vurgulamakta yarar vardır ki, sosyal güvenlik hakkının anayasal güvenceye sahip ve vazgeçilmez temel insan haklarından olması ve sosyal güvenlik ile ilgili tüm kurumların 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu ile tek çatı altında birleştirilmesi olguları da gözetildiğinde, sigortalıların işyerinde 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamında çalışmakta iken, yine aynı işyerinde atama tasarrufuna bağlı olarak T.C. Emekli Sandığına tabi olarak çalışmalarını sürdürmeleri halinde, her iki hizmet birlikte değerlendirilerek, kesintisiz tek bir hizmetin varlığının kabulü gerekir. ” şeklindeki ilkeler benimsenmek suretiyle, Dairemizin 02.02.2012 gün ve 2010/12175 Esas ve 2012/1313 sayılı ilamının ortadan kaldırılması gerektiği anlaşılmıştır. O halde, davalılar vekillerinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden Dairemizin bozma ilamı kaldırılarak Mahkemenin direnme hükmü onanmalıdır. SONUÇ: 1- Mahkemece verilen direnme hükmünün açıklanan nedenlerle yerinde bulunduğu anlaşıldığından, Dairemizin Mahkemenin anılan kararının bozulmasına ilişkin 05.10.2010 gün 1458/12928 sayılı ilamının KALDIRILMASINA; 2-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan direnme hükmünün ONANMASINA, 18.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/16037, K. 2012/14056, T. 18.07.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-16037-e-2012-14056-k-b4f12d72c9e1